Kendimizden Kaçmanın Hikâyesi: Olumsuz Duygular
Mutlu olmak, sürekli gülümsemek ve iyi gözükmek… Günümüzde neredeyse zorundalık haline gelinen duygu ve davranışlarımız. Sosyal medyanın sürekli pozitif düşünün, her şey güzel olacak düşünceleri. En ufak mutsuzluğumuzda başarısızlık olarak değerlendirilen olay ve durumlar. Bulunduğumuz mekânda ve zamanda tamamen yalnız kalmışlık hissi. Günün sonunda aklımızda canlanan ise tek bir düşünce: Olumsuz olan duygulardan kaçabildiğim kadar kaçmalıyım. Peki, olumsuz duygularımız gerçekten gözüktüğü kadar kötü mü ya da hissettiklerimizden kaçmamıza neden olabilecek kadar olumsuzluk bir arada mı bulunmakta?
Aslında ilk bakışta bireye mantıklı gelen bir tarafı her zaman var. Olumsuz duygulardan kaçarsam, olumlu duygularla daha iç içe olursam hep mutlu olurum algısı. Beynimizin çalışma prensibini ele aldığımızda süreçler içerisinde bizi hayatta tutanın psikolojik mekanizmaların olduğunu görmekteyiz. Üzüntü, hayal kırıklığı, korku, stres, suçluluk ya da kaygı vb. Aslında bu bağlamda ele aldığımızda bir hata ya da başarısızlıktan ziyade bir amaç doğrultusunda beynimizin ortaya çıkarttığını görmekteyiz. Bu noktada odaklanılması gereken neyin iyi ya da neyin kötü olduğu düşüncesinden ziyade, sahip olduğumuz, yoğun hissettiğimiz duyguların neler anlatmaya çalıştığı üzerine olması daha önemlidir. Olumsuz duyguları kabul etmenin daha az olumsuz duyguya yol açacağını öne sürmek ilk bakışta paradoksal görünebilir. Bununla birlikte, olumsuz duyguları ve düşünceleri kabul eden bireylerin daha az olumsuz duygu yaşamalarının birden fazla nedeni vardır.
Duyguların Bize Anlattıkları
En basit örnekle kaygıyı ele alarak başlayabiliriz. Sınav senesinde olduğunuzu ya da çok önemli bir toplantıya hazırlık sürecinde olduğunuzu düşünelim. Kaygı bu noktada bizi harekete geçiren bir duygu olarak karşımıza çıkar. Beynimiz, hayatta kalma mekanizması olarak kaygı ile odaklanmamız gereken durum ya da olaya bizi yönlendirir. Korku hiç olmasaydı hayatta karşımıza çıkan riskleri değerlendiremez, kendimizi tehlikelere karşı koruyamazdık. Aslında hayatta karşımıza çıkan durumlara karşı daha derinlemesine düşünmemize yine aynı şekilde hayatta kalma mekanizması olarak devreye girmekte. Üzüntü ise çoğu yaşadığımız kayıpları iyi bir şekilde işlememize, gerektiğinde çevremizden de destek alabileceğimizi bize anlatmaya çalışmakta. Öfke, ilk bakıldığında yanlış anlaşılmaya oldukça müsait gibi gözüken duygularımızdan birine örnek olarak verilebilir. Sağlıklı şekilde ele alınmadığında ve tepkiler buna göre verilmediğinde istemediğimiz sonuçlar doğurabilecek duygularımızdan. Ancak bunu sağlıklı ifade edebildiğimizde sınırlarımızın ihlal edildiği sonucunu karşımıza çıkartmaktadır. Bu noktada duyguyu nasıl ele aldığımız büyük bir önem taşımaktadır. Bilinçli farkındalık ile hareket ettiğimizde bazen bir hayır cevabı bunun sonucunda ortaya çıkmaktadır.
Duygulardan Kaçmak mı, Onları Anlamak mı?
Aslında bizim sorun olarak gördüğümüz nokta her ne kadar olumsuz duygular olsa da, asıl sorunun duyguların varlığı değil, duygularla kurduğumuz ilişkilerde yatmaktadır. Birçok insan duyguları anlamaktan ziyade onlardan uzaklaşmayı çıkış noktası olarak görse de aslında sadece anlık olarak rafa kaldırmaktadır. Bu noktada genelde dikkat dağıtma ve kendisini sürekli meşgul etme davranışları gözlemlenir. Bu eylemin altında ise vaktimi doldurursam, olumsuz duygular ilgilenecek işlerim olduğundan ortaya çıkamaz algısı mevcuttur. Ancak unutulmamalıdır ki ortaya çıkmayan her duygu çok daha güçlü ve farklı bir şekilde tekrar ortaya çıkmayı gerçekleştirir. Bu noktada olumsuz duygulardan kaçmak yerine onları anlamaya çalışmak psikolojik dayanıklılığın ilk adımı olarak karşımıza çıkar ve temelini oluşturur. Duygularını kabul edebilen ve düzenleyebilen insanların stres noktasında daha farkındalıkla hareket edebildiğini ve başa çıkmada daha başarılı olduğu gözlemlenmiştir.
Sonuç odaklı baktığımızda hayatın her zaman düz bir yoldan ibaret olmadığını, yolun zaman zaman çukurlarla, virajlarla ya da yokuşlarla dolu olduğunu unutmadan yaşamın içinde var olarak o yolda ilerlemeye devam edebilmektir.
Kaynakça
- ( Ciesla, Reilly, Dickson, Emanuel ve Updegraff, 2012 ; Mennin ve Fresco, 2013 )


