Pazar, Ağustos 9, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Bir Garip Sığınak: Kendini Hep Haklı ve Mağdur Hissetmenin İnce Sızısı

BİR GARİP SIĞINAK: KENDİNİ HEP HAKLI VE MAĞDUR HİSSETMENİN İNCE SIZISI

Bir cumartesi akşamı arkadaş grubunuzla oturduğunuz o masayı düşünün. Kimisi hayatından, kimisi işinden, kimisi koşuşturmacasından, kimisi gideceği bir tatilden bahsediyor. Masadaki bir dostunuz ise laf ne zaman ona gelse hep aynı şekilde başlıyor: ‘’Siz yine iyisiniz, benim yaşadıklarımı bir bilseniz…’’ Ya da ne zaman hayatında bir aksaklık çıksa, kollarını kavuşturup ‘’Zaten tüm aksilikler beni bulur, bir işim düzgün gitmiyor ki…’’ diyen o arkadaşınızı hatırlayın. Kim bilir, belki bir anlığına dürüst olup kendi içimize baktığımızda, o tanıdık yüzle karşılaşırız.

Haksızlığa uğradığımızı düşündüğümüz, hayatın üzerimize geldiğini ve umutsuz hissettiğimiz anlarda kırılmak veya üzülmek oldukça insanidir. Ancak zamanla bu kırgınlık ve üzüntü bir hayat tarzına dönüşmeye başladığında farkında olmadan oldukça sessiz ve sinsi bir psikolojik sığınağa çekiliriz: Mağdur narsisizmi.

Vitrindeki Mağduriyet, Mutfaktaki Üstünlük

Narsist kelimesi, son zamanlarda oldukça sık duyduğumuz bir kelimedir. Bu kelimeyi duyduğumuzda zihnimizde genellikle kasıla kasıla yürüyen, sürekli kendini öven, yüksek egolu, spot ışıklarını üstünden ayırmayan o iddialı tipler canlanır. Oysa narsisizmin görünmeyen, sessiz, belki de sinsi ve mahzun bir çehresi vardır. Mağdur narsist kişiliğe sahip olanlar bağıra çağıra ‘’Ben iyiyim!’’ demez. Bunun yerine gözlerinin içiyle, kalbiyle, iç çekişleri ve sessizliği ile şunu fısıldar: ‘’Ben o kadar özel, o kadar derin ve hassas biriyim ki, bu acımasız dünya ve yüzeysel insanlar beni anlayamaz.’’

Tam da bu durum, mağdur narsisizmi sıradan bir dertlenmeden ayırır. Normalde dertleştiğimizde amacımız içimizi dökmek, omuzlarımızdaki yükü paylaşmak ve bir nebze de olsa rahatlamaktır. Mağdur narsisizminde ise çekilen acı, kişiye gizli bir özel olma hali verir. Kendisinin çektiği acı, dünyadaki en derin acıyken yaşadığı talihsizlikte en eşsiz talihsizliktir.

‘’Benim için ne yaptın?’’ Tuzağı ve İlişkilerdeki Gizli Yük

Bu ruh hali en çok da yakın ilişkilerimizi, evliliklerimizi veya dostluklarımızı için için kemirir. Bir tartışma esnasında derdinizi söyleyebilir, bir şekilde ortak noktada buluşabilirsiniz. Peki ya karşınızdaki kişi, yönelttiğiniz en ufak bir yapıcı eleştiride bile gözleri dolarak içe kapanıyor, arkasını dönüp sizi kocaman bir suçluluk duygusuyla baş başa bırakıyorsa?

Mağdur narsisizm ile örülü bir ilişkide rol dağılımı maalesef son derece nettir: Bir taraf sürekli anlayış gösteren, özür dileyen, idare eden ve telafi çabasıyla çırpınan bir konumdayken; diğer taraf ise ne yapılırsa yapılsın asla tatmin edilemeyen, her an incinmeye hazır bekleyen konumdadır.

‘’Senin tuzun kuru tabii, benim ne hissettiğimi nereden bileceksin ki?’’

‘’Yine benim dediğim yanlış anlaşıldı, ben ne söylesem kabahat zaten.’’

‘’Ben sizin için saçımı süpürge edeyim, elimden geleni yapayım; gördüğüm muameleye, aldığım karşılığa bak.’’

Bu cümleler size tanıdık geliyorsa, orada örtük ama son derece yıpratıcı bir duygusal manipülasyon dönüyor demektir. Kişi, geçmişte yaşadığı ya da o an abarttığı mağduriyeti bir imtiyaz kartı gibi masaya sürer. Aslında bu kartın arka planındaki mesaj oldukça açıktır: ‘’Ben çok acı çekiyorum; o halde bana sınır koyamazsınız, beni eleştiremez ve benden hiçbir sorumluluk bekleyemezsiniz.’’

Neden Bu Sığınağı Terk Etmek İstemeyiz?

İnsanın sürekli kendi hikayesinin kurbanı olarak kalması, dışarıdan bakıldığında ağır ve yıpratıcı bir yük gibi görünür. Ancak zihin, katlanılması bu kadar zor görünen bir rolde ısrar ediyorsa, orada görmezden gelmeyi seçtiğimiz görünmez bir sığınak var demektir. Kurban anlatısının içine yerleşmek, kişiye farkında olmadan bir konfor alanı yaratır; çünkü hayatın karşımıza çıkardığı tıkalı noktaların, hayal kırıklıklarının ya da başarısızlıklarının sorumluluğunu tamamen dış dünyadaki bir kaynağa yüklemek, insanı değişimin getireceği o ürkütücü belirsizlikten muaf tutar. Suç, talihsizliklerde ya da başkalarının acımasızlığındaysa, kişinin kendi kabuğunu kırmasına, hatasını kabul etmesine veya yeniden denemesine gerek kalmaz; böylece başarısızlığın o ezici ağırlığı omuzlarından sessizce sıyrılıp gider. Üstelik bu zayıf ve yaralı olan duruş, dış dünyadan gelebilecek şefkat ve hoşgörünün en zahmetsiz anahtarına dönüşür. Kendini sürekli mağdur konumunda sunan birey, etrafındaki insanların merhametini garantilemiş olur. Her incinmişlik ifadesi, çevreden toplanan geçici bir ilgi ve onay akışını besler. Tüm bunların ötesinde ‘’Zaten hayat bana karşı hiçbir zaman adil olmadı’’ düşüncesi, gelecekte yaşanabilecek muhtemel yenilgilere karşı önceden giyinilen kırılmaz bir zırhtır. Kişi, daha yola çıkmadan kaybetmeyi göze alırsa hayal kırıklığının keskin acısından kendisini koruduğunu zanneder.

Ne var ki, bu görünmez sığınağın sağladığı geçici rahatlığın faturası zamanla çok ağır bir biçimde ödenir. Başkalarının suçlu olduğu yerde direksiyon hep başkalarının elindedir. İnsan, kendi hayatının öznesi ve karar vericisi olmayı reddedip başkalarının eylemlerine maruz kalan pasif birine dönüştüğünde o çok korktuğu çaresizlik gelir.

Kendi Hikayenin Kurbanı Olmaktan Çıkmak

Kendi hikayesinin sürekli kurbanı olma döngüsünü kırmak, insanın kendine tuttuğu en cesur aynı zamanda en sarsıcı aynadır. Bu satırları okurken zihninizde kendi geçmiş tepkilerinizin gölgesi belirdiyse ya da sürekli bir kırgınlığın arkasına saklanan bir yakınınızı hatırladıysanız, bilin ki özgürleşmenin ve iyileşmenin ilk eşiğindesiniz. Bu kapıdan geçmenin tek yolu ise, kaçındığımız o yalın gerçeklikle yüzleşmektir.

Yaşanılan haksızlıkları, incinmeleri veya hüsranları yok saymak zorunda değiliz; zira o yaralar son derece gerçektir. Asıl tehlike, bu yaraları zamanla üzerimizden hiç çıkarmadığımız bir kimlik zırhına dönüştürmektir. Acıyı bir ayrıcalık kartı, insanlardan imtiyaz toplama aracı gibi kullanmaktan vazgeçtiğimizde, ruhumuz ilk özgür nefesini alır. Yarayı bir süs veya statü göstergesi gibi taşımayı bıraktığımızda, onun iyileşmesine de izin vermiş oluruz. Bununla birlikte, zihnin kolayca sığındığı ‘’yine bana haksızlık yapıldı’’ konforunu bir kenara bırakıp kendi içimize dönmek gerekir. Tıkandığımız bir ilişkide, yürümeyen bir işte veya tekrar eden bir başarısızlıkta şunu sorabilmeliyiz: ‘’Bu sahnenin kurulmasında benim sessiz katkım neydi?’’ Zamanında çizemediğimiz sınırlar, söyleyemediğimiz hayırlar veya korkup ertelediğimiz adımlar… Bu soru, kendimizi suçlamak için değil; hayatımızın kontrolünü başkalarının elinden geri almak için sorulan bir sorudur.

İçimizdeki o ezici çaresizlik hissinin tek ve gerçek panzehiri, eylemdir. Düşünceler sarmalında boğulmak yerine, ne kadar küçük olursa olsun somut bir adım atabilmek zihnin havasını değiştirir. Yanlış bir masadan kalkabilmek, kendi hakkını savunabilmek, halının altına süpürülen o ilk adımı cesaretle atmak, insanın unuttuğu o en temel duyguyu hatırlatır: ‘’Ben yapabilirim, ben kendi hayatımın öznesiyim.’’ İnsan, acısından bir taht yapmayı bıraktığı gün, kendi yolunu çizme gücünü yeniden ele alır.

Kaynakça

  • KAYNAKÇA
  • Beck, A. T. (1979). Cognitive Therapy of Depression. Guilford Press.
  • Hendin, H. M., & Cheek, J. M. (1997). Assessing hypersensitive narcissism. Journal of Research in Personality, 31(4), 588–599.
  • Neff, K. D. (2003). Self-compassion: An alternative conceptualization of a healthy attitude toward oneself. Self and Identity, 2(2), 85–101.
  • Pincus, A. L., & Lukowitsky, M. R. (2010). Pathological narcissism and Narcissistic Personality Disorder. Annual Review of Clinical Psychology, 6, 421–446.
  • Wink, P. (1991). Two faces of narcissism. Journal of Personality and Social Psychology, 61(4), 590–597.
  • Young, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. E. (2003). Schema Therapy: A Practitioner's Guide. Guilford Press
Merve Deniz Demir
Merve Deniz Demir
2 Nisan 2003 yılında Ankara’da doğdu. TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi’nde hazırlık eğitimi gördü; şimdi ise Ankara Medipol Üniversitesi’nde psikoloji bölümü lisans öğretimi görüyor. Çeşitli Erasmus+ Sosyal Sorumluluk ve Gönüllülük Projesine katılan Merve Deniz Demir, şu an gönüllü staj yapmaktadır. Hedefi gelecekte iyi bir psikolog olmak, danışanlarına yetkin bir şekilde eşlik edebilmek, psikoloji bölümünü yaşlısından çocuğuna herkese ulaştırabilmektir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar