Perşembe, Mayıs 7, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Doğanın Yanışı, İçimizin Yanışı: Ekopsikolojik Bir Bakış

Geçtiğimiz günler İzmir yine alev alev yandı. Gökyüzüne yükselen kırmızı alevler ve koyu gri duman bulutları sadece ağaçları, toprağı ve hayvanları değil, hepimizin içini yaktı.

Doğa ile Olan Bağımız Kopmadı, Sadece Unutuldu

Ekopsikoloji, insanın ruhsal sağlığı ve doğayla olan ilişkisi arasındaki bağı ele alan bir yaklaşım. Temeli basit ama güçlü bir gerçeğe dayanıyor: Biz doğadan ayrı değiliz. Bedenimiz, duygularımız ve hatta kimliğimiz doğayla iç içe örülmüş durumda. Bu yüzden doğada olan her şey bizde de iz bırakıyor, bilinçli ya da bilinçdışı.

Yangın haberlerini okurken içinizde bir sıkışma hissediyorsanız, sebebi sadece empati değil. Çünkü ormanlar sadece coğrafi bölgeler değil, kolektif belleğimizin, ruhsal köklerimizin, özümüzün bir parçası.

Edvard Munch’un dediği gibi “Doğa, sadece gözle görülenlerden ibaret değildir; o, ruhun iç dünyasındaki imgeleri de kapsar.” Özellikle ormanlar, dağlar, hayvanlar gibi semboller rüyalarda imge olarak sık sık ortaya çıkar. Bunlar insanın içsel doğasına açılan kapılar, bireyin bilinçdışındaki güçlerinin dışavurumudur.

Toprak Ana’nın Çağrısı

Doğayı Jung’un “Büyük Ana” arketipiyle ilişkilendirebiliriz. Toprak Ana hem doğurgan ve koruyucu bir figür, hem de yıkıcı ve tüketici bir güç olabilir. Bu yüzden doğayla ilişki, hem besleyici ve huzur verici, hem de dönüşüm, karşılaşma ve yüzleşme içeren derin bir ruhsal süreçtir.

Ama bu “anne” sadece mitolojik bir figür ya da kadınlarla özdeşleşmiş bir arketip değildir. O, her birimizin içinde taşıdığı bir yönümüzdür. Bugün karşı karşıya kaldığımız doğa krizleri, sadece dışsal bir yıkımı değil, içimizdeki bu besleyici yanla olan bağımızın da zayıfladığını gösteriyor.

Oysa hepimizin içinde hem feminen (alıcı, sezgisel, besleyici) hem de maskülen (yapan, koruyan, yön veren) yönler var. Bu yönler birbirine düşman değil, tamamlayıcıdır. Her iki tarafı bütünlükle kucaklamak, sağlıklı bir ruhsal gelişimin temel bir parçasıdır.

Sessiz Yas Sürecimiz

İzmir’deki yangın yalnızca bir doğa olayı değil, aynı zamanda bir yas süreci. Ancak bu yas çoğu zaman sessiz ve ismi konmayan bir yas. Ne yapacağımızı bilemediğimiz bu duygular çoğu zaman öfkeye, çaresizliğe ya da kayıtsızlığa dönüşebiliyor.

Ekopsikolojiye göre bu yas bastırılmamalı. Aksine tanınmalı, paylaşılmalı ve dönüştürülmeli. Tıpkı sevdiğimiz birini kaybettiğimizde onun anısını yaşatmak için ritüeller yaptığımız gibi, doğa için de yas tutmak bir tür ruhsal onarım başlatabilir.

Yangınlar sadece ekolojik bir kriz değil, aynı zamanda psikolojik bir tetikleyici. Belki de kendi içimizde bastırdığımız kayıpları, korkuları ya da belirsizlikleri su yüzüne çıkarıyor. Doğada olanlar, kendi iç dünyamızda yankılanarak düzensizliklerimizi ve iç çatışmalarımızı görünür kılabiliyor.

Bu da demek oluyor ki doğadaki yaraları sarmaya çalışırken aslında kendimizi de iyileştirme şansına sahibiz.

Ne Yapabiliriz?

Elbette herkesin yangına müdahale edecek fiziksel gücü ya da organizasyonel imkânı olmayabilir. Ama ekopsikoloji bize şunu hatırlatır: duygusal dayanışma da bir müdahale biçimidir.

Ağaç dikmek kadar, doğa için yas tutmak, duygularımızı paylaşmak, başkalarının acısına tanıklık etmek de bir eylemdir. Bazen bir şiir, bir sosyal medya paylaşımı, bir doğa yürüyüşü bile doğa ile bağımızı yeniden hatırlatmanın yollarından biri olabilir.

Yeniden Köklenmek

İzmir’in yanan ormanları, yalnızca doğanın değil, ilişkilerimizin, değerlerimizin, yaşam tarzımızın da ne kadar kırılgan olduğunu hatırlattı bize.

Ama aynı zamanda şunu da hatırlattı: Toprak küllerle yenilenir. Küller, yeni hayatların doğabileceği bir zemin olabilir.

Ekopsikoloji, doğayı sadece bir kaynak değil, bir ilişki alanı olarak görmeyi öneriyor. Ve belki de bugün hepimizin en çok ihtiyacı olan şey bu: yeniden bağ kurmak. Doğa ile bağ, kendimizle, birbirimizle.

Umut ederim ki, birbirimizle ve doğayla karşılıklı saygı ve derin bir bağ içinde buluşuruz.

Ebru Ekşi
Ebru Ekşi
Ebru, eğitimini Hollanda’da tamamlamış bir klinik psikologdur. Bilişsel davranışçı terapiyi temel alarak, özellikle şefkat ve bilinçli farkındalık odaklı araçlarla psikoterapi sunmaktadır. Akademik araştırmalara da ilgi duyan Ebru, araştırmacıların yöntemlerine odaklanan metodolojik bir tez yazmış ve Hollanda’da araştırma asistanı olarak çalışarak deneyim kazanmıştır. Şu anda sanat terapisi alanında kendini geliştirmeye devam ederken, ergen ve yetişkinlerle bireysel seanslar yürütmektedir. Ruh sağlığını destekleyen araçları daha fazla insana ulaştırmayı ve bireyleri hayatlarında anlamlı değişimler yaratmaya teşvik etmeyi hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar