Kasım indirimleri, okula dönüş fırsatları, yeni sezon kampanyaları… Bunlar hepimizin aşina olduğu kalıplar. Yılın her dönemi farklı sebepler bizi alışverişe ve tüketime itiyor. Günümüzde tüketmek, mutlu olmak ve haz almak için önemli bir alışkanlık ve bir şart haline geldi. Tüketim kültürü, kişilerin var olması ve kimlik oluşumunda belirleyici bir rol oynuyor. Ne aldığımız, neye sahip olduğunuz kim olduğumuzu ortaya koymamızı sağlıyor. Alışverişin yalnızca fiziksel bir eylemden çıkıp internet düzeyinde erişilebilirliğinin artması, sosyal medyadaki influencerlık, doğru kitleye uygun reklam stratejileri, kampanyalar ile neredeyse her yaş ve sosyal kimlikten kişiler ellerinin altında bir alışveriş dünyasına sahip.
Alışveriş ve tüketime bizi teşvik eden diğer bir faktör ise beynimizdeki dopamin sistemi. Çoğu zaman ürünlere ihtiyacımız olsa da olmasa da duyguları düzenleme amaçlı alışveriş yapıyoruz. Bunu yaparken beynimizdeki ödül sistemi aktif oluyor. Stresli, sıkıntılı, üzgün, yalnız hissettiğimizde alışveriş ile kısa süreli de olsa rahatlama sağlıyor ve haz alıyoruz. Beynimiz artan dopamin ile alışveriş arasında bir bağlantı kuruyor, böylece bu eylem bir alışkanlığa ve rutine dönüşüyor.
DSM-5’te bir tanı olarak yer almasa da Alışveriş Bağımlılığının kuramsal karşılığı olan Onyomani bu durumu şu şekilde tanımlıyor:
-
Kişilerde önüne geçilemeyen bir satın alma isteği olması,
-
Satın alma sürecinde kontrol kaybı hissedilmesi,
-
Diğer bağımlılıklarda olduğu gibi alışveriş sonucunda da psikolojik, sosyal veya ekonomik olumsuzluklar yaşamaları,
-
Yaşadıkları psikolojik, sosyal veya ekonomik olumsuzluklara rağmen satın almaya devam etmeleri.
Risk Faktörleri: Kimler Alışveriş Bağımlılığına Daha Yatkın?
Alışveriş Bağımlılığının risk grubunu kimler oluşturmakta?
-
Mükemmelliyetçi şemasına sahip kişiler,
-
Dürtü kontrol sorunlarına sahip kişiler,
-
Daha önce herhangi bir bağımlılık yaşamış kişiler,
-
Düşük benlik algısı ve düşük özgüvene sahip kişiler
-
Yakın çevre ile zayıf ilişkileri olan kişiler
-
Depresyon, yeme bozuklukları, kaygı bozuklukları gibi tanılar almış kişiler
Psikoloji Kuramları Çerçevesinde Alışveriş Davranışının Açıklanması
Alışverişi, psikoloji kuramları çerçevesinde inceleyelim:
Psikanalitik Kuram Açısından Alışveriş
Psikanalitik Kuram, alışverişi erken dönemde karşılanmayan duygusal eksikliklere ve bilinçdışı çatışmalara dayandırıyor. Freud’un kuramına göre bireyler, hayatlarının ilk dönemlerinde yaşadıkları eksiklikleri yetişkinlikte farklı nesneler üzerinden telafi etmeye eğilimlidirler. Bazı kişilerde iyi nesne yani bakım veren yeterince içselleştirilemediğinden kişi eşyaları yatıştırıcı bir geçiş nesnesi gibi kullanabilir. Sürekli bir şey satın alma, oral haz arayışının da bir yansımasıdır. Kişi satın aldığı nesneyle doyurulma hissi yaşar ama bu geçici olduğundan tekrar alışverişe yönelir. Aynı zamanda Psikanaliz, alışveriş bağımlılığını, kırılgan benlik saygısını tamir etmeye yönelik bir çaba olarak görüp kişinin kendini daha değerli, güçlü veya bir bütün olarak hissettiğini savunur.
Davranışçı Kuram Açısından Alışverişin Pekişmesi
Davranışçı Kuram; alışverişin öğrenme süreçlerinden ibaret olduğunu savunur. Alışverişi, pozitif ve negatif pekiştireçleri kullanarak açıklar. Pozitif pekiştireç olarak, satın alma işlemiyle dopamin salgılanır ve ödül sistemimiz aktif olur. Bu ödül davranışı ile satın alma tekrarlanır. Negatif pekiştireç olarak ise, kişi olumsuz duygulanımda iken alışveriş yaparak rahatlayabilir. Beyin de zihin ve sıkıntılardan uzaklaşma arasında ilişki kurar.
Sosyal Öğrenme Kuramı ve Gözlem Yoluyla Öğrenme
Sosyal Öğrenme Kuramı ise, alışveriş davranışının gözlem ve taklit yolları ile öğrenildiğini öne sürer. Influencerlarda, sosyal çevrelerde ve medyada mutluluğun alışverişle ilişkilendirilmesi kişilerde “Ben de alırsam daha iyi hissederim” beklentisine yol açabilir. Aynı zamanda beğeniler ve övgüler de davranışı tekrar etmeye teşvik eder.
Bilişsel Davranışçı Kuramın Alışverişe Yaklaşımı
Bilişsel Davranışçı Kuram ise, alışveriş bağımlılığının nedenlerini çarpıtılmış inançlar, otomatik düşünceler ve duygu düzenlemede güçlükler olarak ifade eder.
“Bunu alırsam daha güzel görüneceğim.”
“Şimdi almazsam fırsatı kaçırırım.”
gibi düşünceler dürtüleri tetikler, alışveriş eylemi de kişinin beklediği rahatlama duygusunu ona geçici bir süre için sağlar.
Bilişsel Davranışçı Kuram aynı zamanda, kişilerin duygularını düzenlemekte zorlandığı için alışverişi bir baş etme mekanizması olarak kullandığını savunur.
Hümanistik Kuram ve Kimlik İnşası
Hümanistik Kuram, alışveriş bağımlılığını bireyin kendini gerçekleştirme sürecindeki bir aksaklık olarak yorumlar. Kişi kendini olduğu gibi kabul etmekte zorlandığında, dışarıdan onay almaya yönelir. Bunun sonucunda satın alınan ürünler kişi için bir kimlik inşası aracına dönüşür. Alışveriş, içsel tatminsizliği bastıran geçici bir araçtır.
Biyopsikososyal Model: En Kapsayıcı Değerlendirme
En kapsamlı model olan Biyopsikososyal Model ise alışverişi 3 ayrı kategoride inceler:
-
Biyolojik faktörler: Dürtü kontrolü ve korteksin işleyişi, ödül ve dopamin sistemi, genetik yatkınlıklar alışveriş bağımlılığına zemin hazırlayabilir.
-
Psikolojik faktörler: Kaygı, depresyon, düşük özgüven, diğer bağımlılıklar kişinin alışverişe olan eğilimini arttırabilir.
-
Sosyal faktörler: Sosyal medya baskısı, reklamlar ve tüketim kültürü, aile ve sosyal ilişkilerde problemler adım adım kişiyi daha fazla tüketmeye itebilir.
Çok Boyutlu Bir Bağımlılık Davranışının Doğası
Alışveriş bağımlılık, psikanalitik, davranışçı, bilişsel ve sosyal kuramlar tarafından farklı açılardan ele alınsa da ortak noktaları, bu davranışın çok boyutlu yapısıdır. Hem biyolojik yatkınlıklar hem de bilişsel şemalar ve sosyal pekiştirmeler bağımlılığı sürdüren temel mekanizmalardır.
Alışveriş bağımlılığıyla mücadele, kişinin kendi ihtiyaçlarını fark etmesiyle başlar.
“Neden satın alıyorum? Bu ürün hangi duygumu dolduruyor?” soruları, iyileşmenin temel taşlarıdır.
Çünkü bu bağımlılık kişiye ekonomik, sosyal ve zihinsel olarak yadsınamaz düzeyde zarar verebilir.
Etkin bir iyileşme, kişinin alışverişin altında yatan sebepleri fark edebildiği, duygu düzenleme becerilerini geliştiren, düşünce süreçlerini yeniden yapılandıran ve sosyal etkilenmeleri azaltan bütüncül bir terapötik yaklaşımı gerektirir. Yardım istemekten çekinmeyin ve kendinize iyileşmenin bir süreç olduğunu hatırlatın. Sağlıkla kalmanız dileğiyle…


