Cuma, Temmuz 3, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

NESILDEN NESILE AKTARILAN MIRAS: TRAVMA

Kendimizde psikolojik bir sıkıntı hissettiğimizde ilk başvurduğumuz kişilerden biri genellikle psikologlardır. Hatta terapi süreci ilerledikçe çoğu zaman çocukluğumuza inilir. “Bu kaygının sebebi çocukluğumda yaşadığım bir olay olabilir mi?” ya da “İlişkilerimde bağ kuramıyor olmam ailemin bana gösterdiği sevgiyle alakalı mı?” gibi sorular sıkça karşımıza çıkar. Elbette yaşadığımız psikolojik sorunların büyük bir kısmı bireysel deneyimlerimizle ilişkilidir. Ancak çoğu zaman göz ardı edilen başka bir gerçek daha vardır: nesilden nesile aktarılan travmalar.

Birçok insan genetik aktarım denildiğinde yalnızca fiziksel hastalıkların aktarılabileceğini düşünür. Oysa araştırmalar, psikolojik travmaların ve duygusal yüklerin de kuşaktan kuşağa aktarılabileceğini göstermektedir. Çok kaygılı bir annenin çocuğu, kendi hayatında belirgin bir travma yaşamamış olsa bile ilerleyen yaşlarda yoğun kaygı problemleri yaşayabilir. Çünkü insan, bazen hiç yaşamadığı bir acının yükünü sırtında taşıyabilir.

Örneğin, kişi savaş görmemiş, ağır kayıplar yaşamamış ya da terk edilmemiş olabilir. Buna rağmen sürekli kötü bir şey olacakmış hissiyle yaşayabilir, sebepsiz korkular geliştirebilir veya ilişkilerinde aşırı kaygılı davranabilir. Kimi zaman kişi bu duyguların nedenini açıklayamaz çünkü taşıdığı yük yalnızca kendi hayatına ait değildir. Geçmiş nesillerin yaşadığı travmalar, fark edilmeden sonraki kuşakların psikolojik dünyasını etkileyebilir.

TRAVMA NASIL AKTARILIYOR?

Nesilden nesile travma aktarımının temel olarak iki farklı yolu bulunmaktadır: psikolojik aktarım ve biyolojik aktarım.

1. Psikolojik Aktarım

Psikolojik aktarımı anlamanın en kolay yolu aile içindeki davranış kalıplarına bakmaktır. Travma yaşamış bir anne sürekli kaygılı, korkulu veya tetikte olabilir. Çocuk ise bu atmosferin içinde büyür. Evde görünmez bir korku hali vardır ve çocuk, bilinçli olarak büyük bir olay yaşamasa bile bu duyguları öğrenir.

Çocukluk döneminde bireyler yalnızca söylenenleri değil, hissedilenleri de içselleştirir. Bu nedenle bazı görünmez kurallar nesiller boyunca aktarılabilir:

  • “İnsanlara güvenme.”
  • “Duygularını gösterme.”
  • “İnsanlar bir gün gider.”
  • “Her zaman güçlü olmak zorundasın.”

Bu tarz düşünce kalıpları zamanla kişinin karakterinin bir parçası haline gelir. Böylece geçmişte yaşanan travmalar yalnızca olayı yaşayan kişiyi değil, sonraki nesilleri de etkiler.

2. Biyolojik Aktarım

Travmaların aktarımındaki ikinci yol ise biyolojik aktarım. Bu yaklaşım, travmaların yalnızca psikolojik iz bırakmadığını, aynı zamanda beden üzerinde de etkiler oluşturduğunu savunur. Yoğun korku, savaş, açlık, şiddet veya büyük kayıplar insanın stres sistemi üzerinde kalıcı değişiklikler yaratabilir.

Araştırmalar, travmatik olayların hormon sistemini ve stres tepkilerini etkileyebildiğini göstermektedir. Daha da dikkat çekici olan ise bazı biyolojik etkilerin sonraki nesillere aktarılabilmesidir. Yani kişi travmayı doğrudan yaşamamış olsa bile bedeni sürekli bir tehdit varmış gibi tepki verebilir.

Bu durum, özellikle kaygı bozuklukları, panik atak, sürekli tetikte hissetme ve açıklanamayan korkularla ilişkilendirilmektedir. Kişi mantıklı bir sebep olmamasına rağmen sürekli bir tehlike hissi yaşayabilir. Çünkü bazen beden, geçmiş nesillerin hayatta kalma mücadelesinin izlerini taşımaya devam eder.

Sonuç olarak, insan psikolojisi yalnızca bireysel deneyimlerden oluşmaz. Aile geçmişi, travmalar, kayıplar ve bastırılmış duygular da bireyin ruhsal dünyasında önemli bir yer tutar. Bazen çözmeye çalıştığımız korkuların veya kaygıların kökeni yalnızca bize değil, bizden önce yaşamış insanlara da dayanabilir. Bu nedenle kişinin kendisini anlamaya çalışırken sadece kendi hikâyesine değil, ailesinin hikâyesine de bakması gerekir.

Travmaların nesilden nesile aktarılması, insanın geçmişle olan görünmez bağını göstermektedir. Ancak bu durum değiştirilemez bir kader anlamına gelmez. İnsan, farkındalık kazandıkça, geçmişten gelen yükleri anlamlandırdıkça ve onları iyileştirmeye çalıştıkça bu döngüyü kırabilme gücüne de sahip olabilir.

Elif Aydın
Elif Aydın
Merhaba, ben Elif. 2024 yılında lise eğitimimden mezun oldum. 2024–2025 dönemi İstanbul Okan Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğrencisiyim. Alanım adına kendime bir şeyler katmaya hevesliyim. psikodinamik ve BDT ekolüne yoğunlaşmakta; bu konular adına eğitimler almaya devam etmekteyim. Mezun olduktan sonra ise nöropsikoloji veya klinik psikoloji alanında uzmanlaşmak istiyorum. Bu zamana kadar kendi okulum olan Okan Üniversitesi Psikoloji Topluluğu, Ruh Sağlığı Öğrenci Derneği Etkinlik Birimi ve GİPDER sosyal medya ekibi yönetiminde çalıştım ve çalışmaya devam etmekteyim. Aynı zamanda rehabilitasyon ve bir çok klinikte stajyer olarak çalıştım. Çocuk oyun terapilerinde gözlemci olarak bulundum ve seanslar sonrası eğitim çalışmalarında yer aldım. Hem İZEV Vakfı’nda hem de TOG Vakfı Online Dershane Projesi’nde gönüllü stajyerlik yaptım..

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar