Perşembe, Eylül 17, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Kendi Hikâyeni Yeniden Yazma Mevsimi

Takvimler eylül ayını gösterdiğinde şehirlerin havasında bir değişiklik başlar. Yazın sıcaklığı yavaş yavaş çekilirken sokaklarda farklı bir telaş belirir. Kırtasiyelerin önünden geçen öğrenciler, kampüs yollarında yürüyen gençler, yeni alınmış defterler ve kalemler… Eylül, yalnızca yazın bittiğini ve havaların serinleyeceğini anlatmaz. Aynı zamanda yeni bir dönemin, yeni hedeflerin ve belki de hayatımızda değiştirmek istediğimiz şeylerin başlangıcını hatırlatır.

Üniversite öğrencileri için eylülün anlamı biraz daha farklıdır. Kampüs kapısından hayatında ilk kez girecek olan birinci sınıf öğrencisinin heyecanı ile yıllardır üniversite koridorlarında yürüyen, artık lisansüstü eğitimini planlayan öğrencinin heyecanı birbirinden farklı görünse de aslında ikisinin ortak bir noktası vardır: yeniden başlama isteği.

Her akademik yılın başında insan, kendi hayatının başına yeniden bir sayfa açmış gibi hisseder. Yeni defterlerin o tertemiz sayfaları yalnızca not almak için kullanılacak kâğıtlar değildir. Onlara henüz yapılmamış ödevleri, okunmamış makaleleri, öğrenilecek konuları ve kurulacak yeni hayalleri de sığdırırız. İçimizden bir ses “Bu dönem farklı olacak” der.

Bu dönem dersler günü gününe çalışılacaktır. Sabah alarmları artık ertelenmeyecek, kütüphanede saatler geçirilecek, bütün ödevler son geceye bırakılmayacaktır. Hatta belki kahvemizi alıp kütüphanenin en güzel köşesine oturacak ve kendimizi akademik hayatını tamamen düzene sokmuş bir öğrenci gibi hissedeceğiz. Daha ilk ders başlamadan dönem sonunda nasıl biri olacağımızı bile hayal ederiz.

Ama üniversite hayatı, bu güzel planların yanında kendi küçük sınavlarını da beraberinde getirir.

Bunlardan biri de öğrencilerin yakından tanıdığı o meşhur sistemdir: Üniversite Bilgi Sistemi.

Ders seçim günleri, akademik yılın ilk ciddi sınavlarından biri gibidir. Sabah erkenden bilgisayar başına geçilir. Sayfa yenilenir. Sistem açılmaz. Tekrar yenilenir. Birkaç saniyeliğine açılır ve tam ders seçerken yeniden çöker. O sırada öğrencinin zihninde artık ders programından çok, internet bağlantısının neden çalışmadığına dair varoluşsal sorular dolaşmaya başlar.

Lisans yıllarında “Cuma gününü boş bırakabilir miyim?” diye yapılan stratejik hesaplamalar, eğitim ilerledikçe yerini daha karmaşık hesaplara bırakır. Krediler, zorunlu dersler, seçmeliler, ders çakışmaları ve uygun olmayan saatler derken birkaç saat içerisinde küçük çaplı bir matematik problemine dönüşürüz.

Bir yandan en sağlam temeli oluşturmak isteriz. Diğer yandan daha fazla ders alıp kendimizi geliştirmek, farklı alanları keşfetmek ve mümkün olduğunca çok şey öğrenmek isteriz. Hele eylülün verdiği o motivasyonla bazen kapasitemizi olduğundan biraz daha büyük görmemiz de oldukça kolaydır.

“Hepsini alırım.”

“Bunun yanında bir seminere de giderim.”

“Vakalara da çalışırım.”

“Kitapları da okurum.”

“Bir yandan sosyal hayatımı da sürdürürüm.”

Kulağa oldukça mümkün gelir. Ta ki sistem karşımıza o meşhur uyarıyı çıkarana kadar:

“Bu dersi bu dönem seçemezsiniz.”

Ders programını yeniden düzenler, kredileri tekrar hesaplar ve sonunda kayıt işlemini tamamlarız. O anda sadece ders seçmiş olmayız. Aynı zamanda nasıl bir dönem geçirmek istediğimize, neleri önceliklendireceğimize ve zamanımızı nasıl kullanacağımıza dair küçük bir plan da yapmış oluruz.

Eylülün heyecanıyla kendimize büyük hedefler koymak güzel. Ancak hedef belirlemek kadar, o hedeflerin gerçekçi olup olmadığını görmek de önemlidir. Çünkü üniversite hayatı yalnızca daha fazla ders almak, daha fazla kitap okumak veya daha yoğun bir program oluşturmak anlamına gelmez. Öğrendiklerimizi gerçekten anlamak, merak ettiğimiz alanlara zaman ayırmak ve gerektiğinde kendimize nefes alacak bir alan bırakmak da bu sürecin parçasıdır.

Sonrasında kampüsün kendine özgü hareketliliği başlar. Koridorlarda ilk kez sınıfını arayan öğrenciler, elinde kahvesiyle derse yetişmeye çalışanlar, yaz boyunca görüşmediği arkadaşlarıyla yeniden buluşanlar… Bir yanda üniversiteye yeni başlayanların “Acaba alışabilecek miyim?” sorusu, diğer yanda mezuniyete yaklaşanların “Zaman gerçekten bu kadar hızlı mı geçti?” düşüncesi vardır.

İlk hafta hocaların ders izlencelerini paylaşması da bu atmosferin bir parçasıdır. Okunacak makaleler, kitaplar, sunumlar, ödevler ve projeler bir anda önümüze geldiğinde listenin uzunluğu gözümüzü korkutabilir. Fakat birkaç ay sonra geriye dönüp baktığımızda, başlangıçta gözümüzde büyüttüğümüz birçok şeyi aslında tamamlamış olduğumuzu fark ederiz.

Çünkü akademik hayat hiçbir zaman kusursuz ilerleyen bir yol değildir.

Özenle hazırladığımız renkli notların birkaç hafta sonra aceleyle yazılmış karalamalara dönüşmesi mümkündür. İlk haftalarda düzenli tuttuğumuz ajandanın ortasında bir yerlerde planlarımızın birbirine girmesi de. Vizeler yaklaşırken kütüphanede uykulu gözlerle “Ben neden bu kadar ders aldım?” diye kendimize sormamız ise neredeyse akademik takvimin doğal bir parçasıdır.

Fakat bütün bunlar başarısız olduğumuz anlamına gelmez.

Bazen bir konuyu anlayabilmek için aynı sayfayı birkaç kez okumak, bazen bir ödevi yeniden yazmak, bazen de planladığımız kadar verimli olamadığımız bir günü kabul edip ertesi gün yeniden başlamak gerekir. Öğrenme süreci zaten biraz da bundan ibarettir. Her şeyin ilk seferde kusursuz gitmesini beklemek yerine, zorlandığımız noktaları fark edip devam edebilmek önemlidir.

Üniversite sıraları yalnızca sınav kâğıtlarının doldurulduğu ve harf notlarının toplandığı yerler değildir. Üniversite, insanın kendi sınırlarını fark ettiği, ilgi alanlarını keşfettiği ve zaman içinde nasıl bir insan olmak istediğini sorguladığı bir dönemdir. Bazen bir derste duyduğumuz tek bir kavram, daha önce hiç düşünmediğimiz bir alanın kapısını açabilir. Bazen bir hocanın söylediği tek bir cümle, gelecekte yapmak istediğimiz şeyleri yeniden düşünmemize neden olabilir.

Bu nedenle yeni akademik döneme yalnızca “Bu dönem kaç alacağım?” sorusuyla başlamak yerine, “Bu dönem kendime ne katacağım?” sorusunu da sormak belki daha anlamlıdır.

Eylül bize her şeyi sıfırlama fırsatı vermiyor belki. Geçen dönem yaptığımız hataları silemiyoruz, yetiştiremediğimiz ödevleri geri alamıyoruz, istediğimiz notu değiştiremiyoruz. Ama bütün bunların üzerine yeni bir şey inşa edebiliyoruz.

Yeni bir dönem, geçmişi yok saymak değil; geçmişten öğrendiklerimizle devam etmek demek.

Bu yüzden şimdi çantanızı hazırlayın, defterinizi açın ve kampüs kapısından içeri girin. Ders seçim sisteminin çöktüğü, kahvenin soğuduğu, bazı planların son dakikada değiştiği günler elbette olacak. Belki her sabah motivasyonla uyanmayacaksınız. Belki bazı haftalar düşündüğünüz kadar başarılı hissetmeyeceksiniz.

Ama bütün bunlara rağmen yeniden başlayabilirsiniz.

Çünkü bazen yeni bir sayfa açmak için hayatımızı tamamen değiştirmemiz gerekmez. Sadece bir sonraki adımı atmamız yeterlidir.

Eylül tam da bunu hatırlatıyor: Hikâyemiz henüz bitmedi. Hatta belki de en güzel kısmını henüz yazmadık.

Naz Kurtoğlu
Naz Kurtoğlu
Naz Kurtoğlu, İstanbul Kent Üniversitesi 4. sınıf Türkçe Psikoloji öğrencisidir. Şu anda Balıklı Rum Hastanesi'nde staj yapan Naz, daha önce bir klinik psikolog yanında da deneyim kazanmıştır. İnsanlarla psikoloji alanındaki bilgilerini paylaşan bir Instagram hesabı yöneten Naz, psikolojinin hayatımızdaki büyük rolünü ve önemini anlatmayı hedeflemektedir. İnsanların psikolojiye dair daha fazla bilgi sahibi olmalarını sağlamak amacıyla paylaşımlar yaparak, bu alandaki farkındalığı artırmayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar