Çarşamba, Temmuz 15, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Red Flag Enflasyonu: Kusursuzluk Sınavından Sınıfta Kalmak

Popüler psikoloji kültürünün modern ilişkilere attığı en büyük kazık, bize pürüzsüz ve sıfır hatalı bir partner illüzyonu satmasıdır. Sosyal medya akışları ve dijital çağın ilişki guruları sürekli tek bir kavramı pompalıyor: Red Flag (Kırmızı Bayrak). Karşımızdaki insanın en ufak bir bocalamasında, savunma mekanizmalarını devreye soktuğu bir kriz anında ya da hayatın getirdiği olağan bir çatışmada hemen sırtına o etiketi yapıştırıyoruz. İlişkileri steril birer laboratuvar testi gibi kurgulayan bu indirgemeci dil, insanı insan yapan o en temel ontolojik gerçeği ıskalıyor: İnsan defoludur, hata yapar ve pürüzlüdür. Kendimizi her türlü incinme riskinden korumaya çalışırken, aslında bağ kurmanın getirdiği o kaçınılmaz kırılganlığı, belirsizliği ve samimiyeti tamamen hayatımızdan sürüp çıkarıyoruz. Korunaklı kalelerimizde yapay bir güvenlikle otururken, sevginin asıl şifalı ve dönüştürücü gücünden de tamamen mahrum kalıyoruz. Kendi pürüzlerimizle yüzleşmek yerine, faturayı sürekli karşı tarafa kesmeyi tercih ediyoruz.

Bugün yaşanan kronik yalnızlıkların ve derin köksüzlüklerin arkasında; çatışmasız bir hayatı ve kusursuz bir partneri romantize etme çılgınlığı yatıyor. Sosyolog Zygmunt Bauman’ın “Akışkan Aşk” teorisinde bahsettiği gibi, modern insan ilişkileri de artık birer hızlı tüketim nesnesi olarak görme eğiliminde. Tıpkı bir alışveriş uygulamasından ürün seçer gibi, insanları da “kusursuz bir kullanıcı deneyimi” süzgecinden geçiriyoruz. Karşımızdakinin acısını, geçmişten getirdiği yükleri veya uyum sağlama sürecindeki insani bocalamalarını kapsamak yerine, en ufak bir pürüzde “toksik” damgasını vurup bir sonrakine kayıyoruz. Oysa psikoloji bize gerçek bağın, nesne ilişkileri kuramında da önemle vurgulandığı gibi, partnerin hem “iyi” hem de “eksik” yönlerini bir bütün olarak kabul edebildiğimizde kurulduğunu söyler. Kusursuzluk arayışı, narsisistik bir tatmin çabasından öteye geçmediği gibi, derin bir köksüzlük ve yapay bir yalnızlık yaratmaktan başka bir işe yaramıyor. İnsanları tüketilebilir metalara dönüştürdükçe, kendi içimizdeki o büyük varoluşsal boşluğu da büyüterek derinleşiyoruz.

Bir ilişkiyi sağlıklı kılan şey, içinde hiç çatışma yaşanmaması değildir. Tam aksine, ilişkisel psikoloji çatışmayı bağın kopması olarak değil, ilişkinin derinleşmesi ve olgunlaşması için bir büyüme alanı olarak görür. Gerçek bağ; öfkeyi, çaresizliği, hayal kırıklıklarını ve kırılganlığı da o ilişkinin ortak alanına güvenle kabul edebilmektir. Birbirimizin sırtına sürekli “tanı etiketleri” vurarak partnerimizi bir kliniğe veya iyileştirilmesi gereken teknik bir projeye dönüştürdüğümüzde, oradaki gerçek insanı bütünüyle kaybederiz. Karşımızdakini sevmek, onun kusursuzluğuna hayran olmak değil; D.W. Winnicott’ın “yeterince iyi” kavramına atıfla, onun çatlaklarıyla ve kendi kırıklarımızla birlikte o dağınık masaya oturabilme cesaretidir. Çünkü ev; kusursuz bir vitrin değil, tüm defolarımızla karşılıklı oturabildiğimiz o dağınık masadır. Ancak o masada yaralarımızı saklamadan, maskelerimizi indirerek durabildiğimizde, modern çağın dayattığı sahte mükemmeliyetçilik hapishanesinden tamamen özgürleşebiliriz.

Deniz Cemre Kurt
Deniz Cemre Kurt
Psikoloji lisans eğitimini İngilizce olarak TED Üniversitesi bünyesinde tamamlamış, aynı zamanda Sosyoloji alanında ek dal yapmıştır. Çocuklar, ergenler ve ailelerle yürüttüğü çalışmaların yanı sıra; travma, sosyal uyum, kültürel psikoloji ve dezavantajlı gruplarla psikososyal çalışmalar alanlarına ilgi duymaktadır. Ulusal ve uluslararası projelerde psikolog ve atölye eğitmeni olarak görev almış; farklı kültürlerden ve yaşam deneyimlerinden bireylerle yürüttüğü saha çalışmaları sayesinde psikososyal destek, kriz müdahalesi ve toplumsal dayanıklılık süreçleri üzerine deneyim edinmiştir. Oyun terapisi, şema terapi, duygu odaklı terapi ve bilişsel davranışçı terapi başta olmak üzere çeşitli terapi ekollerinde uygulayıcı eğitimleri almış; çocuk ve ergen değerlendirme testleri üzerine çalışmıştır. Yazılarında akademik bilgiyi gündelik yaşamın psikolojik gerçekliğiyle buluşturmayı amaçlayan Deniz Cemre Kurt; insan psikolojisinin bireysel olduğu kadar toplumsal ve kültürel yönleri üzerine de düşünmeye ve üretmeye devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar