Bağımlılık bazen bir maddeyle başlamaz; bir eksiklik ile başlar. İnsanın içinde büyüyen, adını koyamadığı bir boşlukla…
Kimisi sigaraya sarılır, kimisi telefona. Kimisi bir insana bağımlı hale gelir, kimisi sürekli onaylanmaya. Çünkü bağımlılık çoğu zaman “istemek” değil, bir şeyden kaçmaya çalışmaktır. İnsan, bazen yaşadığı acıyı susturmak için kendine başka bir ses arar. O ses ilk başta iyi gelir; yorulan zihni susturur, kalbi oyalar, düşünceleri dağıtır. Ama sonra insan, iyi geldiğini sandığı şeyin esiri olmaya başlar.
Bağımlılık tam olarak burada doğar.
Toplum bağımlılığı genelde sadece alkol, sigara ya da uyuşturucu üzerinden konuşuyor. Oysa bugün en görünmez bağımlılıklar en yaygın olanlardır. Sürekli telefona bakmak, saatlerce sosyal medyada kaybolmak, bir mesaj gelmediğinde huzursuz olmak, yalnız kalamamak, sürekli tüketmek istemek… Bunların hepsi modern çağın sessiz bağımlılıkları arasında yer alıyor. Ve en tehlikeli tarafı şu: İnsan çoğu zaman bağımlı olduğunu fark etmiyor.
Çünkü bazı bağımlılıklar alkışlanıyor.
Gece gündüz çalışan birine “azimli”, sürekli çevrimiçi olana “aktif”, kendini tüketene “fedakâr” deniyor. Halbuki insan, bazen en çok da normalleştirilmiş şeylerin içinde kayboluyor. Herkesin yaptığı bir davranış, sağlıklı olduğu anlamına gelmiyor.
Bağımlılık, insanın iradesini yavaş yavaş elinden alır. Önce küçük bir alışkanlık gibi görünür. “İstersem bırakırım” cümlesi çok sık kurulur. Ama zamanla o davranış, kişinin ruh halini yönetmeye başlar. Yapmadığında öfke oluşur, huzursuzluk başlar, eksiklik hissi büyür. Çünkü bağımlılık yalnızca bedeni değil, zihni de kendine bağlar.
Aslında bağımlı olan insanların çoğu kötü insanlar değildir. Sadece uzun süre yorulmuş, anlaşılmamış, bastırılmış ya da yalnız bırakılmış insanlardır. İnsan, bazen içindeki boşluğu anlatamadığında onu susturacak şeylere yönelir. Bu yüzden bağımlılığı sadece “iradesizlik” olarak görmek büyük bir yanılgıdır. Çünkü hiçbir insan durduk yere kendini tüketmek istemez.
Bir çocuğun sevgisiz büyümesi, bir gencin sürekli baskıyla yaşaması, bir insanın yıllarca anlaşılmaması… Bunların hepsi bağımlılığın görünmeyen altyapısını oluşturabilir. İnsan ruhu bazen taşıyabileceğinden fazla yük taşır ve kaçacak bir yer arar.
Tam da bu yüzden bağımlılıkla mücadelede yargılamak değil, anlamaya çalışmak gerekir.
Bir insana sürekli “neden bırakmıyorsun?” demek kolaydır. Zor olan, onu o noktaya getiren sebepleri görebilmektir. Çünkü bağımlılık çoğu zaman sonuçtur. Asıl mesele, insanı o sonuca sürükleyen kırılmışlıkları fark edebilmektir.
Bugün dünya genelinde milyonlarca insan farklı bağımlılık türleriyle mücadele ediyor. Fakat birçok kişi yardım istemekten korkuyor. Çünkü toplum hâlâ bağımlılığı bir “ayıp” gibi görmeye devam ediyor. Oysa yardım istemek zayıflık değil, iyileşmek isteyen bir insanın attığı en güçlü adımdır.
İyileşme ise bir anda gerçekleşmez.
Bağımlılıktan kurtulmak yalnızca bir şeyi bırakmak değildir. İnsan, bazen bir alışkanlığı değil, onun arkasına sakladığı acıyı bırakmaya çalışır. Bu yüzden süreç sancılıdır. İnsan bazı günler çok güçlü hisseder, bazı günler yeniden düşer. Ama düşmek, tamamen kaybetmek değildir. Çünkü iyileşme düz bir çizgi değil, inişli çıkışlı bir yolculuktur.
Bu süreçte en çok ihtiyaç duyulan şeylerden biri de anlayıştır. Bir insanı değiştiren şey, bazen uzun nasihatler değil, gerçekten duyulduğunu hissetmesidir. Yargılanmadan konuşabilmek, korkmadan yardım isteyebilmek, yeniden başlayabileceğine inanmak…
Çünkü insanın içinde umut varsa, hiçbir karanlık tamamen kalıcı değildir.
Belki de bağımlılığı konuşurken önce şunu sormamız gerekiyor: İnsanlar neden bu kadar kaçmak istiyor? Neden bu kadar çok insan, gerçek hayattan uzaklaşacak bir şey arıyor?
Belki de çağımızın en büyük problemi tam olarak burada saklı. İnsanlar artık çok yoruluyor. Sürekli güçlü görünmek zorunda hissediyorlar. Herkes iyi görünmeye çalışırken kimse gerçekten iyi hissetmiyor. Ve insan, içinde büyüyen boşluğu susturacak bir şey bulduğunda ona tutunuyor.
Ama hiçbir bağımlılık insanın içindeki eksikliği tamamen dolduramıyor. Sadece kısa süreliğine üzerini örtüyor.
Gerçek iyileşme ise insanın önce kendine dürüst olmasıyla başlıyor. “Ben iyi değilim” diyebilmekle… Çünkü kabul edilmeyen hiçbir yara iyileşmiyor.
Bağımlılık bir son değil. Ama görmezden gelinirse, insanın hayatını sessizce tüketebilecek bir başlangıç olabilir.
Bu yüzden bağımlılığa yalnızca bir alışkanlık olarak değil, insan ruhunun yardım çağrısı olarak bakmak gerekiyor. Çünkü bazen en büyük çığlıklar sessiz olur.


