Türkiye, coğrafi konumu itibarıyla birçok deprem yaşamış ve yaşaması muhtemel olan bir ülkedir. Depremler, yalnızca fiziksel yıkıcılığı olan doğal afetler değil; aynı zamanda bireylerin güven ve aidiyet duygusunu, rutin yaşantılarını, geleceğe ilişkin beklenti ve planlarını ciddi anlamda sarsan kitlesel travmalardır. Bu nedenle, afet sonrası müdahaleler yalnızca fiziksel ihtiyaçların karşılanmasıyla sınırlı kalmamalı, psikolojik iyileşmeyi ve toplumsal dayanışmayı da kapsamalıdır. Türkiye, neredeyse son çeyrek yüzyılda yaşadığı üç büyük depremle birlikte bu alanda önemli deneyimler edinmiştir. Ancak bu deneyimler incelendiğinde ortaya çıkan tablo, yalnızca ilerlemeyi değil, aynı zamanda devam eden birtakım yapısal sorunları da göstermektedir.
Marmara Depremi: Psikososyal Boyutun Fark Edilmeye Başlanması
1999 Marmara Depremi, Türkiye’de afet yönetimi açısından olduğu kadar psikososyal destek anlayışı açısından da mühim bir kırılma noktası olmuştur. O dönemde müdahaleler büyük ölçüde arama kurtarma, sağlık hizmetleri ve barınma gibi acil ihtiyaçlara odaklı durumdayken, ruh sağlığı hizmetleri görece sınırlı ve dağınık bir yapıda yürütülmüştür. Psikologlar, sosyal hizmet uzmanları ve gönüllüler sahada önemli çabalar göstermiş olsa da, ortak bir koordinasyon çerçevesinde çalışılmaması hizmetlerin sürekliliğini zorlaştırmıştır. Bunun sonucunda, afet yönetiminde çok başlılığı ortadan kaldırmak amacıyla 2009 yılında Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) kurulmuştur.
Bununla birlikte, Marmara Depremi’nin en önemli katkısı, afetlerin yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik ve psikosomatik sonuçlar doğurduğunun geniş kesimler tarafından fark edilmesini sağlamasıdır. Travma sonrası stres belirtileri, yas süreçleri ve özellikle çocukların yaşadığı psikolojik güçlükler ilk kez bu ölçekte kamuoyunun ve akademik çevrelerin gündemine taşınmıştır. Böylece, psikososyal destek, afet yönetiminin tamamlayıcı bir unsuru olarak görülmeye başlanmıştır (IBAD Sosyal Bilimler Dergisi, 2023).
Van Depremi: Kurumsallaşma Arayışı
2011 Van Depremi, Marmara sonrasında edinilen deneyimlerin uygulamaya başlandığı bir geçiş dönemi olarak değerlendirilebilir. Psikososyal destek ekipleri daha planlı biçimde sahaya yönlendirilmiş, çocuklar, kadınlar ve diğer kırılgan gruplara yönelik çalışmalar daha görünür hale gelmiştir. Afet sonrası psikososyal desteğin yalnızca bazı bireysel semptomları azaltmaya değil, insanların günlük yaşamlarına yeniden uyum sağlamalarını desteklemeye yönelik olduğu anlayışı güçlenmiştir.
Ancak Van Depremi aynı zamanda önemli eksiklikleri de ortaya koymuştur. Müdahale standartlarının her bölgede aynı olmaması, kurumlar arası koordinasyonda yaşanan aksaklıklar ve uzun dönemli psikolojik takibin sürdürülememesi, afet sonrası desteğin hâlâ büyük ölçüde kriz dönemine odaklı olduğunu göstermektedir. Bu nedenle, Van Depremi, tamamlanmış bir dönüşümden çok kurumsallaşma arayışının devam ettiği bir süreç olarak değerlendirilebilir (Altun, 2016).
