Çarşamba, Ağustos 12, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Sınav bitti, peki ya sonra?

Kategori: Çocuk ve Genç Psikolojisi

LGS ve YKS gibi merkezi sınavlar, öğrencilerin hayatında yalnızca akademik bir değerlendirme süreci değildir. Aylar hatta yıllar süren hazırlık dönemi; beklentileri, hayalleri, kaygıları ve aile içi dinamikleri de beraberinde taşır. Bu nedenle sınav günü tamamlandığında yalnızca bir sınav bitmez; aynı zamanda öğrencinin uzun süredir içinde yaşadığı yoğun tempo da sona erer. Ancak çoğu zaman gözden kaçan nokta şudur: Sınavın bitmesi, psikolojik sürecin de sona erdiği anlamına gelmez.

Sınav sonrasında gençlerden sıkça duyduğumuz ifadelerden biri “Bir boşluk hissediyorum” cümlesidir. Bu cümle çoğu zaman şaşırtıcı gelse de aslında biten sınavın ve ne yapacağını bilemeyen bir gencin sözleridir. Dışarıdan bakıldığında çevresi gençten rahatlamış olmasını bekler. Oysa insan zihni, uzun süre odaklandığı bir hedef ortadan kalktığında, yeni duruma uyum sağlamak için zamana ihtiyaç duyar.

Aylar boyunca günlük yaşamını deneme sınavlarına, çalışma programlarına ve akademik hedeflere göre düzenleyen bir genç için sınavın bitmesi, aynı zamanda rutinlerin de değişmesi anlamına gelir. Bu nedenle bazı öğrenciler yoğun bir rahatlama hissederken, bazıları belirsizlik ve huzursuzluk yaşayabilir. Her iki tepki de oldukça doğaldır.

Sınav sonrasındaki dönemde gençlerin en çok zorlandığı konulardan biri de sonuç bekleme sürecidir. Sınav artık geride kalsa bile sonucun bir süre bilinmemesi, gençlerin zihinlerinde sınavı tekrar tekrar değerlendirmelerine neden olabilir. “Acaba o soruyu doğru mu yaptım?”, “Daha fazla çalışsaydım sonuç farklı olur muydu?” gibi düşünceler sıklıkla akıllarını meşgul edebilir. Özellikle mükemmeliyetçi özelliklere sahip gençlerde bu zihinsel sorgulamalar daha yoğun yaşanabilir.

Ailelerin tutumu da bu süreçte önemli bir rol oynamaktadır. İyi niyetle sorulan veya sadece meraktan sorulan sorular, gençler üzerinde beklenmedik bir baskı oluşturabilir. Sınavdan çıkar çıkmaz yapılan detaylı performans analizleri veya diğer öğrencilerle yapılan karşılaştırmalar, gencin kaygısını artırabilir. Günü daha sakin geçirmesini sağlamak, gencin o gün duygusal durumunu daha iyi şekilde etkileyebilir; sınav sonrasında gencin ilk ihtiyaç duyduğu şey değerlendirilmek değil, anlaşılmaktır.

Mesleki gözlemlerimiz, birçok gencin sınav sonrası dönemde sonucu değil, sonucunun çevresindeki insanlar tarafından nasıl karşılanacağını düşündüğünü göstermektedir. Bazı gençler ailelerini hayal kırıklığına uğratmaktan, bazıları ise emeklerinin karşılığını alamamaktan korkmaktadır. Bu durum, gençlerin sınav süreçlerinde sınava değil, çoğunlukla sınavdan sonraki süreç hakkında düşünmeye itmektedir. Bu nedenle sınav sonuçları açıklanmadan önce kurulan iletişim dili genç için büyük önem taşır.

Bir diğer önemli nokta ise gençlerin kendilerini yalnızca akademik başarı üzerinden değerlendirmeleridir. Özellikle ülkemizdeki gibi sınav odaklı eğitim sistemlerinde gençler çoğu zaman kendi değerlerini aldıkları puanlarla özdeşleştirebilmektedir. Oysa bir sınav sonucu; bir öğrencinin karakterini, yeteneklerini, duygusal gücünü veya gelecekteki tüm potansiyelini belirleyen tek ölçüt değildir. Psikolojik açıdan sağlıklı olan yaklaşım, sonucu önemsemekle birlikte bireyin değerini sonuçtan bağımsız olarak koruyabilmektir.

Bu süreçte ailelere düşen en önemli görevlerden biri, çocuklarının duygularına alan açabilmektir. Genç mutluysa mutluluğunu, üzgünse üzüntüsünü yaşayabilmelidir. Çevresi tarafından bunu fark edip alan açmak kıymetlidir. Her duygunun hemen düzeltilmeye çalışılması yerine anlaşılması ve kabul edilmesi, psikolojik dayanıklılığı destekleyen önemli bir faktördür.

Sınavlar eğitim yaşamının önemli dönüm noktalarından biridir; ancak yaşamın tamamını belirleyen tek unsur değildir. Sınav sonrasında öğrencilerin yaşadığı rahatlama, kaygı, belirsizlik veya boşluk hissi doğal tepkiler olarak değerlendirilmelidir. Bu dönemde gençlerin en çok ihtiyaç duyduğu şey, performanslarının değil, duygularının görülmesidir.

Belki de sınav sonrasında sormamız gereken ilk soru “Kaç net yaptın?” değil de “Şu an kendini nasıl hissediyorsun?” sorusunu sormak daha iyi olabilir. Çünkü bazen bir gencin ihtiyaç duyduğu en önemli destek, sonucundan önce kendisinin görülmesidir.

ece nergiz
ece nergiz
İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi Psikoloji bölümünden mezun oldum. Lisans eğitimimin ardından Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ve Attentioner Dikkat Eğitimi alanlarında sertifikalı eğitimler tamamladım. Klinik çalışmalarımda ağırlıklı olarak ergen ve yetişkin bireylerle çalışmakta; her bireyin ihtiyacına özel, bilimsel temelli psikoterapi hizmeti sunmaktayım. Bilişsel Davranışçı Terapi yöntemiyle; depresyon, yaygın anksiyete bozukluğu, panik bozukluk, sosyal fobi, obsesif kompulsif bozukluk (OKB), travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), özgül fobiler, yeme bozuklukları (anoreksiya, bulimiya vb.), sağlık anksiyetesi ve düşük benlik algısı gibi birçok alanda bireylere destek sağlamaktayım. Attentioner Dikkat Eğitimi kapsamında ise dikkat eksikliği, dürtüsellik ve odaklanma sorunları yaşayan bireylerle yapılandırılmış çalışmalar yürütmekteyim. Ergenlerle çalışmak, mesleki ilgi alanlarımın başında gelmektedir. Bu yaş grubunda; sınav kaygısı, akademik performans sorunları, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), ergenlik dönemine özgü kimlik karmaşası, sosyal izolasyon, akran zorbalığına maruz kalma, dijital bağımlılık, özgüven problemleri, aile içi iletişim sorunları ve öfke yönetimi güçlükleri gibi birçok konuda destek sunmaktayım. Ayrıca ergen bireyin duygusal dünyasını anlayabilmesine, kendini ifade becerilerini geliştirmesine ve sağlıklı bir benlik algısı oluşturmasına yönelik bütüncül bir yaklaşım benimsemekteyim. Terapi sürecinde, danışanlarımla güvene dayalı, yargılamadan dinleyen ve iş birliğine açık bir ilişki kurmayı; bireyin yaşadığı zorlukları anlamlandırmasına ve işlevsel başa çıkma yolları geliştirmesine destek olmayı hedefliyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar