Cumartesi, Ağustos 1, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Her Şeyi Normalleştirmek Normal mi?

“Boş ver, herkes böyle, hayat zaten streslidir, her ilişkide bunlar olur, biraz daha dayan zamanla geçer.” Hepimiz bu cümlelere o kadar aşinayız ki durup düşünmüyoruz. İlk duyduğumuzda bu cümleler bize rahatlatıcı gelebilir çünkü karşı taraf bizi anlıyormuş, bizim hislerimizin farkındaymış ve bu sorunlar yalnızca bize ait değilmiş gibi hissediyoruz. Ancak çoğu zaman bu cümleler, farkında olmadan yaşadığımız sorunların üzerini örtüyor. İşte tam da bu noktada kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Her şeyi normalleştirmek gerçekten normal mi?

İnsan beyni belirsizlikten ve kontrol edemediği durumlardan pek hoşlanmaz. Bu nedenle yaşadıklarımızı anlamlandırmaya çalışır. Zorlayıcı koşullara zamanla uyum sağlayabiliyor, hatta başlangıçta bizi çok rahatsız eden durumları bir süre sonra hayatın sıradan bir parçası gibi görmeye başlayabiliyoruz. Bu durum kısa vadede uyum sağlamamıza yardımcı olsa da uzun vadede önemli sorunları fark etmemizi zorlaştırabiliyor. Örneğin, her sabah yorgun uyanıyor, gün boyunca tükenmiş hissediyor ve akşam hiçbir şeye enerjiniz kalmıyorsa, bunu herkes çok çalışıyor diyerek açıklayabilirsiniz. Sürekli kaygılı hissediyorsanız, bu devirde kaygılanmayan mı var diye düşünebilirsiniz. Ya da bir ilişkide sık sık değersiz hissettiğiniz hâlde, her ilişkide böyle dönemler olur diyerek yaşadıklarınızı önemsizleştirebilirsiniz. Oysa bu düşünceler, bize iyi gelmek yerine değişmesi gereken durumları görünmez hâle getirir.

Psikoloji araştırmaları, insanların sürekli stres altında yaşadıklarında bu durumu zamanla olağan kabul edebildiklerini gösteriyor. Özellikle uzun süre devam eden stres ve kaygı, kişinin kendi iyi oluşunu değerlendirme biçimini çarpıklaştırabiliyor. Bir süre sonra kişi kendisini kötü hissetse bile bunun hayatın akışındaki normal bir durum olduğunu düşünmeye başlıyor. Bu da yardım arama davranışının gecikmesine neden oluyor. Elbette burada önemli bir ayrım var. Her olumsuz duygu bir problem değildir. Üzülmek, öfkelenmek, hayal kırıklığı yaşamak ya da zaman zaman kaygılanmak, insan olmanın doğal parçalarıdır. Amerikan Psikoloji Birliği de duyguların bastırılması yerine tanınmasının ve sağlıklı biçimde ifade edilmesinin psikolojik iyi oluş açısından daha koruyucu olduğunu vurgulamaktadır. Yani amaç hiçbir zaman olumsuz hissetmemek değildir. Asıl önemli olan, bu duyguların ne kadar sürdüğü, yaşam kalitemizi ne kadar etkilediği ve bize ne anlatmaya çalıştığıdır.

Bir diğer önemli konu ise alışmak ve iyi olmak arasındaki farkın anlaşılmasıdır. İnsanlar yeni durumlara kolayca uyum sağlayabilen canlılardır. Ancak her yeni duruma uyum sağlamak, o durumun sağlıklı olduğunu göstermez. İş yerindeki yoğun strese alışmak, diğer insanların saygısızlığına ve sınır ihlaline alışmak, partnerinin seni değersiz hissettirmesine alışmak gibi birçok örnekten söz edebiliriz. Tüm bunlara alışmak, eskisi gibi yoğun duygular hissetmemek, artık iyi olduğunu göstermez. Beynimizin yeni koşullara adapte olduğunu gösterir.

Son yıllarda yapılan mutluluk ve iyi oluş araştırmaları da insanların kendi ihtiyaçlarını fark etmelerinin, sınır koyabilmelerinin ve gerektiğinde destek istemelerinin psikolojik dayanıklılığı artırdığını ortaya koyuyor. Yani güçlü olmak, her şeye katlanmak değildir. Bazen güçlü olmak, “Bu bana iyi gelmiyor” diyebilmektir. Kendimize ara sıra şu soruları sormamız gerekiyor: “Ben bunu gerçekten normal olduğu için mi kabul ediyorum, yoksa uzun zamandır böyle yaşadığım için mi? Buna alıştım ama bu bana iyi geliyor mu?” Bu soruların cevabı her zaman kolay olmayabilir. Ancak değişim çoğu zaman tam da bu farkındalıkla başlar. Hayatın zorluklarını kabul etmek elbette önemlidir. Fakat kabul etmek ile görmezden gelmek aynı şey değildir. Duygularımızı küçümsemek, ihtiyaçlarımızı ertelemek ya da yaşadığımız sıkıntıları sürekli herkes böyle diyerek açıklamak, bizi çözümden uzaklaştırabilir. Bazen hayatımızdaki en önemli değişim, kendimize dürüstçe sorduğumuz tek bir soruyla başlar: “Ben gerçekten iyi miyim, yoksa sadece alıştım mı?”

Kaynakça

  • Vatan, S., & Çapar Taşkesen, T. (2020). Duygular ve Duygu Düzenleme. İçinde Duygu Düzenleme. Nobel Akademik Yayıncılık.
Senem Gülümsek
Senem Gülümsek
Rehberlik ve psikolojik danışmanlık alanında lisans eğitimimi tamamladıktan sonra çocuk ve ergen psikolojisi üzerine eğitimler aldım. Lisede yaptığım stajdan sonra gönüllü olarak rehberlik ve araştırma merkezinde staj yaptım. Dershanede psikolojik danışman olarak çalışırken bir yandan da çocuk ve ergen psikolojisi, stres ve kaygı yönetimi, sınav kaygısı, iletişim becerileri alanlarında kendimi geliştirmeye devam ettim. Şu anda aktif olarak danışmanlık yapıyor aynı zamanda yazılarım aracılığıyla psikolojik farkındalık ve içsel denge üzerine insanlara ulaşmayı sürdürüyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar