Çarşamba, Haziran 10, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

İyileşmenin Sessiz Hâli: Dağılmadan Hissedebilmek

Bazen bir yaranın geçtiğini düşünürüz. Sonra küçük bir an, içimizde hâlâ sızlayan yere dokunur. Belki de iyileşmek, bize anlatıldığı gibi hiçbir şey hissetmemek değil; bazı yaralarla birlikte de yaşamın devam edebileceğini öğrenmektir.

Çoğu zaman iyileşme kavramını unutma kavramıyla karıştırıyor veya eşdeğer tutuyoruz. Bir şeyi hiç düşünmemeyi, üzülmemeyi ya da ondan tetiklenmemeyi; yani kısaca bizi üzen şeyleri hiç var olmamış gibi kabul edip unutmayı ve bir daha hiç anımsamamayı iyileşme olarak görüyoruz. Bunları yaptığımızda da çok iyi olacağımıza kendimizi inandırıyoruz.

Özellikle her şeyin çok hızlı tüketildiği ve hızlı akışın olduğu modern dünyada yaşanan acı ve üzüntülerin de hızlıca geride bırakılmasına yönelik bir baskı oluşturabiliyor. İnsanların ne olursa olsun her zaman güçlü olmaları ve yollarına kaldıkları yerden hemen devam etmeleri bekleniyor.

Oysa insan zihni yaşadığı her şeyi aynı şekilde saklamaz. Bazı deneyimler yalnızca bir anı olarak kalırken, bazıları duygusal hafızada derin izler bırakabilir. Bu yüzden bazen yıllar sonra duyulan bir şarkı, tanıdık bir ses tonu, bir koku ya da beklenmedik bir karşılaşma geçmişte kaldığı düşünülen duyguları yeniden görünür hale getirebilir.

Ancak geçmişe ait bu duyguların zaman zaman yeniden ortaya çıkması, kişinin en başa döndüğü anlamına gelmez. Çünkü iyileşme çoğu zaman doğrusal ilerleyen bir süreç değildir. İnsan bazen uzun süre iyi hissederken, beklenmedik bir anda eski bir kırgınlığın, kaybın ya da korkunun yeniden canlandığını fark edebilir. Bu durum çoğu zaman “demek ki hâlâ atlatamadım” düşüncesini beraberinde getirse de aslında insan zihninin duygusal deneyimleri işlemesinin bir süreç olduğunun doğal bir sonucudur.

Özellikle son zamanlarda sosyal medyada sıkça karşımıza çıkan “en iyi versiyonuna dönüşme” ya da “geçmişini geride bırakma” söylemleri, insanların acıyla olan ilişkisini daha da zorlaştırabiliyor. Çünkü bu söylemler çoğu zaman kırılmanın, yasın ve duygusal izlerin insan olmanın doğal bir parçası olduğunu göz ardı ediyor. Oysa bazı acılar tamamen kaybolmasa bile zamanla insanın hayatındaki yeri ve yoğunluğu değişebilir.

Belki de iyileşme; hiçbir şey hissetmemek veya daha az hissetmek değildir. Aynı yoğunlukta hissedilse bile artık dağılmamaktır. Bir diğer deyişle, hissedilen duygularla yaşamayı öğrenmektir. Acının tamamen yok olması değil, artık hayatın tamamını kaplayan ana duygu olmaktan çıkmasıdır.

Bazı yaralar tamamen kapanmayabilir. Ancak bu, insanın eksik, güçsüz ya da kırık kaldığı anlamına gelmez. Çünkü hayat bazen geçmişin izleri bizimle kalırken de devam edebilir. Gerçek iyileşme, düşünüldüğü gibi geçmişte yaşananları silmek veya yaşanmamış saymak değil; onlarla kurduğumuz ilişkiyi dönüştürebilmektir.

Belki de gerçek güç, hiçbir zaman kırılmamış olmakta değil; kırılmış taraflarımızı da kabul ederek yaşamı sürdürebilmekte saklıdır. Çünkü insan, taşıdığı tüm izlere rağmen yeniden umut edebilir, yeniden bağ kurabilir ve hayatın içinde kendine yeni bir yer açabilir. Nitekim Jung’un da ifade ettiği gibi, insan ışığı hayal ederek değil, karanlığının farkına vararak aydınlanır.

Melike Emine Kılavuz
Melike Emine Kılavuz
Biruni Üniversitesinde lisans eğitimime devam etmekte olan yakın zamanda mezun olacak psikolojik danışmanım.Zihnimdeki bilgileri kelimelerimle okurlarla buluşturmayı hedefliyorum

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar