Çocukluğunuza inelim cümlesi ne kadar mesleki alanımızda popüler olmuş olsa da aslında bakıldığında çocukluk dönemi gerçekten derin anlamları olabilen ve kişinin yaşamında gösterdiği davranışları, karar verdiği seçimleri, kurduğu ilişkilerinde önemli yere sahip olan, titizlikle ve merakla, şefkatle yaklaşılması gerekilen bir kavramdır.
Doğduğumuzda, dünyaya geldiğimiz ilk anda ağlamaya başlarız, çünkü bilindik bir yerden güvenli olan anne karnından ayrılıp hiç bilmediğimiz bir dünyaya gelmişiz, ve ilk belirsizliğimizle karşılaşmışızdır, ve biz de ağlamaya başlarız, çünkü belirsizlik bizi korkutur. Bilindik bir karanlık, bilinmeyen bir ışıktan her zaman daha güvenlidir, o yüzden bazen ışıklı yollardan geçmek yerine karanlıkta kalmayı tercih ederiz. Dünyaya geldiğimiz anda bildiğimiz ve güvenebileceğimiz, sığınabileceğimiz bizi belirsizlikten kurtarabilecek olan tek yer anne ve babamız, yani ailemiz bakım verenlerimizdir. Yaşamımız artık ailemizle büyüdüğümüz çevre tarafından, onlarla beraber hayatın içinde deneyimlediklerimizden, ebeveynlerimizin bize öğrettiği, gösterdiği davranışlarla şekillenir.
En önemlisi, bizlere davranış şekilleri bizlerin kendi benlik algısı üzerinde, nasıl biri olduğumuz, kendimize ne kadar değer verdiğimiz, ne kadar saygı duyduğumuz, sevgiyi hak ettiğimiz, nasıl biri olacağımız, kendimiz üzerinde neler yapabileceğimizi şekillendirir. Aile bu yüzden çok önemlidir, bir çocuğun sağlıklı olarak gelişmesinde, duygularını sağlıklı bir şekilde yaşayıp dönüştürmesinde aile çok önemlidir, çünkü bakım verenler çocuk için bu dünyada ilk kez sevgiyi ve daha birçok duyguyu alabileceği deneyimleyebileceği, öğreneceği ilk yerdir.
Şema Kavramı ve Şema Terapi
Çocuk için anne ve babanın söylediği her şey doğrudur, çünkü kendisine güven veren bir yer olması, bakımının onlar tarafından veriliyor olması, ve sevgiyi onlardan alacak olması anne ve babayı çocuğun gözünde kahraman yapabilir. Bu yüzden çocukluk döneminde anne ve babamızla olan ilişkimiz, bize davranışları, nasıl yetiştirdikleri, hangi koşullar altında büyüdüğümüz, onlarla hangi deneyimler yaşadığımız, bizim dünyaya ve kendimize olan bakışımızı şekillendirir ve belli kalıplar oluşturur, oluşturulan bu kalıplar bir ebeveyn tarafından sağlıklı şekilde dönüştürüldüğünde yetişkinlik dönemimizde bu kalıpları ikili ilişkilerimize, sosyal hayatımıza, ve kendi benliğimize yansıtırız.
İşte tüm bunlar yani dünyaya geldiğimizde boş olan zihnimiz yeni bilgilerle ve deneyimlerle donanır, duygular, düşünceler, fizyolojik tepkiler zihne işlenir, işlenen bu bilgiler ve inançlar şema olarak adlandırılır. Şemalarımızın duygularımızda, düşüncelerimizde, bedenimizde ve anılarımızda karşılıkları vardır. Jeffrey Young, Şema Terapi’nin kurucusudur. Young şemayı şöyle tanımlamıştır: Çocukluk ve ergenlik boyunca gelişen, anı, duygu ve bedensel duyumlardan oluşan, işlevsel olmayan, yaşam boyunca sürekli tekrar eden kalıplardır. Ergenlik veya çocukluk dönemince gelişir.
Şemalar Nasıl Oluşur?
Şemalar deneyimlerimizden oluşur, hem de gelecekteki deneyimlerimizi şekillendirir. En temel ihtiyaçlarımızın engellenmesi, travmalarımız, iyi şeylerin abartılı derecede sunulması, seçici içselleştirme, şemalarımızın oluşma sebeplerindendir. Hepimiz bazı temel duygusal ihtiyaçlarla doğarız, bu ihtiyaçlar şu şekildedir: Güvenli bağlanma, yeterlilik algısı, duygularını ifade edebilme ihtiyacı, kendiliğindenlik ve oyun, sağlıklı sınırlar ve özdenetim. Şemalarımızın duygularımızda, düşüncelerimizde, bedenimizde ve anılarımızda karşılıkları vardır. Şemaların bir kısmı kendimizle bir kısmı diğer insanlarla bir kısmı da dünyayla ilgilidir, Örneğin ben kusurluyum, ben muhtacım, insanlar güvenilmezdir, yalancıdır, dünya tehlikeler ile dolu bir yerdir gibi inançlar.
Şemalarımız Nelerdir? Yetişkinlikte Kendini Nasıl Gösterir?
Genel olarak şemalarımız 11 tanedir. Kısaca bunları açıklayıp çocukluk ve yetişkinlik dönemindeki bağlantılarını inceleyelim.
1- Terk Edilme: Bu şemaya sahip bireyler diğer insanların onları nasıl olsa terk edeceğine inanır ve diğer insanları güvensiz bulur. Çocukluk döneminde bakım veren ebeveynin kaybı, bakım veren ile kurulan bağ sebebiyle gerçekleşir. Yetişkinlik döneminde bu şema ayrılıklarla, kaygılı bağlanma kuran kişilerle tetiklenir ve ilişkilerinde yoğun bir ayrılık kaygısı, bir problem yaşandığında terk edileceğine dair kuvvetli bir inancı vardır. Partnerin sevgisini sürekli olarak sorgulama, test etme, ve onay arayışı içindedirler.
2- Duygusal Yoksunluk: Korunma, ilgi, empati eksikliği sebebiyle kişinin duygusal ihtiyaçlarının diğer insanlar tarafından karşılanmayacağına inanmasıdır. Çocukluk döneminde ebeveynin yetersiz ilgisi, empati eksikliği, temel duygusal ihtiyaçların ebeveynler tarafından yeterince verilmemesi bu şemayı oluşturabilir. Bu şemaya sahip bireyler yetişkinlik döneminde başkalarıyla duygusal bağ kurmakta zorlanır ve ikili ilişkilerinde sürekli bir boşluk hissi hissederler.
3- Güvensizlik-Kötüye Kullanılma: Bu şemaya sahip bireyler diğer insanlar tarafından kötüye kullanılacağına kandırılacağına, ihanet edileceğine, arkasından işler çevrileceğine dair güçlü düşüncelere sahiptir. Temeli çocukluk dönemindeki şiddet, taciz, istismar vb travmatik durumlardan kaynaklanır. Kişi yetişkinlik döneminde ikili ilişkilerinde sürekli zarar göreceğine inanma, partnerine karşı aşırı kuşkuculuk ve paranoid düşünceler, insanlara güvenmeme, aşırı stres ve özgüven eksikliği problemi yaşayabilir.
4- Sosyal İzolasyon-Yabancılaşma: Bu şemaya sahip bireyler, kendini diğerlerinden farklı görmeye ve dışlanmış, yalnız hissetmeye meyilli bireylerdir. Çocukluk çağı örseleyici yaşantılar, akran zorbalığı ve dalga geçilmesi, ailede kıyas yapılması, farklı olunması gibi durumlar bu şemanın oluşmasına sebep olabilir. Yetişkinlik döneminde birey özgüven eksikliği, sosyal anksiyete, iletişim kurmakta güçlük gibi problemler yaşayabilir.
5- Kusurluluk-Utanç: Bu şemaya sahip bireyler kendilerini aşırı kusurlu, faydasız, yetersiz hissetmektedir ve kendilerine karşı çok acımasız olup, eleştirel yaklaşımlar sergiler. Çocukluk döneminde eleştirel, cezalandırıcı, ilgi ve sevgiyi yeterince gösteremeyen sert ebeveynlerle yetişen bireyler bu şemayı geliştirebilir. Bu bireylerde yetişkinlik döneminde mükemmeliyetçilik durumu ortaya çıkabilir, Kendini sevilmeye layık olarak görmeme, bu sebeple ikili ilişkilerden kaçınma ve aşırı katı bir tutum sergileyebilir. Reddeden, mesafeli veya eleştirel partnerler seçebilir.
6- Dayanıksızlık: Bu şemaya sahip olan bireyler yaşayacağı olaylara karşı baş edemeyeceğini, aşırı kaygılanacağını düşünür ve felaket senaryoları kurmaya meyillidir. Aynı şemaya sahip bir ebeveyne sahip olmak bu şemayı oluşturabilir. Ebeveyn sürekli kaygılıysa, başına bir şey geleceğini, hastalanacağını kötü olaylar yaşayacağını düşünüyor ve bunlara karşı eylemler geliştiriyorsa çocuk bunu rol model alabilir. Ebeveyn aşırı korumacı olabilir ve bu durumda çocuk ben baş edemem, kendim yapamam algısını oluşturabilir. Kişi ileri dönemlerinde sağlık problemleri olduğunu, delirdiğini, kontrolü kaybedeceğini düşünür. Sürekli hastaneye gidebilir, dış dünyaya karşı aşırı tetikte olabilir.
7- Bağımlılık-Yetersizlik: Bu şemaya sahip bireyler tek başına yetersiz hissedebilir, olayları hep biri varken çözebileceğini düşünür ve yalnız kalmaktan korkup yoğun terk edilme duyguları yaşayabilir. Ebeveynler çocukken aşırı korumacı bir tavır sergileyerek çocuğun sorumluluk almasına izin vermeden yetiştirmeleri, bireyde bu şemayı oluşturabilir. Birey yetişkinlik döneminde konfor alanının dışına çıkmaktan zorlanma, sosyal anksiyete, ikili ilişkilere çok yapışık olma, partnerden belli zamanlarda olsa ayrı kalamama, onay arayışı, özgüven problemleri yaşayabilir.
8- Başarısızlık: Bu şemaya sahip bireyler yaptıkları her şeyde başarısız olduklarına ve bunun devam edeceğine inanırlar. Çocukluk döneminde mükemmeliyetçi ebeveynler, takdir ve kutlamadan çocuğu mahrum bırakan ebeveynlerle yetişen bireyler, belli başarısızlık hikayeleri yaşamış bireyler bu şemayı geliştirebilir. Yetişkinlik döneminde kişi yaptığı her şeyi yetersiz görüp kendini tüketebilir.
9- Boyun Eğicilik: Bu şemaya sahip bireyler kendi ihtiyaçlarını ve isteklerini söylemekten çekinirler ve diğerlerinin ihtiyaçlarını ön planda tutarlar. Kişi yetişkinlik döneminde sınır koyamama, hayır diyememe, ve kendi ihtiyaçlarını ihmal etme eğiliminde olur. Çocukluk döneminde duygularının ifade edilmesine izin verilmeyen, koşullu sevgi alan, eleştirilen bireyler bu şemayı geliştirebilir ve güvensiz bağlanmaya sahip olabilir.
10- Yüksek Standartlar: Bu şemaya sahip bireyler kendilerine karşı gerçekçi olmayan yüksek beklentiler koyarak başarılarını küçümseyip yetersiz hissedip mükemmeliyetçi olabilir, bu durum tükenmişlik hissine, hayata karşı tatminsizlik hissine sebep olmaktadır. Birey çocukluk döneminde eleştirilmiş, katı kurallarla ve beklentilerle büyümüş, sevgiyi başarıdan almış ise bu şemayı geliştirebilir. Yetişkinlik döneminde kişi yeni şeyler denemekten geri çekilebilir, yaptıklarını küçümseyebilir ve güçlü bir yetersizlik duygusuyla iç içe geçebilir.
11- Haklılık: Kişi kendini sürekli olarak haklı görme, başkalarından değerli görme, daha fazla hakka sahip olduğuna inanma inançlarına sahiptir. Çocukluk döneminde duygusal olarak çocuktan fazla uzak bireyler veya tam tersi duygusal olarak fazla ilgi veren ebeveynlerle büyüyen çocuklar bu şemayı geliştirebilir. Kişi ileride bireysel ve toplumsal ilişkilerinde sorun yaşayabilir, sınırları ihlal edebilir, empati eksikliği görülebilir, ve büyüklenmeci tavırlar gösterebilir.
Şema Terapi ve Şemaların Dönüşümü
Şemalar Değişebilir Mi?
Şema terapi, bireyin çocukluk döneminde geliştirdiği bu şemaları dönüştürmek için kullanılır. Duyguyla temas etmeyi hedefleyen, şefkatli, ve yaşanan travmalarda üzerinde durmayı gerekli gören bir terapidir. Belli yöntemlerle kişi şemalarını elbette dönüştürüp değiştirebilir. Şemalarımızı, bildiğimiz yollardan daha farklı yollar görerek yeni şablonlar ve yeni hikayeler yaratabiliriz. Şemaların özü budur.
Kişi kendi hikayesinin temelini anladığında yeni bir hikaye yaratmak için özenle çalışmalı, ve devamlı tekrar etmelidir. Şemalar hemen bir anda kolay kolay değişmez çünkü dirençlilerdir, ancak değiştirilemez diye bir şey yoktur. Unutulmamalıdır ki insan hayatta var olduğu sürece her gün yeni bir patika oluşturabilir, yeni adımlar atabilir ve dilerse o adımların izlerinden gidebilir.


