Perşembe, Haziran 11, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Onu Neden Unutamıyorsun? Freud’un Gölgesinde Aşkın İzleri

Bazı insanlar hayatımızdan gider, ama içimizden çıkmaz. Zaman geçer, şehirler değişir, yeni yüzler girer hayatımıza; fakat o kişi hâlâ zihnimizin en sessiz köşesinde yaşamaya devam eder. Peki, neden? Neden bazı ilişkiler kapanmaz, bazı insanlar unutulmaz? Bu sorunun cevabı çoğu zaman sandığımız kadar basit değildir. Çünkü unutmamak, yalnızca “çok sevmekle” ilgili değildir. Bazen unutmamak, bilinçdışının bitmemiş bir işi sürdürmesidir.

Sigmund Freud’a göre insan zihni, yalnızca farkında olduğumuz düşüncelerden ibaret değildir; asıl belirleyici olan, bastırılmış arzuların, çocukluk deneyimlerinin ve çözülmemiş çatışmaların bulunduğu bilinçdışıdır (Freud, 1915/2001). Bu perspektiften bakıldığında, birini unutamamak aslında o kişiyle ilgili değil, onun bizde tetiklediği daha eski duygularla ilgilidir. Yani mesele “o kişi” değil, onun temsil ettiği şeydir.

Freud’un tekrar zorlantısı kavramı bu noktada çarpıcı bir açıklama sunar. Bireyler, geçmişte çözemediği duygusal çatışmaları bilinçdışı düzeyde yeniden yaşama eğilimindedir (Freud, 1920/1955). Bu nedenle bazı ilişkiler, daha ilk baştan tanıdık bir his uyandırır. Sanki o kişiyi yıllardır tanıyormuş gibi hissederiz. Oysa tanıdık olan kişi değil, duygudur. Çocuklukta yaşanan bir ihmal, bir terk edilme hissi ya da eksik kalmış bir sevgi, yetişkinlikte benzer dinamiklere sahip ilişkileri çekici hale getirebilir. Bu durumda kişi, partnerini değil; geçmişte tamamlanmamış bir hikâyeyi sevmektedir.

Birini unutamamanın bir diğer boyutu ise bastırmadır. Freud’a göre zihnimiz, başa çıkmakta zorlandığı duyguları bilinçdışına iter (Freud, 1915/2001). Ancak bastırılan her şey ortadan kaybolmaz; aksine farklı şekillerde geri döner. Bazen bir şarkıda, bazen bir kokuda, bazen de gece ansızın gelen bir boşluk hissinde. Unutamadığımız kişi, aslında bastırılmış duygularımızın yüzeye çıkma biçimlerinden biridir. Onu hatırlamak, çoğu zaman kendimizi hatırlamaktır.

İlişkilerde unutamama hâli, aynı zamanda narsistik bir yaralanmayla da ilişkilidir. Freud, sevilen kişinin kaybının yalnızca o kişiyi değil, kişinin kendi benlik algısını da sarstığını belirtir (Freud, 1917/1957). Yani birini kaybettiğimizde, sadece “onu” kaybetmeyiz; onun yanında hissettiğimiz halimizi de kaybederiz. Belki daha değerliydik, belki daha canlı, belki daha “tam”. Bu nedenle unutamamak bazen o kişiye duyulan özlemden çok, o kişiyle birlikte kaybolan benliğe duyulan özlemdir.

Modern psikoloji bu noktada Freud’un görüşlerini genişletmiştir. Özellikle bağlanma kuramı, bireyin erken dönem ilişkilerinin yetişkin romantik bağlarını nasıl şekillendirdiğini ortaya koyar. Bowlby’e (1969) göre çocuklukta güvenli bağlanma geliştiremeyen bireyler, yetişkinlikte ilişkilerde daha fazla kaygı ve bağımlılık yaşayabilir. Bu durum, ayrılıklardan sonra “takılı kalma” hâlini güçlendirir. Yani unutamamak yalnızca bir aşk meselesi değil; aynı zamanda bağlanma biçimimizin bir yansımasıdır.

Bununla birlikte, unutamamak her zaman patolojik bir durum değildir. Bazen bu, zihnin anlamlandırma çabasıdır. İnsan zihni yarım kalan hikâyeleri tamamlamak ister. Bir ilişkinin neden bittiğini anlayamamak, duygusal olarak vedalaşamamak, zihni sürekli o ana geri götürür. Bu nedenle bazı insanlar değil, bazı “sorular” unutulmaz. “Neden bitti?”, “Gerçek miydi?”, “Başka türlü olabilir miydi?” gibi sorular, kişiyi geçmişe bağlayan görünmez iplerdir.

Sonuç olarak, birini unutamamak çoğu zaman o kişiden çok daha derin bir hikâyeye işaret eder. Bu, çocukluktan gelen bir eksiklik, bastırılmış bir duygu ya da tamamlanmamış bir içsel çatışma olabilir. Freud’un bize hatırlattığı en önemli şey şudur: Aşk, yalnızca iki kişi arasında yaşanmaz; aynı zamanda geçmişle bugün arasında kurulan bir köprüdür. Bu yüzden bazı insanlar gider ama etkileri kalır. Çünkü aslında onlar, içimizde zaten var olan bir şeyi uyandırmıştır.

Belki de asıl soru şudur: Gerçekten onu mu unutamıyorsun, yoksa onun sende uyandırdığı duyguyu mu? Bu sorunun cevabını bulmak, yalnızca birini unutmayı değil, kendini anlamayı da mümkün kılar.

damla aksöyek
damla aksöyek
Lefke Avrupa Üniversitesi Psikoloji bölümünden, eğitim dilim olan %100 İngilizce ile başarıyla mezun oldum. Lisans sürecim boyunca teorik bilgilerimi saha deneyimiyle birleştirmek adına Adana Dr. Ekrem Tok Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde stajımı tamamladım; bu süreç ruh sağlığı alanındaki vizyonumu şekillendiren en önemli deneyimlerden biri oldu.Şu anda mesleki gelişimimi sürdürmek amacıyla Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ile Aile ve Çift Terapisi eğitimlerime devam ediyorum. Psikolojinin bilimsel dünyasını güncel literatür ışığında takip etmeyi ve öğrendiklerimi paylaşmayı bir tutku olarak görüyorum. Psychology Time Türkiye çatısı altında, insan ruhuna dair merak uyandıran içeriklerle sizlerle buluşacak olmanın heyecanını yaşıyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar