‘Çok saçma konuştum.’ ‘Düştüğümü herkes fark etti.’ ‘Dilimin sürçmesi çok komik oldu.’
Aldığınız bir kıyafeti ilk kez giydiğinizi düşünün. Giydikten sonra birçok kez kontrol etmiş, belki değiştirmeyi bile düşündüğünüz bir kıyafet. Gün içinde kıyafetinizde küçücük bir leke fark ettiğinizde hemen hemen herkesin aklına aynı soru gelebilir: ‘Acaba bunu herkes fark etti mi?’
Ya da sohbetin koyu olduğu bir ortamda konuşurken bir kelimeyi yanlış telaffuz ettiğinizi, yürürken ayağınızın takıldığını düşünün. Sanki o an herkes her şeyi görmüş ve yaptığınız küçük hatayı ömür boyu unutmayacakmış gibi gelebilir.
Günlük yaşamdaki bu küçük anlar aslında düşünülen kadar dramatik değildir. Psikolojide bu duruma ‘spotlight effect’ yani ‘spot ışığı etkisi’ adı verilir.
Sahnenin Başrolü
Bahsettiğimiz bu ‘spot ışığı etkisi’, insanların görünüşlerinin, günlük hatalarının veya davranışlarının başka insanlar tarafından gerçekte olandan daha fazla fark edildiğini düşünme eğilimidir. Daha basit bir deyişle, kendimizi ve yaptığımız her şeyi çevremizdeki insanların zihinlerinin merkezinde sanırız.
Bunun en anlaşılır ve basit sebebi, dünyayı kendi bakış açımızdan deneyimliyor olmamızdır.
Sabah saçımızın kötü olduğunu düşünebiliriz, toplantıda söylediğimiz garip bir cümleyi kendimize tekrar tekrar hatırlatabiliriz, yıllar önce yaptığımız küçük bir hatayı zihnimizde defalarca döndürebiliriz. Ve aynı zamanda bu küçük anları en az bizim hatırladığımız kadar başkalarının da hatırladığını düşünürüz. Ancak çevremizdeki insanların da aynı şekilde başka bireyler olduğunu, aynı anda kendi saçlarını; yanlışlıkla söyledikleri kelimeleri ya da küçük düştüklerini düşündüklerini anları düşünüyor olabileceklerini unutmamak gerekir.
Kendi zihnimizde çok büyük alanlar kaplayan, bize kendini sürekli hatırlatan olayların; bir başkasının zihninde sadece birkaç saniyelik unutulacak bir ayrıntı olması olağandır.
Buradaki en ilginç nokta, diğer bireylerin de muhtemelen aynı anda kendi hatalarını düşünüyor olmalarıdır. Kendi davranışlarımız bizler için daha erişilebilir olduğundan başkalarının zihninde de aynı şekilde yer kaplayacakları yanılgısına kapılabiliriz.
Spot ışığı etkisi utanç verici olduğunu düşündüğümüz anlarda daha baskın hissedilebilir. Yüzümüzün kızarması, cevabı yanlış bir şekilde vermek, ne söyleyeceğimizi bilememek bize fazlasıyla görünür hissettirebilir.
Üstelik sadece dışarıdan görülebilen davranışlar değil, duygularımız konusunda da başkalarının ne kadar fark ettiğini abartabiliriz.
Örneğin çok heyecanlandığımız bir buluşmada, ‘sesimden kesin heyecanım anlaşılıyor’ diye düşünebiliriz. Oysa diğer kişiler bizim hissettiğimiz yoğunluğun yalnızca küçük bir kısmını fark ediyor olabilir. Psikolojide bu duruma verilen bir diğer kavram da ‘illusion of transparency’ yani ‘şeffaflık yanılsamasıdır’. Bir diğer deyişle ‘iç dünyamızın başkaları tarafından olandan daha kolay okunabildiğini düşünmek’.
Sosyal Medyanın Etkisi
Günümüzde görünürlük hissini artırabilecek bir diğer alan da sosyal medyadır.
Bir fotoğraf paylaştıktan sonra kimlerin gördüğünü tekrar tekrar kontrol etmek, bir mesaj gönderdikten sonra açıp açıp okumak veya hikayelerimizin başkaları tarafından nasıl yorumlandığını düşünmek hepimizin tanıdık hissedeceği davranışlar olabilir. Bu kontroller kısa vadede rahatlatıcı görünse bile zamanla dikkatimizi kendi üzerimizde fazlaca toplamamıza neden olabilir.
Böylece basit bir ‘başkaları bana bakıyor mu’ sorusu artık yerini, ‘başkaları beni nasıl görüyor’ ya da ‘kesin başkaları da bu şekilde düşünüyor’ sorularına bırakır. Bu iki soru birbirinden ne kadar farklı olsa da, kişinin kendi görünürlüğünü daha yoğun yaşamasına ve kendiyle daha fazla uğraşmasına yol açabilir.
Sosyal medyada kendimizi devamlı başkalarıyla karşılaştırmamız da bu hissi besleyen kanallardandır. Başkalarının seçilmiş, estetik ve düzenli anlarını görürken kendi hayatımızı her ayrıntısıyla 24 saatin 24 saati kendimizle deneyimleriz. Bu karşılaştırma sadece nasıl göründüğümüzü değil, nasıl görünmemiz gerektiğini devamlı düşünmemize sebep verebilir.
‘Herkes Sürekli Bana Bakmıyor’
Spot ışığı kavramını öğrenmenin en rahatlatıcı taraflarından birisi de budur.
Kavramın bize demek istediği ‘kimse beni umursamıyor’ değildir. Spot ışığı kavramı bize ‘insanların çoğu zaman kendimizi izlediğimiz kadar bizi dikkatli bir biçimde izlemiyor.’ mesajını vermek ister.
Bu küçük farkı benimsemek, kişilerin günlük yaşamını büyük ölçüde kolaylaştırabilir.
Çünkü bazen kendimizi görünür hissettiğimiz için yapmak istediğimiz şeylerden kaçınabiliriz. Soru sormaktan, yeni bir ortama girmekten, farklı bir kıyafet giymekten çekinebiliriz.
Oysa böylesine hatalar veya deneyimler oluşturmak, sandığımız kadar büyük bir dikkat çekmez. Bir sonraki sefer sosyal bir ortamdan çıktıktan sonra zihnimiz aynı cümleyi defalarca oynatmaya başlarsa kendimize şu soruyu sormak işimizi kolaylaştırabilir:
‘Bunu başka biri aynı şeyi yapsaydı bu benim hayatımda ne kadar fazla yer kaplardı?’ Cevap çoğu zaman birkaç küçük saniyeden uzun olmayacaktır.
Belki de çoğu zaman üzerimizde olduğunu düşündüğümüz o parlak spot ışığı, gerçekte sadece zihnimizin kendimize tuttuğu küçük bir el feneridir. Çünkü insan ömrünü güzel anılar kadar küçük düştüğü, tökezlediği anılar da oluşturur.
Kaynakça
- Gilovich, T., Medvec, V. H., & Savitsky, K. (2000). The spotlight effect in social judgment: An egocentric bias in estimates of the salience of one’s own actions and appearance. Journal of Personality and Social Psychology, 78(2), 211–222. https://doi.org/10.1037/0022-3514.78.2.211
- Gilovich, T., Savitsky, K., & Medvec, V. H. (1998). The illusion of transparency: Biased assessments of others’ ability to read one’s emotional states. Journal of Personality and Social Psychology, 75(2), 332–346. https://doi.org/10.1037/0022-3514.75.2.332
- Vogel, E. A., Rose, J. P., Roberts, L. R., & Eckles, K. (2014). Social comparison, social media, and self-esteem. Psychology of Popular Media Culture, 3(4), 206–222. https://doi.org/10.1037/ppm0000047


