İkinci Afet: Güven Duygusunu Yeniden İnşa Etmek
Deprem olur ve durur. Yangın başlar ve nihayetinde söner. Sel bir aşamada çekilir. Arama kurtarma çalışmaları zamanla sona erer. Bir noktadan sonra kameralar başka gündemlere döner, haber bültenlerinde afet bölgesine ayrılan süre azalır ve gündelik yaşam yavaş yavaş eski ritmine kavuşur gibi görünür. Oysa afeti doğrudan yaşayan birçok insan için süreç henüz bitmemiştir. Çünkü afetlerin yalnızca fiziksel çevreyi değil, insanın dünya ile kurduğu güven ilişkisini de derinden etkilemesi mümkündür.
Literatürde afetlerin ruh sağlığı üzerindeki etkileri uzun yıllardır incelenmektedir. Kayıp, yas, travmatik stres tepkileri ve belirsizlik bunların en bilinen örnekleridir. Ancak afetlerden sonra yeniden kurulmaya çalışılan şey yalnızca bozulan yaşam düzeni değildir. Aynı zamanda dünyanın öngörülebilir, anlaşılabilir ve yeterince güvenli olduğuna ilişkin temel varsayımlar da yeniden inşa edilmeye çalışılır.
Bir binanın yıkılması yalnızca betonun parçalanması anlamına gelmez. O binayla birlikte yıllardır alışılmış rutinler, güven duygusu ve geleceğe ilişkin birçok beklenti de sarsılabilir. İnsan zihni yaşadığı çevreyi yalnızca fiziksel özellikleriyle algılamaz; aynı zamanda ona süreklilik, düzen ve güven atfeder. Afetler bu sürekliliği kesintiye uğrattığında, kişi yalnızca bulunduğu mekânı değil, o mekânla kurduğu psikolojik ilişkiyi de yeniden tanımlamasının gerekebileceği bir alana gider.
Böyle zamanlarda insanlar doğal olarak bilgi aramaya yönelirler. Yeni bir tehlike var mı? Yakınlarım güvende mi? Resmî açıklamalar ne söylüyor? Bundan sonra ne olacak? Bu sorular yalnızca meraktan değil, zihnin belirsizliği azaltma çabasından kaynaklanır. Belirsizlik arttığında insan zihni anlam kurmaya, parçaları bir araya getirmeye ve yeniden kontrol hissi oluşturmaya çalışır.
Ancak günümüzde bu arayış çoğu zaman başka bir zorlukla karşılaşmaktadır. Afetin hemen ardından başlayan yoğun enformasyon akışı, bazen ihtiyaç duyulan güveni üretmek yerine yeni bir belirsizlik alanı oluşturabilmektedir. Dakikalar içinde değişen bilgiler, doğrulanmamış görüntüler, eski videoların yeniden dolaşıma girmesi, birbirini çürüten uzman yorumları ve sosyal medyada hızla yayılan söylentiler, zihnin sakinleşmesini kolaylaştırmak yerine sürekli tetikte kalmasına neden olabilmektedir.
Bu noktada ruhsal açıdan ilginç bir durum ortaya çıkar. İnsan zihni belirsizlikten hoşlanmaz; fakat aşırı ve dağınık bilgi de her zaman güven üretmez. Hatta kimi zaman bilgi miktarı arttıkça zihinsel yük de artar. Kişi hangi bilginin güvenilir olduğunu ayırt etmekte zorlanabilir ve bu durum, afet sona ermiş olsa bile tehdit algısının sürmesine katkıda bulunabilir.
Afet psikolojisini yalnızca yaşanan olay üzerinden değerlendirmek bu nedenle eksik kalabilir. İnsanlar yaşadıkları afeti aynı zamanda kendilerine ulaşan bilgiler, çevrelerinden duydukları anlatılar ve içinde bulundukları iletişim ortamı aracılığıyla da deneyimlerler. Bir anlamda olay ile olayın zihindeki temsili her zaman aynı şey değildir. Bazen fiziksel yıkımın ardından gelen bilgi akışı, psikolojik toparlanma sürecini kolaylaştırırken; bazen de istemeden yeni bir yük oluşturabilir.
Güvenlik hissi de tam bu noktada yeniden önem kazanır. Burada söz edilen güven yalnızca diğer insanlara güvenmek değildir. İnsan, afet sonrasında kendi kararlarına, bulunduğu mekâna, geleceğe, kurumlara ve aldığı bilgilere yeniden güvenmeye çalışır. Psikolojik iyileşmenin önemli bir parçası da bu güven ağının yavaş yavaş yeniden örülmesidir.
Bu süreç çoğu zaman sanıldığından daha yavaştır. Çünkü güven, tek bir açıklamayla ya da tek bir olumlu haberle geri gelmez. Güven, tutarlı deneyimlerle, öngörülebilir ilişkilerle ve zaman içinde oluşur. Bu nedenle afet sonrasında psikososyal destek yalnızca travmatik anıları konuşmaktan ibaret değildir. Aynı zamanda kişinin yeniden gündelik yaşam kurabilmesine, rutinlerini oluşturabilmesine ve dünyayı yeniden anlaşılabilir bir yer olarak deneyimleyebilmesine de katkı sunar.
Bu durum yalnızca afeti doğrudan yaşayan kişiler için değil, toplumsal düzeyde de önemlidir. Afet dönemlerinde kullanılan dil, paylaşılan haberler ve kurulan iletişim biçimi, insanların psikolojik dayanıklılığını olumlu ya da olumsuz yönde etkileyebilir. Bilginin doğru, tutarlı ve ölçülü biçimde paylaşılması yalnızca kamusal bir sorumluluk değil, aynı zamanda psikolojik iyileşmenin de önemli parçalarından biridir.
Bilhassa da bu nedenle afetlerden sonra yeniden inşa edilmesi gerekenler listesine yalnızca yolları, köprüleri ve binaları eklemek yeterli değildir. Aynı zamanda güven duygusunun da yeniden inşa edilmesi gerekir. Çünkü insan yalnızca güvenli bir evde yaşamaya değil, güvenilir bir dünyada yaşadığına inanabilmeye de ihtiyaç duyar.
Afetler bazen birkaç dakika içinde gerçekleşir; ancak onların psikolojik etkileri çok daha uzun süre devam edebilir. Bu süreçte iyileşmeyi belirleyen yalnızca zamanın geçmesi değildir. İnsanların yaşadıklarını anlamlandırabilmeleri, güvenilir ilişkileri kendileri için erişilebilir kılabilmeleri ve belirsizlik içinde yeniden bir hareket kabiliyeti geliştirebilmeleri de en az fiziksel yeniden yapılanma kadar önemlidir.


