Salı, Mayıs 5, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Okullarda Giderek Artan Bir Sorun: Akran Zorbalığı

Bir çocuğun okula giderken içinde taşıdığı duygular, aslında eğitimden çok daha fazlasını anlatır. Merak, heyecan, bazen biraz kaygı… Ama son yıllarda bu duyguların arasına giderek daha sık karşımıza çıkan bir başkası ekleniyor: Korku. Üstelik bu korku, çocukların girdiği sınavlardan ya da öğretmenlerinden değil; aynı sırayı paylaştığı akranlarıyla iletişimlerinden kaynaklanıyor. İşte tam da bu noktada değinilmesi gereken bir kavram ortaya çıkıyor, “akran zorbalığı”.

Akran Zorbalığı Nedir?

Akran zorbalığı, çoğu zaman sandığımız gibi “çocuklar arasında olur böyle şeyler” diyerek geçiştirilebilecek basit bir anlaşmazlık değildir. Aksine, bir çocuğun kendinden daha güçsüz gördüğü bir başka çocuğa sistematik olarak zarar vermesiyle ortaya çıkan, derin izler bırakabilen bir süreçtir. Bu zarar bazen itme, vurma gibi fiziksel davranışlarla kendini gösterirken; bazen de alay etme, dışlama, küçük düşürme ya da yok sayma gibi daha görünmez ama bir o kadar yıkıcı yollarla ortaya çıkar. Ortaya çıktıktan sonra hızlı bir şekilde yayılır, büyür ve çocuğun psikolojik sağlığına zarar verebilecek bir noktaya ulaşır.

Çünkü artık zorbalık yalnızca okul bahçeleriyle sınırlı değil. Dijital dünyanın sınırsızlığı, zorbalığın da sınırlarını ortadan kaldırmış durumda. Bir zamanlar okul çıkışı sona eren olumsuz deneyimler, artık telefon ekranları aracılığıyla çocuğun en özel alanına kadar girebiliyor. Bu da zorbalığın etkisini daha sürekli ve daha yoğun hale getiriyor. Böylece zorbalığa uğrayan çocuklar, kendilerine bir telefon kadar yakın hissediyor tehdidi.

Akran Zorbalığı Neden Bu Kadar Yaygınlaştı?

Bu sorunun cevabı, çocukların dünyasının aslında yetişkinlerin dünyasından bağımsız olmadığını hatırlamakla başlıyor. Empati kurmayı öğrenmemiş, duygularını ifade etmekte zorlanan ya da kendi içinde değersizlik hissi taşıyan bir çocuk, çoğu zaman bu duygularla baş etmek yerine onları dışa vurmanın yollarını arar. Bazen bu yol, başkasını incitmek olur.

Çünkü çocuklar, yalnızca söylenenleri değil, yaşananları da öğrenirler. Evde, okulda ya da sosyal hayatlarında maruz kaldıkları olumsuz iletişim biçimleri onların davranış repertuarına eklenir, zamanı geldiğinde ise yıkıcı davranışlarla kendini gösterir. Bunların yanı sıra, giderek artan rekabet kültürü de göz ardı edilmemelidir. Sürekli kıyaslanan, “daha iyi” olmaya zorlanan çocuklar için üstünlük kurmak bir ihtiyaç haline gelebilir. Zorbalık da bu ihtiyacın yanlış bir ifadesi olarak ortaya çıkar. Güçlü olmanın, başkasını bastırmakla eşdeğer olduğu gibi yanlış bir algı geliştiğinde, zorbalık sıradanlaşmaya başlar.

Ve ne yazık ki zorbalık çoğu zaman sessizlikle beslenir. Çocuklar yaşadıklarını anlatmakta zorlanabilir; çünkü utanırlar, suçluluk hissederler ya da kimsenin onları anlamayacağını düşünürler. Bu noktada yetişkinlerin yaklaşımı belirleyici hale gelir. “Boşver”, “takılma”, “sen de karşılık ver” gibi cümleler, çocuğun yalnızlık hissini daha da derinleştirir. Oysa bir çocuğun en çok ihtiyaç duyduğu şey, anlaşılmak ve ciddiye alınmaktır.

Akran Zorbalığını Çözmek İçin Neler Yapabiliriz?

Tam da bu yüzden çözüm, yalnızca zorbalık anına müdahale etmekten değil; daha geniş bir bakış açısı geliştirmekten geçer. Okullarda sosyal-duygusal beceriler desteklenmesi, empatiyi güçlendiren çalışmalar yapılması ve çocuklara sağlıklı iletişim yollarının öğretilmesi, zorbalığın önlenmesinde önemli adımlardır. Çünkü bir çocuk, duygusunu ifade edebildiğinde ve başkasının duygusunu anlayabildiğinde, zarar vermeye ihtiyaç duymaz.

Ancak ne var ki, çocuğun günün büyük bir kısmını geçirdiği aile ortamı yeterince sağlıklı değilse okulda alınan tüm bu tedbirler ve çocuğa açılan alanlar yine de yetersiz kalabilmektedir. Bu yüzden, sorumluluğun en büyüğü şüphesiz ki ailelere aittir. Ailelerin çocuklarıyla kurdukları açık ve yargısız iletişim, onların yaşadıklarını paylaşabilmesi için güvenli bir alan oluşturur. Çocuğa sürekli ne yapması gerektiğini söylemek yerine, onu anlamaya çalışmak ve duygularına alan açmak, en güçlü koruyucu faktörler biridir. Anlaşılan, değer gören ve kendini göstermek için çabalamak zorunda kalmayan çocuk; davranışlarıyla daha yapıcı, sorumluluk sahibi ve sınırlarını bilen bir birey olma yolundadır.

Tüm bunlar, akran zorbalığına uğrayan veya zorbalığı yaşatan olma konusunda çocuklarımıza sunabileceğimiz en önemli önleyici faktörlerin başında gelmektedir. Bir diğer önleyici faktör ise çocuğun büyüdüğü evde kendini güvende hissettiği “kurallar ve sınırlar”dır. Evde hiçbir kural olmayan, sınırları belirlenmemiş, rutinleri esnek, doğru davranış kalıplarının öğretilmediği yani sadece çocuğun “mutlu olması” odaklı ebeveyn tutumları, çocukların kurallar ve sınırlarla dolu okul ortamlarına alışmasını güçleştirmektedir. Böylece çocuk bu sınırlara saygı duymamaya, onları reddetmeye başlamaktadır. Yıllar geçtikçe hırçınlaşan çocuk, okula uyum sağlayan arkadaşlarını anlamayacak, onlara karşı da içinde bir öfke biriktirecek ve bu da akran zorbalığı olarak karşımıza çıkacaktır. Bu yüzden ailelerin çocuklarına “Mutlu olman için her şeyi yapabilirsin ve her kuralı esnetebilirsin” mesajını içeren davranışlarda bulunmaması sanıldığından çok daha önemlidir.

Sonuç

Sonuç olarak akran zorbalığı, yalnızca çocukların kendi aralarında yaşadığı geçici bir sorun değil; toplumsal bir yansımanın küçük bir sahnesidir. Bu sahnede çocuklar, aslında bize çok şey anlatır: Nasıl bir iletişim dili kurduğumuzu, nasıl bir dünya inşa ettiğimizi.

Belki de asıl soru şudur: Çocuklara güçlü ve başarılı olmayı mı öğretiyoruz, yoksa şefkatli olmayı mı? Çünkü gerçek güç, başkasını incitmekte değil; onu anlayabilmektedir. Bu süreçte başvurulacak profesyonel bir psikolojik destek, hem mağdur hem de zorba davranış sergileyen çocuk için iyileştirici bir dönüm noktası olabilir.

Ceyda Yavaş
Ceyda Yavaş
Işık Üniversitesi Psikoloji bölümünden 2020 yılında onur derecesi ile mezun olmuştur. Lisans eğitimi sürecinde gönüllü stajlar yapmış ve çeşitli sosyal sorumluluk projelerinde yer almıştır. Mezuniyetinin ardından farklı danışmanlık merkezlerinde tecrübe edinmiştir. 2023 yılında Bursa Uludağ Üniversitesi Kadın ve Aile Çalışmaları tezli yüksek lisans programını birincilikle kazanmış olup çalışmalarını disiplinler arası bir perspektife taşımıştır. Akademik çalışmalarına devam eden yazar, aile ve çift terapisi alanına yoğunlaşmıştır. Kaleme aldığı yazılarla psikoloji okur yazarlığını artırmayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar