Neden Mutlu Olduğumda Bile Tedirgin Oluyorum? Bazen hayat gerçekten güzel gider. Uzun zamandır beklediğin bir şey olur, sevdiğin biriyle arandaki ilişki iyi hissettirmeye başlar ya da bir süredir uğraştığın bir konuda işler yoluna girer.
Normalde insanın biraz rahatlamasını, keyfini çıkarmasını beklersin. Ama tam da o sırada içinden garip bir düşünce geçer: “Bir şey fazla iyi gidiyor.” Ardından başka bir düşünce gelir. “Kesin bir şey olacak.” Bu his ilk bakışta anlaşılması zor gelebilir.
Çünkü ortada kötü giden bir şey yoktur. Hatta tam tersi, iyi giden bir şey vardır. Yine de kişi kendini tamamen bırakamaz.
Mutluluğun içinde hafif bir huzursuzluk vardır. Bir tarafı yaşadığı güzel şeyin tadını çıkarmak isterken, başka bir tarafı sürekli çevreyi kontrol eder. Sanki güzel bir şey yaşarken bile kötü bir habere hazırlıklı olmak gerekiyormuş gibi.
Aslında burada yaşanan durum, mutluluktan korkmak kadar basit değildir. Daha çok, zihnin güvenli bir durumda bile tehlike aramaya devam etmesiyle ilgilidir. Her Şey Yolundayken Zihin Neden Alarmda Kalır?
Kaygılı bir zihnin en temel özelliklerinden biri, olası tehditleri önceden fark etmeye çalışmasıdır. Bu sistem aslında oldukça işlevseldir. Tehlikeyi önceden fark etmek, hazırlık yapmak ve kendimizi korumak için kaygıya ihtiyacımız vardır.
Sorun, ortada belirgin bir tehdit olmadığı halde bu sistemin çalışmaya devam etmesidir. Kişi uzun süre stresli ya da belirsiz durumlarla yaşamışsa, rahatlamak zihne düşündüğümüz kadar kolay gelmeyebilir. Çünkü zihin yalnızca “şu anda ne oluyor?” diye bakmaz; “birazdan ne olabilir?” sorusunu da sürekli yanında taşır.
Bu nedenle güzel bir haber aldığında bile aklının bir köşesinde “Ya sonra kötü bir şey olursa?” düşüncesi bulunabilir. Bir ilişki iyi giderken “Ne zamana kadar böyle devam edecek?” diye düşünebilirsin. Bir işin yolunda gitmesi bile “Şimdilik iyi ama kesin bir problem çıkacak” düşüncesini tetikleyebilir.
Burada kişi aslında mutluluğu yaşamaktan çok, mutluluğun bozulma ihtimalini düşünmeye başlamıştır. Mutluluğun Ardından Kötü Bir Şey Gelecekmiş Gibi Hissetmek Bazı insanlar için huzur alışılmış bir duygu değildir. Bunu söylerken “mutlu olmayı bilmiyorlar” demek istemiyorum.
Daha çok, sakinliğin ve güvenin zihinde yeterince tanıdık olmayabileceğinden bahsediyorum. Çünkü insan yalnızca yaşadıklarıyla değil, yaşadıklarına verdiği anlamlarla da şekillenir. Uzun süre belirsizlik yaşamış, ilişkilerinde ne olacağını kestirmekte zorlanmış ya da kendini sık sık bir sonraki probleme hazırlamak zorunda kalmış bir kişi için kontrolü bırakmak kolay olmayabilir.
Hatta bazen kişi kötü bir şey olduğunda, garip bir şekilde daha hazırlıklı hisseder. Çünkü zaten bekliyordur. Ama güzel bir şey olduğunda ne yapacağını bilemez.
Rahatlamak gerekir ama zihin “dikkatli ol” demeye devam eder. Bu yüzden bazı insanlar farkında olmadan mutluluklarını da kontrol etmeye çalışır. “Çok bağlanmayayım.” “Çok sevinmeyeyim.” “Nasıl olsa bitecek.” “Buna fazla güvenmemek lazım.” Bunlar ilk bakışta gerçekçi düşünceler gibi gelebilir.
Ama bazen kişinin kendini hayal kırıklığından korumak için geliştirdiği bir mesafe biçimidir. Kendini Kötü İhtimale Hazırlamak “Ben zaten kötü bir şey olacağını düşünmüştüm.” Bu cümle birçok kişi için tanıdık olabilir. Çünkü kötü ihtimali önceden düşünmek, gerçekleştiğinde daha az şaşıracağımızı hissettirebilir.
Zihin burada bir çeşit hazırlık yapar. Eğer en kötü ihtimali önceden düşünürsem, başıma geldiğinde daha az canım yanacakmış gibi gelir. Fakat bunun önemli bir bedeli vardır: Kötü bir şey henüz yaşanmadan onun duygusunu yaşamaya başlarız.
Henüz ilişki bitmemiştir ama ayrılığı düşünürüz. Henüz işimizi kaybetmemişizdir ama işsiz kalma ihtimalini zihnimizde defalarca yaşarız. Henüz bir problem yoktur ama problem çıkarsa ne yapacağımızı düşünürüz.
Böylece bugün yaşanan güzel şey, yarının ihtimali tarafından gölgelenir. “Ya Bozulursa?” Düşüncesi Özellikle ilişkilerde bu durum daha görünür hale gelebilir. Bir ilişki iyi giderken kişi tam anlamıyla rahatlayamaz.
Karşı tarafın sevgisinden emin olsa bile “Ya bir gün değişirse?” diye düşünür. Bazen karşı tarafın davranışları sürekli analiz edilir. Mesajın tonu, cevap verme süresi, önceki günle bugünkü ilgi arasındaki küçük farklar…
Zihin bir değişiklik arar. Çünkü güvenmek, bir noktada kontrolü bırakmayı gerektirir. Oysa kaygı kontrol etmek ister.
Bu nedenle kişi “Beni seviyor mu?” sorusunun cevabını tekrar tekrar arayabilir. Cevabı bugün olumlu olsa bile yarın yeniden emin olmak isteyebilir. Bir süre sonra sorun ilişkide değil, kişinin zihninin sürekli kesinlik aramasında olabilir.
Mutluluğa İzin Vermek Neden Zor? Bazen mesele kötü bir şey olacağından korkmak değildir. Mutluluğun kendisi kişiyi savunmasız hissettirebilir.
Çünkü bir şeye ne kadar değer verirsek, onu kaybetme ihtimali de o kadar anlamlı hale gelir. Sevdiğimiz bir insan, istediğimiz bir iş, kurduğumuz bir hayat… Bunlar bizim için önemli hale geldikçe onları kaybetme düşüncesi de daha rahatsız edici olabilir.
Bu yüzden bazı kişiler kendilerini korumak için mutluluğu biraz uzaktan yaşamayı seçer. Çok sevinmezler. Çok bağlanmazlar.
Fazla beklentiye girmezler. “Olursa güzel olur, olmazsa da yapacak bir şey yok.” Bazen bu cümle gerçekten kabulleniştir. Bazen ise hayal kırıklığından korunmak için kurulmuş bir duvar.
Aradaki farkı anlamak önemlidir. Her Kaygılı Düşünceye İnanmak Zorunda Değiliz Böyle anlarda yapılabilecek en önemli şeylerden biri, düşünceyi gerçeklikten ayırabilmektir. “Bir şey olacak” düşüncesi geldiğinde, bunun bir öngörü olduğunu hatırlamak gerekir.
Zihin bir ihtimal üretmiştir. O ihtimalin ortaya çıkmış olması, onun gerçekleşeceği anlamına gelmez. Kendimize “Şu anda gerçekten kötü giden bir şey var mı?” diye sorabiliriz.
Eğer cevap hayırsa, ikinci soru gelebilir: “Yoksa sadece kötü bir şey olma ihtimaline mi hazırlanıyorum?” Bu küçük ayrım bazen çok şey değiştirir. Çünkü kaygı çoğu zaman ihtimali gerçekliğin önüne geçirir. Elbette bu, “Kötü şeyleri düşünme, pozitif ol” demek değildir.
Psikolojik olarak sağlıklı olan sürekli olumlu düşünmek değildir. Daha gerçekçi olan hem iyi hem kötü ihtimallere yer açabilmektir. Güzel bir şeyin bozulabileceğini kabul ederken, bozulmadan önce onu yaşamaya da izin verebilmektir.

