İnsanların birbirleriyle tanışmadan güçlü duygusal bağlar kurabilmesi her zaman ilginç bir konu olmuştur. Bu nedenle, günümüzde giderek yaygınlaşan bir olguyu ele almak istiyorum: yoğun ünlü hayranlığı. Ünlülerin özel yaşamlarını takip etmemizi sağlayan magazin içerikleri ve doğruluğu her zaman teyit edilmeyen bilgilerin hızla yayılmasına olanak tanıyan sosyal medya platformları, ünlüleri takip etmeyi oldukça kolaylaştırmıştır. Bu durum, hayranlar için o ünlü hakkında daha fazla bilgiye erişebilmek anlamına geliyor. Ancak, bu kolay ve hızlı erişimin bireyleri psikolojik açıdan o ünlüye daha fazla bağladığı da bir gerçektir. Bir ünlünün ne yediğini, nereye seyahat ettiğini veya gelecekte hangi projelerde yer alacağını öğrenmek, onu yakından tanıdığımız hissini uyandırmakla birlikte, söz konusu kişiyle psikolojik bir yakınlık geliştirdiğimize inanmamıza neden olabiliyor. Bu nedenle, başlangıçta ufak görünen bir ilgi, zamanla saplantılı bir boyuta ulaşabilir ve bireyin günlük yaşamını derinden etkileyebilir.
Peki, bir hayranlık ne zaman tehlikeli bir düzeye ulaşır? Bu soruya yanıt verebilmek için öncelikle iki farklı durumu ayırt etmek gerekir. Bir ünlüyü sosyal medya hesapları üzerinden takip etmek, o ünlü hakkında içerikler üretmek veya magazin haberlerini düzenli olarak izlemek belirli bir süreye kadar olağan davranışlar olarak değerlendirilebilir. Ancak bireyin kendi yaşamından uzaklaşacak boyutta bir ünlüye bağlanması çok farklı bir durumdur. Hayranlığın uzun süre yoğun bir şekilde devam etmesi, kişinin sosyal hayatından veya sorumluluklarından feragat etmeye başlaması veya kendi ihtiyaçlarını ikinci plana atması, bu hayranlığın tehlikeli boyutlara ulaştığını gösterebilir. Bir ünlüyü sevmek ve takip etmek son derece olağan bir durumken, bu ilginin kişinin kendi yaşamını olumsuz etkileyecek noktaya gelmesi, durumun olağan olmaktan çıktığının bir göstergesidir. Günümüzde bilgiye erişimin oldukça kolay olduğu düşünüldüğünde, yoğun ünlü hayranlığının sınırları, insanlara nasıl zarar verebileceği ve bu durumdan kendimizi ve çevremizi nasıl koruyabileceğimiz önemli sorular olarak karşımıza çıkmaktadır.
Maltby ve arkadaşları (2004) yaptıkları çalışmada ünlü hayranlığını “eğlence-sosyal”, “yoğun-kişisel” ve “borderline-patolojik” isimli üç farklı grup altında incelemişlerdir. Bilişsel esneklik ve sosyal karmaşıklığı ölçen ölçekler kullanılan bu çalışmada, bulgular bilişsel esnekliğin özellikle yoğun-kişisel ünlü hayranlığı grubunda anlamlı biçimde düştüğünü ortaya koymaktadır. Bulgular, yoğun ünlü hayranlığına sahip kişilerin farklı seçenekleri değerlendirmekte, alternatif çözümler üretmekte ve yeni durumlara uyum sağlamakta zorlandıklarını göstermektedir. Bu bireylerin dünyayı daha katı bir bakış açısıyla değerlendirdikleri ve günlük yaşamın stresleriyle baş etmede güçlük yaşayabilecekleri öne sürülmektedir. Çalışmanın sonuçları, ünlü hayranlığının belirli bir noktadan sonra masum bir ilgi alanı olmaktan uzaklaşabileceğini göstermektedir. Peki, bu durumda birey ne yapmalıdır?
Belki de ilk yapılması gereken, kişiyi bu denli yoğun bir biçimde ünlüye bağlayan nedenleri sorgulamaktır. Yaşam tarzı mı, ürettiği işler mi, dış görünüşü mü yoksa sahip olduğu başka özellikler mi sizi onu takip etmeye yöneltiyor? Kendi yaşamınızda eksik olduğunu düşündüğünüz bir boşluğu doldurduğuna mı inanıyorsunuz, yoksa onun gibi bir yaşam sürme fikri mi size çekici geliyor? Bu soruların yanıtlarını aramak, saplantılı boyuta ulaşan bir hayranlığı anlamanın ilk adımı olabilir. Çünkü birey, bu bağlılığın altında yatan nedeni fark etmeden söz konusu durumun içinden çıkmakta zorlanabilir. Yaşadığı yoğun ünlü hayranlığının kendi yaşamını kaçırmasına yol açtığını fark etmek, bu durumla baş edebilmek için önemli adımlardan biridir. Başka hobiler edinmek, ünlüyü takip etmeye ayrılan zamanı daha sağlıklı etkinliklerle doldurmak adına kullanılabilir. Bu önerilerin yeterli olmadığı durumlarda ise her zaman psikoterapi almanın bir çözüm yolu olduğunu unutmamak gerekir. Sonuçta yaşayabileceğimiz tek hayat kendi yaşamımızdır. Başkasının yaşamını izlemek yerine kendi hayatımızın öznesi olmayı seçmeli, her bir ânına ayrı ayrı özen göstermeliyiz…


