Pazar, Ağustos 2, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Zihni Susturmak Değil, Yönetmek: Vincent van Gogh’un Psikolojik Mücadelesi

Zihni Susturmak Değil, Yönetmek: Vincent van Gogh’un Psikolojik Mücadelesi

Resim yapanların veya resme ilgisi olanların yakından tanıdığı bir isim: Vincent van Gogh. Geçenlerde Vincent van Gogh ile ilgili dinlediğim bir podcast beni oldukça etkilemiş ve bu konu üzerine biraz düşünmemi sağlamıştı. Benim de çok sevdiğim ünlü ressam Vincent’ı, diğer ressamlardan daha özel kılan şey, çizdiği resimler kadar yaşadığı psikolojik sorunlarıydı. Theo’ya mektuplar kitabını incelediğinizde, son dönemlerinde yazdığı mektuplarının akıl hastanesinde geçtiğini görürsünüz. Her insanın biricik sorunları olduğu gibi Vincent van Gogh’un da yaşadığı psikolojik sorunları kendine özgüydü. Dolayısıyla tedavisi de kendi zihninin içindeydi.

Vincent van Gogh’un psikolojik sorunlarıyla nasıl mücadele ettiğini anlatmadan önce, psikolojik sorunlar ve rahatsızlıklardan biraz bahsetmek istiyorum. Öncelikle bu tarz bir durumun içerisinde olacağımızı önceden kestiremeyiz ve doğal olarak herhangi bir önlem alamayız. Örneğin, belirli bir durum karşısında kaygı yaşamadan önce o konuyla ilgili kaygı yaşayacağımızı tabii ki bilemeyiz. Kaygılı hissettiğimizde ne yapacağımızı bilemeyebiliriz, karmaşık duygular içerisinde olabilir ve kendimizi belirsizlik içerisinde bulabiliriz. Vincent da tabii ki psikolojik buhranlar yaşadığında ilk etapta bu durumu anlamlandıramamış ve kardeşine yazdığı mektuplarda korku ve panik içerisinde olduğunu belirtmiştir. Ayrıca akıl hastanesine ilk girdiğinde savunmasız ve çaresiz hissettiğini de mektuplarına eklemiştir. Psikolojik sorunlarla ilk kez karşılaşan ve tedavi olmayı kabul eden birçok kişi gibi, önce bu rahatsızlıkların yaşadığı diğer fiziksel rahatsızlıklar gibi olduğunu düşünmüştür. Bunun ne demek olduğunu kısaca açıklamak gerekirse, örneğin grip olduğunuzu düşünün. Grip olduğumuzda ne yaparız? Hastaneye gideriz, doktorun grip için reçete ettiği ilaçları alırız, düzenli kullanımda çoğunlukla kısa bir süre içerisinde iyileşiriz ve genellikle ardından tekrar grip olmayız. Ancak ne yazık ki psikolojik rahatsızlıklar böyle değildir. Çünkü az önceki örneğimize dönecek olursak, insan zihni grip kadar basit çalışan bir mekanizma değildir. Peki, insan zihni nasıldır?

Psikolojik Rahatsızlıkların Kimyası

Psikolojik rahatsızlıklar, çoğunlukla fiziksel rahatsızlıklar gibi dışarıdan kolayca gözlemlenebilen ve fark edilebilen rahatsızlıklar değildir. Örneğin, başımız ağrıdığında veya vücudumuzun herhangi bir yeri şiştiğinde, vücudumuzdaki bu değişimi çok kısa bir sürede fark eder ve tedavisi için doktora gideriz. Sonrasında da doktorun uyguladığı tedaviyi kolaylıkla kabul eder ve uygularız. Bu tarz durumları anlamlandırmak hem kişi için hem de çevresi için oldukça kolaydır ve çoğunlukla da çok ciddi bir durum olmadığı sürece kısa süre içerisinde çözülür. Ancak tahmin edeceğiniz gibi, psikolojik rahatsızlıkları tanımak, anlamlandırmak ve sonrasında da çözüme ulaştırmak bu kadar kolay değildir. Öncelikle kişinin içinde bulunduğu bu karmaşık durumu anlamlandırması ve bir uzmandan yardım almayı kabul etmesi gerekir ve bu en az sorunun çözümü kadar zordur. Hatta bazı durumlarda tedaviden bile daha zor bir süreç olabilir. Çünkü bu karmaşık zihin hali, kişinin daha öncesinde deneyimlemediği bir durumdur. Bu yüzden kişinin korku ve panik yaşaması oldukça doğaldır. Bir süre hayatına bu şekilde devam edebilir ancak zamanla bu psikolojik sorunlar güçlenir ve kişi içgörüsünü kaybetmeye başlayabilir. İşte bu durumda tedavi çok daha zorlaşır ve içerisinden çıkılamaz bir hal alabilir. Özellikle bu tarz karmaşık, kaygılı ve korkuya kapılmış psikolojik rahatsızlıkları olan bir kişiyi tedavi ederken, tabii ki de bir ilaçla veya bir terapi ekolüyle tamamen iyileşmesini beklemek biraz ütopik olacaktır. Tabii ki de bu süreçte psikoterapi almak ve farmakolojik tedavilerle desteklemek çok önemlidir, ancak bu sorunun çözümü yine kişinin kendi zihninin içerisindedir. Psikolojik rahatsızlıklar her ne kadar DSM-5 altında kategorilere ayrılsa da, her sorun kişiye özgü ve biriciktir. OKB adında çok yaygın bir rahatsızlık olduğunu biliyoruz, ancak herkesin yaşadığı OKB farklıdır ve kendine özgüdür. Bu yüzden psikolojik rahatsızlıkların tedavisi fiziksel rahatsızlıklara göre daha zor ve belirsizdir. Tedavide terapi ve ilaç bir noktaya kadar etkilidir, o noktadan sonra kişinin içgörü kazanması ve yaşadığı durumu anlamlandırabilmesi, tedavinin en kilit noktası ve düğümüdür.

Vincent van Gogh Hezeyanları ve Krizleri ile Nasıl Başa Çıktı?

Öncelikle Vincent van Gogh’un ünlü bir ressam olduğunu tekrar hatırlayalım, peki resimde nasıl bu kadar başarılı oldu? Theo’ya yazdığı mektuplardan, kendisinin akıl hastanesinde olmasına rağmen durmadan resim yaptığını, sürekli resimleri üzerine çalıştığını biliyoruz. Vincent van Gogh, düşünmesine fırsat vermeden çalışıyordu. Bu süreçte zihninde düşünceler, obsesyonlar dönüyordu, ancak o yine de bu düşüncelere teslim olmadan çizmeye devam ediyordu. Burada en önemli nokta, Vincent asla boş durmuyordu; sürekli çalışıyordu ve bedenini meşgul ediyordu. Beden-zihin ilişkisinin gücü, yıllardır oldukça güçlü bir şekilde savunulan psikolojinin en güçlü savlarından biridir. Günlük hayatımız içerisinde fiziksel olarak sürekli aktif olduğumuzda, bir amaç uğruna sevdiğimiz bir işle meşgul olduğumuzda, zihin enerjisinin büyük bir kısmını bedene yönlendirdiği için gelen düşüncelere çok fazla odaklanamaz. Vincent van Gogh da akıl hastanesinde olsa bile bunu fark etmişti ve resim yapmayı asla bırakmamıştı. Çok basit gibi görünebilir, ancak zihnimizde dönen düşüncelerimizle birlikte günlük hayatımızdaki rutin işlerimizi tamamlamak bile oldukça zor gelebilir. Bu yüzden zihnimizin sesine rağmen günlük işlerimizi yapabiliyor olmak büyük bir beceridir. İlk başlarda düşüncelerin sesi çok yüksek çıkacaktır. Böyle durumlarda çoğu insan ketlenir ve işlevselliğini kaybedecek hale gelir, ancak düşüncelerimizle birlikte çalışmaya devam edebilmek ve aktif olabilmek iyileşme sürecinde çok kıymetlidir.

İkinci olarak, akıl hastanesinde kaldığı süre boyunca kendisini çok fazla gözlemleme fırsatı bulduğundan mektuplarında bahsetmişti. Oraya ilk geldiğinde; beş altı ay kalacağının, bu hastalıklardan tamamen kurtulmuş bir şekilde oradan ayrılacağının ve bir daha hiç psikolojik rahatsızlıklar yaşamayacağının beklentisi içerisindeymiş. Ancak psikolojik rahatsızlıklar böyle değildir; düşünceler bitebilir, yeniden gelebilir, tamamen iyileştim derken tekrar edebilir. Orada bulunduğu birkaç ay içerisinde durumun tahmin ettiği gibi olmadığını anlamış ve bunu kabullenmiş. Yaşadığı krizlerin veya sanrıların son olmayabileceğini, bitmek zorunda olmadığını içsel olarak kabullenmiş ve bu hastalığını yok etmek yerine onunla nasıl yaşaması gerektiğini, yani onu nasıl yönetmesi gerektiğini öğrenmeye çalışmış. Kriz anlarında tabii ki de kaygı ve korku yaşamış, ancak yine de bu kaygıya rağmen elinden geldiğince çalışmaya devam etmiş ve krizlerin yok olmasını, tamamen bitmesini beklememiş.

Peki Biz Ne Yapmalıyız?

Podcast’ini dinlediğim çok değerli Ömer Hocam’ın önemli bir sözünü sizlerle paylaşmak istiyorum. Hocamız der ki, psikolojik bir hastalığı yenmek, onu anlamak ve yönetebilmek demektir. Yani biz ne zaman yaşadığımız psikolojik sorunlarımızı gerçekten anlamaya ve yönetmeye başlarsak, işte o zaman iyileşmeye de başlamışız demektir. Bu süreçte tabii ki de terapi desteği almalıyız ve eğer ihtiyacımız varsa farmakolojik yöntemlere de başvurmalıyız, ancak bunlara rağmen pasif bir şekilde psikolojik sorunlarımızın yok olmasını beklersek, ne yazık ki istediğimiz iyileşmeye ulaşamayabiliriz. Yapmamız gereken bu rahatsızlıkları olduğu gibi kabul etmek, anlamaya çalışmak ama içine gömülüp kalmadan çalışmaya ve günlük hayatımızın rutin işlerini yapmaya devam etmektir. Unutmayın, sizi rahatsız eden düşünceler gelebilir, gidebilir, sonra tekrar gelebilir, zihninizde dolaşabilir, ancak siz onları yok etmeye çalışmadan sadece yapmak üzere olduğunuz işi yapmaya devam edin. Bu süreçte nabzınız hızlanabilir, vücut ısınız artabilir; bunlar tamamen normaldir, siz yine de ilerlemeye devam etmelisiniz.

Fatmanur Uğuz
Fatmanur Uğuz
Fatmanur Uğuz, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Psikoloji Bölümü 3. sınıf öğrencisidir. Klinik psikoloji ve endüstri ve örgüt psikolojisi alanlarında çeşitli kurumlarda staj ve akademik çalışma deneyimleri edinmiştir. Sanat terapisi, akran zorbalığı ve psikoeğitim temalı eğitim programlarına katılmıştır. Yazılarında ağırlıklı olarak klinik psikoloji ve endüstri ve örgüt psikolojisi alanlarına yer vermekte; özellikle psikanalitik kuram ve uygulamalardan yararlanmaktadır. Psikoloji alanında içerik üretmeye, bilimsel bilgiyi anlaşılır bir şekilde aktarmaya ve alana katkı sağlamaya devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar