Bir çocuk okuldan eve geliyor. Çantasını odasına bırakır ve ailesinin ‘‘Bugün okul nasıldı?’’ sorusuna her zamanki gibi ‘‘İyiydi.’’ diye cevap verir. Oysa o gün sınıfta arkadaşları onunla dalga geçmiş, teneffüste oyunlara dahil etmemiş ya da itilip kakılmıştır.
Çocuk bunların hiçbirini ne okulda öğretmenlerine ne de eve geldiğinde ailesine anlatmamıştır. Bazen akran zorbalığı tam da böyle görünür: Sessiz. Akran zorbalığı denildiğinde akla fiziksel şiddet gelmektedir.
Oysa zorbalık yalnızca vurmak, itmek ya da eşyasına zarar vermek değildir. Bir çocuğun dış görünüşüyle sürekli dalga geçmek, oyunlara dahil etmemek, lakap takmak, arkadaş grubundan dışlanmak, tehdit etmek zorbalığın farklı biçimleri olabilmektedir. Günlük hayatta ise bu gibi davranışların çoğu ‘‘şaka’’ olarak adlandırılabilir.
‘‘Biz sadece eğleniyorduk.’’ ‘‘Çocuklar arasında olur.’’ ‘‘Birbirlerine takılıyorlar.’’ ‘‘Sende biraz karşılık verseydin.’’ Ancak burada önemli bir ayrım vardır: Bir davranışın şaka olarak yapılmış olması, karşı tarafta yaratmış olduğu etkiyi ortadan kaldırmamaktadır. Örneğin; bir çocuk arkadaşının kilosuyla ilgili bir kez düşünmeden konuşabilir. Bu durum çocuklar arasında bir çatışma olarak ele alınabilir ve uygun şekilde onarılabilir.
Fakat aynı çocuk her gün aynı arkadaşının fiziksel görünüşü, kilosuyla dalga geçiyor diğer çocukları da buna dahil ediyor ve arkadaşını oyunlara dahil etmeyerek dışlanmasına sebebiyet veriyorsa artık yalnızca ‘‘şakalaşma’’ diye geçiştirmek mümkün değildir. Akran zorbalığını değerlendirirken davranışın tekrar edip etmediği, çocuklar arasındaki güç dengesi ve davranışın çocuk üzerinde yarattığı etki önemlidir. Zorbalığa maruz kalan çocuk ise her zaman yaşadıklarını açıkça anlatmayabilir.
Arkadaşları tarafından daha fazla dışlanma endişesi, ailesinin neden karşılık verip kendini savunmuyorsun diyebilme düşüncesi çocuğun sessiz kalmasına neden olabilir. Bu nedenle ailelerin çocuklarının davranışlarındaki değişiklikleri fark etmesi önemlidir. Okula gitmek istememe, arkadaşlarımdan uzaklaşma, keyif aldığı etkinliklere karşı isteksizlik, okul hakkında konuşmaktan kaçınma gibi durumlar tek başına zorbalık anlamına gelmez.
Ancak bunlar çocuğun dünyasında neler olup bittiğini anlamak için bir fırsat olabilir. Burada ailelere düşen görev, çocuğa hemen çözüm sunmak ya da ‘‘Sen de karşılık ver.’’ demek değil; öncelikle onu dinlemektir. ‘‘Bunu yaşadığın için üzgünüm.’’ ‘‘Kendini hazır hissettiğinde benimle paylaşabilirsin.’’ ‘‘Bunun senin suçun olmadığını bilmeni isterim.’’ gibi ifadeler, çocuğun kendisini güvende hissetmesine yardımcı olabilir.
Diğer taraftan ise zorbalık yapan çocuğu yalnızca ‘‘kötü çocuk’’ olarak etiketlemek de çözüm değildir. Davranışın sınırlandırılması gerekirken, bu davranışın altında nelerin olduğunun da anlaşılması gerekir. Çocukların sosyal ilişkileri öğrenme sürecinde yetişkinlerin rehberliğine ihtiyacı vardır.
Akran zorbalığı yalnızca zorbalığa maruz kalan çocuğun değil, zorbalık yapan ve buna tanıklık eden çocukların da içinde bulunduğu bir durumdur. Bu nedenle çözüm de yalnızca bir çocuğa ‘‘güçlü olmayı’’ öğretmekten geçmez. Çocuklara sınır koymayı, yardım istemeyi, farklılıklara saygı göstermeyi ve bir arkadaşının incindiğini fark etmeyi öğretmek gerekir.
Çocukların arasında yaşanan her şey ‘‘çocuklar arasında olur’’ diyerek geçiştirilemez. Bazen bir çocuğun gülüyor olması gerçekten eğlendiği anlamına gelmediği gibi aynı zamanda ‘‘İyiyim.’’ demesi gerçekten iyi olduğu anlamına gelmemektedir.