Kahramanmaraş Depremleri: Niceliksel Gelişim, Niteliksel Sorunlar
2023 Kahramanmaraş merkezli depremler, Türkiye’nin tarihindeki en büyük kitlesel afetlerden biri olmuştur. Önceki depremlerden farklı olarak, kamu kurumları, üniversiteler, meslek örgütleri, STK ve binlerce gönüllü aynı anda psikososyal destek çalışmalarına katılmıştır. Psikolojik ilk yardım uygulamaları, psikoeğitim çalışmaları ve çevrim içi destek hizmetleri daha önce görülmediği kadar yaygın biçimde kullanılmıştır.
Bununla birlikte, sahadan gelen gözlemler ve sonrasında yayımlanan değerlendirme çalışmaları, bu niceliksel artışın her zaman etkili ve sürdürülebilir hizmet anlamına gelmediğini göstermektedir. Bazı bölgelerde hizmetlerin tekrar ettiği, bazı bölgelerde ise yeterli desteğe ulaşılamadığı; ilk aylarda yoğun biçimde sunulan psikososyal hizmetlerin zamanla belirgin şekilde azaldığı ifade edilmektedir. Özellikle kırsal bölgelerde yaşayan bireyler, çocuklar, yaşlılar ve bakım verenler açısından uzun dönemli ruh sağlığı desteğinin sınırlı kaldığı yönünde değerlendirmeler bulunmaktadır (Arslankoç ve ark., 2024).
Bu tablo, Türkiye’nin psikososyal müdahale kapasitesinin önceki yıllara göre arttığını gösterirken, aynı zamanda koordinasyon, hizmetlerin sürekliliği ve afet sonrası uzun dönemli takip konusunda önemli yapısal sorunların devam ettiğini de ortaya koymaktadır.
Dönüşüm Var, Ancak Tamamlanmış Değil
1999 Marmara, 2011 Van ve 2023 Kahramanmaraş depremleri birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye’de psikososyal müdahalelerin önemli bir değişim geçirdiği söylenebilir. Günümüzde afetlerin ruh sağlığı üzerindeki etkisi daha fazla kabul görmekte ve artık psikososyal destek, afet yönetiminin vazgeçilmez bir bileşeni olarak değerlendirilmektedir. Bu yönüyle bakıldığında geçmişe kıyasla önemli bir farkındalık ve kurumsal birikim oluştuğu söylenebilir.
Ancak psikososyal desteğin yalnızca afetin hemen ardından sunulan kısa vadeli bir çözümle sınırlı kalması, dönüşümün yeterli düzeye ulaştığını iddia etmeyi epey güçleştirmektedir. Travmanın etkileri haftalar içinde ortadan kalkmamaktadır; kimi zaman aylar, hatta yıllar boyunca devam edebilmektedir. Dolayısıyla, psikososyal müdahalelerin başarısı yalnızca ilk günlerde sahaya kaç uzmanın gönderildiğiyle değil, bireylerin uzun vadede ne ölçüde desteklenebildiğiyle ve hayat kalitelerinin eski haline ne oranda dönebildiğiyle değerlendirilmelidir.
Sonuç olarak, Türkiye’nin deprem deneyimi, psikososyal müdahalelerde önemli dersler çıkarıldığını gösteriyor olsa da, akabinde yaşanan her büyük afet sistemin hâlâ geliştirilmesi gereken yönlerini yeniden göstermektedir. Bu nedenle, gelecekteki afet politikalarının temel hedefi yalnızca daha fazla psikososyal destek sunmak değil; bilimsel bir çerçeveye dayalı, koordineli, erişilebilir ve uzun dönemli destek sistemleri oluşturmak olmalıdır. Belki de bugün üzerine düşünülmesi gereken en önemli nokta, deprem bölgelerinde kısa süreli bir kriz yönetimi sunmaya çalışmak ve süreci geride bırakmak yerine, aynı sınavın defalarca verildiği bir ülkede uzun vadeli çözüm arayışına gidilmesidir. Zira kitlesel hafıza ve toplumun kanayan yaraları bu anlamda hep tazedir.


