Her Bağımlılığın Ardında Bir Hikâye Vardır
Bağımlılık denildiğinde çoğu insanın aklına ilk olarak sigara, alkol, madde kullanımı ya da teknoloji gelir. Oysa bağımlılık, bundan çok daha geniş bir kavramdır. Bazen bir ilişkiye, bazen onaylanma ihtiyacına, bazen işe, bazen de geçmişte yaşanmış acılara bağımlı hale gelebiliriz. Çünkü bağımlılık, çoğu zaman bir nesneye ya da davranışa değil, kişinin kendi içinde dolduramadığı bir boşluğa tutunma çabasıdır. Bu nedenle bağımlılığı yalnızca bir alışkanlık olarak değil, insanın kendisiyle kurduğu ilişkinin bir yansıması olarak görmek gerekir. Aslında bağımlılık, kendinden uzaklaştığında sığındığın şeydir. İnsan, öz benliğiyle, duygularıyla ve ihtiyaçlarıyla bağını kaybettiğinde dışarıda kendisini tamamlayacak bir şey aramaya başlar. Bu arayış, zamanla geçici rahatlamalar sunan ama uzun vadede kişiyi daha da yalnızlaştıran bağımlılıklara dönüşebilir.
Beynin Tanıdığı Acı ve Güvenli Hapishaneler
İnsan zihni, çoğu zaman düşündüğümüz kadar değişim yanlısı değildir. Beynin temel amacı mutluluk değil, hayatta kalmaktır. Bu nedenle tanıdığı şeyleri güvenli kabul eder. Bu noktada dikkat çekici bir gerçek ortaya çıkar: Bazı insanlar acıya bile bağımlıdır. Çünkü beyin, tanıdığı acıyı bilmediği mutluluğa tercih eder. Bu cümle ilk bakışta şaşırtıcı gelebilir. Kim neden acıyı seçsin ki? Ancak psikolojik açıdan bakıldığında durum oldukça anlaşılırdır. Çocukluğundan beri değersiz hissettirilmiş bir kişi, yetişkinlikte de kendisini değersiz hissettiren ilişkilerin içine çekilebilir. Sürekli eleştirilen biri, kendisini eleştiren insanlara yakınlık duyabilir. Çünkü zihni bu duyguları tanımaktadır. Tanıdık olan her zaman sağlıklı değildir. Fakat insan beyni, çoğu zaman bilinmeyenden korktuğu için alışık olduğu acılara tutunabilir. Bu nedenle bazı insanlar yıllarca kendilerini mutsuz eden ilişkilerde kalır, bazıları ise başarısızlığa uğrayacağını düşündüğü için yeni fırsatlardan uzak durur. Değişim ihtimali heyecan verici olduğu kadar korkutucudur. Bağımlılıkların önemli bir kısmı da tam bu noktada ortaya çıkar. İnsan, kendisini rahatsız eden duygularla yüzleşmek yerine onları bastıracak bir liman arar. Kimi zaman telefon ekranına, kimi zaman alışverişe, kimi zaman da sürekli meşgul olmaya sığınır. Oysa kaçılan duygu ortadan kaybolmaz; yalnızca bir süreliğine sessizleşir.
Bağımlılıkların Gizli Mesajı
Bağımlılığın temelinde genellikle şu soru yatar: “Ben neyi hissetmemek için buna tutunuyorum?” Kimi zaman yalnızlığı hissetmemek için sürekli sosyal medyada vakit geçiririz. Kimi zaman değersizlik duygusunu bastırmak için durmadan çalışırız. Kimi zaman da terk edilme korkusuyla sağlıksız ilişkilerden ayrılamayız. Bu noktada bağımlılık bir kaçış mekanizmasına dönüşür. Kısa süreli rahatlama sağlar ancak kişinin gerçek ihtiyaçlarıyla yüzleşmesini engeller. Bu nedenle bağımlılığı yalnızca bırakılması gereken kötü bir alışkanlık olarak görmek eksik bir bakış açısıdır. Her bağımlılık aslında bir mesaj taşır. O mesaj çoğu zaman kişinin ihmal edilmiş duygularına işaret eder. Kendisini yeterince sevmeyen biri dışarıdan sürekli sevgi arayabilir. Kendisine güvenmeyen biri başkalarının onayına bağımlı olabilir. İç huzurunu kuramayan biri ise sürekli dikkat dağıtacak uğraşların peşinden koşabilir. Kişisel gelişim yolculuğunda önemli olan bağımlılığı ortadan kaldırmaya çalışmadan önce onun neyi temsil ettiğini anlamaktır. Çünkü sorun çoğu zaman bağımlılığın kendisi değil, bağımlılığın doldurmaya çalıştığı boşluktur.
Kendine Dönüşün Gücü
Bağımlılığın karşıtı, çoğu kişinin düşündüğü gibi irade değildir. Bağımlılığın gerçek karşıtı farkındalıktır. Çünkü kişi neye neden tutunduğunu fark ettiğinde seçim yapma gücü kazanır. O zamana kadar davranışlarını yöneten şey bilinçsiz alışkanlıklar olurken, farkındalıkla birlikte direksiyon yeniden kişinin eline geçer. Kendine dönmek; duygularını bastırmadan dinlemek, ihtiyaçlarını fark etmek ve kendi iç dünyanla daha dürüst bir ilişki kurabilmek anlamına gelir. Bu süreç her zaman kolay değildir. Çünkü insan bazen yıllardır kaçtığı duygularla karşılaşmak zorunda kalır. Ancak gerçek iyileşme de tam olarak burada başlar. Kişisel gelişim yalnızca hedef belirlemek ya da başarılı olmak değildir. Aynı zamanda insanın kendisini tanıma cesareti göstermesidir. Kendini tanıyan insan, hangi boşluğu neyle doldurmaya çalıştığını da daha net görebilir.
Özgürlük Kendine Yaklaşmaktır
Bağımlılıklardan özgürleşmek yalnızca bir alışkanlığı bırakmak değildir. Asıl mesele kişinin kendisiyle yeniden bağ kurabilmesidir. İnsan, kendi değerini dışarıda aramayı bıraktığında, duygularını bastırmak yerine anlamaya başladığında ve eksik yanlarını kabul edebildiğinde bağımlılıkların etkisi zayıflamaya başlar. Çünkü bağımlılık çoğu zaman kişinin kendisinden uzaklaşmasının sonucudur. Kendine yaklaştıkça ihtiyaç duyulan kaçış yolları azalır. Belki de gerçek özgürlük, hiçbir şeye ihtiyaç duymamak değil; ihtiyaçlarımızın farkında olarak onları sağlıklı yollarla karşılayabilmektir. Kendimize şu soruyu sormak bu yolculuğun başlangıcı olabilir: “Ben gerçekten neye bağımlıyım ve onun altında hangi ihtiyacım görülmeyi bekliyor?” Bazen hayatı değiştiren cevaplar tam da bu sorunun içinde saklıdır.


