Salı, Eylül 8, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Sevmeyi Kimden Öğreniyoruz? Peter Pan, Wendy ve Çocukluktan Yetişkin İlişkilerine Taşıdığımız Görünmez Roller

Bir çocuğun aşk hakkında öğrendiği ilk şey, ilk kez aşık olduğu gün başlamaz. O güne gelene kadar sevginin nasıl bir şey olduğuna dair zihninde çoktan bir taslak oluşmuştur. Bazen bu taslak anne ve babasının birbirleriyle konuşma biçiminde şekillenir, bazen evde çıkan küçük bir tartışmada, bazen de birinin diğerine “Bugün çok yoruldun, biraz dinlen, ben hallederim.” dediği sıradan bir akşamda. Çocuk henüz romantik ilişkinin ne olduğunu bilmez ama insanların birbirlerine nasıl yaklaştığını, ne zaman uzaklaştığını, kızgınlıkla ne yaptığını, özür dileyip dilemediğini ve birini sevmenin günlük hayatta nasıl göründüğünü izler.

Belki o sırada bunların hiçbirini anlamlandırmaz. Zaten çocuklukta öğrendiğimiz önemli şeylerin çoğu böyle yerleşir. Kimse karşımıza geçip bir ilişkide nasıl davranmamız gerektiğini anlatmaz. Yıllarca birinin kırıldığında içine kapandığını, diğerinin peşinden gittiğini, birinin hep alttan aldığını, diğerinin özür dilemekte zorlandığını görürüz. Sonra büyüdüğümüzde bazı davranışlar bize kendiliğinden tanıdık gelmeye başlar. Nedenini her zaman bilmesek de “ilişki dediğin biraz böyle olur” dediğimiz bir iç bilgimiz vardır.

Peter Pan da yetişkin gözlerle yeniden bakıldığında tam bu nedenle yalnızca hiç büyümek istemeyen bir çocuğun hikayesi olmaktan çıkıyor. Çocukken Peter’in uçmasına, Var Olmayan Ülke’ye, korsanlara ve sonsuza kadar çocuk kalma fikrine kapılırız. Wendy ise daha sakin, sorumlu ve şefkatli görünür. Yıllar sonra ikisinin ilişkisine baktığımızda şaşırtıcı derecede tanıdık bir düzen fark edebiliriz.

Peter, Wendy’nin yanında olmasını ister; ilgisini, öykülerini sever ve gitmesini istemez. Yakınlık Peter için yabancı değildir; asıl zorlandığı yer bu yakınlığın beraberinde getirdiği karşılıklılık ve sorumluluktur. Wendy ise Var Olmayan Ülke’ye henüz kendisi de çocukken gelir ama kısa süre içinde herkesin bakım verenine dönüşür. Kayıp Çocuklar ona “anne” rolünü verir; Wendy de öyküler anlatan, düzen kuran, sakinleştiren ve düşünen kişi olmaya başlar.

Çocukken bunların hepsi hikayenin doğal akışı içinde kaybolur. Yetişkin olduğumuzda ise buradan başka bir soru çıkar:

Birini sevmekle onun duygusal sorumluluğunu üstlenmek arasındaki çizgi nerede başlıyor?

Çünkü Wendy’nin rolü masallara özgü değil. Yetişkin ilişkilerinde de bazen taraflardan biri fark etmeden ilişkinin düzenleyicisi haline gelir. Önemli günleri o hatırlar, konuşulması gereken bir şey olduğunda konuyu o açar, tartışmadan sonra ilk adımı çoğunlukla o atar. Partnerinin yüzündeki değişikliği fark edip “Bir şeyin var, ne oldu?” diye sorar; karşısındaki zor bir dönemden geçiyorsa kendi ihtiyacını ertelemeyi sorun etmez. Sevdiğimiz birinin yükünü zaman zaman almak yakın ilişkilerin doğal ve insani bir parçasıdır. Ancak bu geçici bir dengesizlik olmaktan çıkıp ilişkinin değişmez düzenine dönüştüğünde insan kendisine başka bir soru sormaya başlayabilir:

Ben sevgiyi ne zaman bakım vermekle bu kadar fazla eş anlamlı hale getirdim?

Bazen cevabın izlerini çocuklukta buluruz. Mesela evde “olgun çocuk” olmak güzel bir özellik gibi görünür. Küçük kardeş ağladığında onu sakinleştiren odur. Anne yorgunsa bunu söylemesine gerek kalmadan fark eder. Evde gerginlik olduğunda sessizleşir, yetişkinlerin işini zorlaştırmamaya çalışır. Sonra sevgiyle söylenen tanıdık cümleler gelir: “Sen zaten çok anlayışlısın”, “Seninle hiç uğraşmıyoruz”, “Sen kardeşinden daha olgunsun, biraz idare et.”

Bunlar tek başına zararlı cümleler değildir. Fakat çocuk aynı mesajı tekrar tekrar aldığında bazen kendi küçük sonucunu da ekleyebilir: “İnsanların işini kolaylaştırdığımda seviliyorum.”

Yıllar sonra aynı çocuk bir ilişkiye girdiğinde kimse ona partnerinin bütün duygularından sorumlu olduğunu söylemeyecektir. Buna rağmen karşısındaki üzgün olduğunda kendi ihtiyacını dile getirmekte zorlanabilir, “Şimdi bunun sırası değil.” diye düşünebilir ya da sevdiği kişinin hayal kırıklığını kendi hatası gibi yaşayabilir. Çünkü bazı roller bize sonradan öğrenilmiş gibi gelmez; sanki hep karakterimizin bir parçasıymış gibi hissedilir.

Bakım verenlerle kurduğumuz ilk ilişkiler, zaman içinde kendimiz ve diğer insanlar hakkında geliştirdiğimiz bazı temel beklentilerin oluşmasına katkıda bulunur (Bowlby, 1988). Çocuk ihtiyaç duyduğunda birinin gelip gelmeyeceğini, üzgün olduğunda duygusuna yer olup olmadığını ve yardım istemenin güvenli olup olmadığını tekrar tekrar deneyimler.

Bu ilk deneyimlerin yıllar sonra kurduğumuz romantik ilişkilerle de bağlantılı olabileceğini unutmamak gerek (Hazan ve Shaver, 1987). Yine de çocuklukta yaşadıklarımızı yetişkinlikte verdiğimiz her tepkinin doğrudan nedeni gibi görmek bizi fazla kesin bir yere götürebilir. Erken deneyimlerimiz ilişkilere dair beklentilerimizi şekillendirse de yeni bağlar, yaşadıklarımız ve geliştirdiğimiz farkındalık bunları değiştirebilir.

Çocukluğu bu nedenle ilişkiler hakkındaki ilk taslak olarak düşünmek bana daha doğru geliyor. İlk taslak orada yazılıyor ama son metni hayat boyunca düzenlemeye devam ediyoruz.

Üstelik çocuklar bu taslağı yalnızca kendilerine nasıl davranıldığını gözlemleyerek oluşturmuyorlar. Evdeki yetişkinlerin birbirlerine nasıl davrandığını da izliyorlar. Bir tartışmada birinin sesini yükselttiğini, diğerinin sustuğunu, saatlerce konuşmayarak karşısındakini cezalandırdığını görebiliyorlar. Başka bir evde ise iki yetişkinin birbirine kızıp bir süre sonra yeniden konuşabildiğine, aynı fikirde olmasalar bile birbirlerini dinleyebildiğine tanık oluyorlar. Çocuk belki o sırada oyuncağıyla oynuyor ve konuşmanın yarısını bile dinlemiyor ama ilişkilerin nasıl işlediğine dair bir şeyler öğreniyor.

Araştırmalar da aile içinde gözlemlenen iletişim ve çatışma biçimleriyle ilerleyen yıllardaki romantik ilişkiler arasında bağlantılar olabileceğini gösteriyor (Whitton ve ark., 2008; Miga, Gdula ve Allen, 2012). Burada ebeveynleri rahatlatabilecek bir nokta var: Çocuğun kusursuz, hiç çatışma yaşanmayan bir ilişki izlemesine ihtiyacı yok. Belki çok daha değerli olan, onarılabilen bir ilişki görmesi.

Anne babasının birbirine kızabildiğini ama bir süre sonra yeniden konuşabildiğini görmek, “Şu an çok öfkeliyim, biraz sakinleşip sonra konuşmak istiyorum.” cümlesini duymak ya da bir yetişkinin “Az önce söylediğim şey seni kırdı, bunu söylemem doğru değildi.” diyebildiğine tanık olmak, çocuğa anlaşmazlıkların ilişki içinde taşınabileceğini gösterir. Çünkü bir gün kendi ilişkisinde de yanlış anlaşılacak, bazen kendisi yanlış anlayacak ve zaman zaman haksız olacaktır. O gün ihtiyaç duyacağı model, çatışmanın ardından birbirine yeniden ulaşabilen iki insan olabilir.

Wendy’nin hikayesine döndüğümüzde ise başka bir ayrıntı öne çıkıyor. Wendy herkese bakım vermekte çok başarılıdır ama yetişkin gözlerle izlerken insan şunu merak ediyor:

Wendy’yle kim ilgileniyor?

Ailenin hep güçlü olan kişisi, herkesin derdini dinleyen arkadaşı ya da ilişkisinde sürekli anlayış gösteren taraf çoğu zaman son derece dayanıklı görünür. Fakat hep anlayan kişinin de anlaşılmaya, hep dinleyenin de dinlenmeye ve hep taşıyanın da zaman zaman yaslanmaya ihtiyacı vardır.

Kendi ihtiyacını geri plana atmak çoğu zaman büyük bir kararla başlamaz. “Şimdi söylemeyeyim, zaten işi çok yoğun”, “Biraz sakinleşsin, sonra konuşurum” ya da en tanıdık haliyle “Ben hallederim” gibi küçük ertelemelerle başlar. Sorun, kişinin kendi duygularının sırasının bir türlü gelmemeye başlamasıdır.

Çocuklara verdiğimiz günlük mesajlar da tam burada önem kazanıyor. Çocuğun bir arkadaşıyla tartışıp eve üzgün geldiğini düşünelim. ‘Sen alttan al, arkadaşlığınız bozulmasın.’ derken onu korumaya çalışıyoruz. Fakat her anlaşmazlıkta çözüm çocuğun alttan alması olursa, zamanla ilişkileri sürdürmenin yolunun kendi duygusunu geri çekmekten geçtiğini düşünebilir. Bunun yerine ne hissettiğini, neye ihtiyacı olduğunu ve karşı tarafın ne yaşamış olabileceğini birlikte konuşmak ona daha geniş bir ilişki dili sunar. Aynı şekilde bir arkadaşı üzgün olduğunda onun yanında olabileceğini ama arkadaşının bütün üzüntüsünü çözmenin kendi görevi olmadığını öğrenmesi, empati ile duygusal sorumluluğu birbirinden ayırmasına yardımcı olur.

Peter, Wendy’nin gitmesini istemez ve yakınlığını sever. Fakat bu yakınlık kendisinden bir şey talep ettiğinde, özellikle de büyüme ve sorumluluk gündeme geldiğinde, aynı yerde kalmayı tercih eder.

Bir taraf sevgiyi isteyebilir ama zor bir konuşma başladığında uzaklaşabilir. Partnerini kaybetmek istemeyebilir fakat karşı taraf ihtiyacını dile getirdiğinde bunu baskı gibi yaşayabilir. Bu nedenle birini sevmek ve onunla sağlıklı bir ilişki kurabilmek her zaman aynı şey değildir. İlişki sevginin yanında iletişim, sorumluluk, karşılıklılık ve zaman zaman rahatsız edici konuşmaların içinde kalabilmeyi de gerektirir.

Quadrio (1982) da Peter Pan ve Wendy figürlerini benzer bir çift dinamiğini açıklamak için kullanır. Sorumluluk almaktan kaçınan bir taraf ile giderek daha fazla bakım veren ve organize eden diğer taraf zaman içinde birbirlerinin rollerini de besleyebilir. Buradaki karakterler ilişkide oluşan bu düzeni düşünmemize yardımcı olan bir benzetmedir.

Çünkü bazen “Neden her şeyi ben hatırlatıyorum?” ya da “Neden her konuşmayı ben başlatıyorum?” diye sorarken yanına başka bir soru daha koymak gerekir:

Biz birlikte nasıl bir düzen kurduk?

Bir taraf her unutulan şeyi hatırlattıkça diğerinin sorumluluğu azalabilir; biri her tartışmanın ardından ilişkiyi toparlıyorsa diğer taraf bunun zaten yapılacağına alışabilir. Karşılıklılık her şeyin her gün yüzde elli yüzde elli bölünmesi anlamına gelmez. Hastalık, yas, iş stresi ya da başka bir kriz döneminde biri daha fazla taşıyabilir. Önemli olan rollerin gerektiğinde değişebilmesi ve iki kişinin de hem yaslanabilen hem de sorumluluk alabilen tarafta bulunabilmesidir.

Çocuklara sağlıklı ilişkiler kurmayı öğretmek düşündüğümüzden çok daha erken başlıyor. Bunun için romantik ilişkiler hakkında uzun konuşmalar yapmamız gerekmiyor; ev zaten her gün küçük örnekler sunuyor. Bir ebeveyn yorulduğunda “Bugün dinlenmeye ihtiyacım var.” diyebiliyorsa çocuk kendi ihtiyaçlarının da ilişkide yer bulabileceğini görür. Bir hata yapıldığında özür dileniyorsa sorumluluk almayı, iki yetişkin farklı düşündüğünde birbirlerini aşağılamadan konuşabiliyorsa yakınlığın fikir ayrılıklarını taşıyabileceğini öğrenir.

Birini çok sevebilir ve yine de kendin kalabilirsin.

Wendy’nin sonunda eve dönmeyi seçmesi bu nedenle hikayenin en güçlü taraflarından biri olabilir. Var Olmayan Ülke ona sonsuza kadar çocuk kalmayı sunar. Peter değişmek istemez ve Wendy’nin de orada kalmasını ister. Wendy ise kendi hayatının başka bir yerde devam ettiğini fark eder.

Peter’i önemsemesi, onun hazır olmadığı bir büyümeyi onun adına gerçekleştirebileceği anlamına gelmez. Yetişkin ilişkilerinde de sevdiğimiz insanın neden böyle davrandığını anlayabilir, çocukluğunu öğrenebilir ve nelerden korktuğunu görebiliriz. Bazen onu o kadar iyi anlarız ki davranışlarının açıklamasını da onun yerine yapmaya başlarız… “Çocukluğunda çok şey yaşamış”, “Duygularını ifade etmeyi hiç öğrenememiş.”

Bunların hepsi doğru olabilir. Fakat bir davranışın nereden geldiğini anlamamız, onun ilişkide yarattığı etkiyi ortadan kaldırmaz. Sevdiğimiz insanın geçmişine şefkat gösterebilir ve bugünkü davranışlarının sorumluluğunu yine ona bırakabiliriz. Yaralarının yanında durabiliriz ama onları onun yerine iyileştiremeyiz.

Belki yetişkin sevginin önemli cümlelerinden biri “Yanındayım ama bunu senin yerine yapamam.”, diğeri ise “Buna ihtiyacım var ve bunu senden isteyebilirim.” cümlesidir. Sağlıklı yakınlık, birbirimizin hayatını taşımadan birbirimize yaslanabildiğimiz ve karşımızdaki insanın ihtiyacını duyarken kendi sesimizi de koruyabildiğimiz bir yerde oluşur.

Çocuklarımızın gelecekte yaşayacağı bütün ilişkileri kontrol edemeyiz. Yanlış birine güvenebilir, gereğinden fazla taviz verebilir ya da bir ilişkinin kendilerine iyi gelmediğini geç fark edebilirler. Kalplerinin hiç kırılmamasını sağlayamayız. Ama bugün evde onlara ilişkilerin nasıl yaşanabileceğine dair bazı deneyimler bırakabiliriz.

Belki bir akşam çocuk oynarken anne ve babasının anlaşamadığını duyar. Sesleri biraz yükselir ama bir süre sonra biri “Ne demek istediğini şimdi daha iyi anladım.” der. Çocuk oyununa devam eder ve muhtemelen yıllar sonra o akşamı hatırlamaz. Yine de sevdiği biriyle ilk büyük tartışmasını yaşadığında çok eski bir bilgi gelebilir: İnsanlar anlaşamayabilir ve yine de birbirlerine geri dönebilirler.

Başka bir çocuk babasının yaptığı bir hata için özür dilediğini görür. Bir diğeri arkadaşıyla tartıştığında “Sen alttan al.” cevabı yerine ne hissettiğini anlatabileceği bir alan bulur. Yaşandıkları sırada bunlar oldukça küçük şeylerdir. Fakat çocukluk zaten büyük ölçüde böyle küçük anlardan oluşur.

Peter Pan bize yıllardır büyümek istemeyen bir çocuğun öyküsünü anlatıyor. Kendi duygularımızın sorumluluğunu alabilmek, ihtiyaç duyduğumuzda yardım isteyebilmek, sevdiğimiz kişinin ihtiyaçlarını duyarken kendi sesimizi kaybetmemek, zor bir konuşmadan hemen kaçmamak ve bazen çok sevdiğimiz bir insanı onun yerine büyütmeye çalışmaktan vazgeçmek de büyümenin parçalarıdır.

Peter Pan Var Olmayan Ülke’de kalır, Wendy ise büyümeyi seçer. Gerçek hayatta hiçbirimiz yalnızca Peter ya da yalnızca Wendy değiliz. Bazen sorumluluktan kaçabilir, bazen gereğinden fazla sorumluluk alabiliriz. Bu yüzden kendimize ‘Ben hangisiyim?’ yerine daha anlamlı bir soru sorabiliriz:

Bu rol bana neden bu kadar tanıdık geliyor?

Çocuklukta öğrendiğimiz sevginin büyüdükçe bazı cümlelerini silebilir, bazılarını koruyabilir ve yenilerini ekleyebiliriz. Bir zamanlar sevgiyi susmak, idare etmek, sürekli vermek ya da zorlanınca kaçmak olarak öğrenmiş olabiliriz. Yine de yetişkinlikte başka bir ilişki dili geliştirebiliriz.

Belki büyümek biraz da budur. Çocukken öğrendiğimiz sevgi biçimlerine yeniden bakıp artık hangilerini yanımızda taşımak istediğimize karar verebilmektir.

Çünkü sevmeyi ilk kez çocukken öğrenmeye başlasak da, nasıl seveceğimizi öğrenmeyi hiçbir zaman bitirmeyiz.

Kaynakça

  • Bowlby, J. (1988). A secure base: Parent-child attachment and healthy human development. Basic Books.
  • Hazan, C., & Shaver, P. (1987). Romantic love conceptualized as an attachment process. Journal of Personality and Social Psychology, 52(3), 511–524.
  • Miga, E. M., Gdula, J. A., & Allen, J. P. (2012). Fighting fair: Adaptive marital conflict strategies as predictors of future adolescent peer and romantic relationship quality. Social Development, 21(3), 443–460.
  • Quadrio, C. (1982). The Peter Pan and Wendy syndrome: A marital dynamic. Australian and New Zealand Journal of Psychiatry, 16(2), 23–28.
  • Whitton, S. W., Waldinger, R. J., Schulz, M. S., Allen, J. P., Crowell, J. A., & Hauser, S. T. (2008). Prospective associations from family-of-origin interactions to adult marital interactions and relationship adjustment. Journal of Family Psychology, 22(2), 274–286.
Simay Leblebici
Simay Leblebici
Simay Leblebici, klinik psikolog, yazar ve podcast sunucusu olarak psikoterapi alanında zengin bir deneyime sahiptir. Psikoloji lisans ve yüksek lisans eğitimini tamamlayarak kendini alanında geliştirmiştir. Leblebici özellikle Bilişsel Davranışçı Terapi ekolüyle yeme, kaygı bozuklukları, travma ve yas alanlarında; çocuklar ve ergenlerle de sınav kaygısı, sosyal beceriler, oyun ve masal terapilerinde uzmanlaşmıştır. Yazdığı yazılara ek olarak çocuklara büyürken eşlik eden ve gelişim aşamalarında temel bir yere sahip olan masalları analiz ettiği bir podcast programı yapmaktadır. Psikolojik desteğin herkes için bir ihtiyaç olabileceği inancı ile yazılı ve sözlü içerikler üretmeye devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar