Sabah uyandığında ilk ne yaptığını sormak istesem: Sabah egzersizi mi, kahvaltı mı yoksa biraz tazelenmek için duş almak mı? Sanırım bir diğer seçeneği unuttuk. Telefonlarımızı kontrol etmek olabilir mi? Hayır, mail kontrolleri gibi rutin eylemlerden söz etmiyorum. Şimdi kendine dürüstçe sor: Sabah uyandığında yaptığın ilk şey sosyal medya hesaplarını kontrol etmek mi? Olamaz, arkadaşların birlikte partilemişler ve orada sen yok musun!? Neden çağırmamışlar, dışlanıyor muyuz? Hey, o da ne, takip ettiğin influencer’ın çantasından arkadaşın da mı almış? Sanırım birileri senden önce yetişmiş bile… Daha kötüsü olamaz derken o büyük indirimin bittiğini öğrendin. Sanırım günün en güzel saatlerinde negatif dolmaya başladın bile.
Şimdi sana bahsetmek istediğim şey, bu düşünce ve davranışların sağlıklı olmadığı ve bazen farkına bile varmadığımız süreçler olması. Evet, hepimiz dışadönük ve içedönük kişilik tiplerini duymuşuzdur. Dışadönük insanların yeteri kadar uyaranı olmadığı için bu uyarım haline geçebilmeleri, daha fazla aktiviteyle ve daha fazla tüketim alışkanlıklarıyla mümkün olabiliyor. Aslında bu davranışlarının sebebi altta yatan kişilik mekanizmalarımız olabilir. Hala bir araştırma konusu olsa da kişilik örüntülerimiz, pazarlama odaklı globalleşen bu dünyada daha çok ortaya çıkıyor. Bu davranışlarımızın altında yatan mekanizmalara ve bunlar için neleri değiştirebileceğimize bir bakalım.
Leon Festinger’in (1954) Sosyal Karşılaştırma Teorisi, bu durumu en iyi açıklayan örneklerden biridir. Yukarı yönlü karşılaştırmada (upward comparison) kişi kendisini başarı, zenginlik veya statü gibi konularda kendinden daha iyi durumda olan biriyle kıyaslar. Aşağı yönlü karşılaştırmada ise (downward comparison) kişi kendisini kendinden daha kötü veya dezavantajlı durumda olan biriyle kıyaslar. Aslında bu ikisi de kişiyi olduğundan daha iyi bir pozisyona getirmesi, motivasyonu arttırması ve benlik saygısını koruyabilmesi için düzenleyici bir etkiye sahiptir. Sorun ise bu regülasyonun ne kadar doğru yapılıp yapılmadığıdır. FOMO yaşayan insanlar, bu yukarı yönlü karşılaştırmayı abartılı seviyede gerçekleştirirler ve bu durum da onlarda kaçırma ve yetişememe hissiyatı yaratır. Bunun götürüleri bazen ciddi bir seviyede olabilir ve psikolojik iyi oluşunu olumsuz etkileyebilir (Przybylski, 2013); fazla anksiyetik bir ruh hali, benlik saygısını kaybetme durumu ve hayat kalitesinde ciddi bir düşüş olarak kendini gösterir.
Bir diğer sebebi ise Öz Belirleme Teorisi (self-determination theory) Deci & Ryan (1985) içsel ve dışsal motivasyon durumlarını açıklar. FOMO deneyimleyen bireyler, motivasyonu içsel olarak değil dışsal olarak alırlar. Gerçek mutlak mutlulukları, ödül olarak gördükleri dışsal motivasyonlara bağlıdır. Bu bazen para, tanınırlık, terfi, övgü, onaylanma ve statü olarak kendini gösterebilir. İçsel motivasyonları düşük olan bu insanlar, yaptıkları eylemlerde sevgi, tutku ve amaç aramazlar. İçsel motivasyonun buradaki artısı, kişinin eylemi sadece istediği için yapması ve bu eylemin sürekliliğini sağlamasıdır. Tam tersi olarak dışsal motivasyonla yapan insanlar, bu eylemi gerçekleştirdikten sonra bir sönme hali yaşarlar. Bu da onları daha fazla kıyaslamaya ve yeni şeyler edinmeye iter. Bu durum, kısır döngü olmasına sebep olur ve bunun aşılması da oldukça zor olabilir.
Bu duruma başka bir bakış açısı ise Sosyal Onaylanma Teorisi (social validation theory) Cialdini (1984) insanların gruplardan veya topluluklardan onay, kabul ve ait olma elde etme konusundaki içsel motivasyonlarını inceler. Bu durumu deneyimleyen bireyler, öz değer yönetimlerini yapabilmek için aitlik hissi, akran onayı ve toplumsal grup uyumuna ihtiyaç duyarlar. Bununla beraber, almadıkları o yeni çanta, katılamadıkları o pub gecesi veya yükselen o hisse kağıdı, onlarda o belirli gruba ait olmadıkları hissiyatı yaratır.
Her Şeye Yetişmek Zorunda Mıyız?
Aslında bu fark etmediğimiz düşünce ve davranışlarımız ile başa çıkmak için birçok strateji var. Tamamen ortadan kaldırması çok güç olsa da, temelinde bu biliş yapısını değiştirmek ve kendimizi dinlemek çok önemlidir.
FOMO ile Başa Çıkma Stratejileri
Bilinçli Sosyal Medya Kullanımı: Gün içerisinde sosyal medya kullanımını ve ekran süreni azaltabilirsin; bildirimlerini azaltabilirsin. Çünkü dopamini kolay alman için aynı zamanda zararlı bir araç olan bu davranışlar, bunun devamlılığını getiriyor. Bunun yerine dopamini alabileceğin başka kaynaklara yönelmek faydalı olacaktır: yüz yüze sosyal etkileşimde bulunmak, fiziksel egzersizler ve hobi edinmek bunun için yapılabilecek güzel örneklerdir. Özellikle hobi edinmek çok kritik çünkü hobi edinmek bireyde, yapılırken bir flow state (akış hali) Csikszentmihalyi (1990) yaratır. Yaptığınız işe öyle odaklanırsınız ki zaman izafidir, dikkat dağılmaz ve tamamen işinizle bütünleşirsiniz. Bu da yukarıda bahsettiğim gibi size içsel bir motivasyon kazandırır.
Sosyal Medya Gerçeği Yansıtmaz: Gördüğümüz her şey tamamen gerçek değil. İnsanlar genellikle platformlarda hayatlarının en güzel yönlerini ve dikkat çekici taraflarını yansıtırlar. Bu mere exposure effect (maruziyet etkisi) Zajonc (1968), sende bunların gerçek olduğu inancını yaratıyor.
Anda Kalmak ve Farkındalığı Arttırmak: Mindfulness (bilinçli farkındalık) teknikleri kullanmak, kendini dinlemende ve ne istediğini anlamanda yardımcı olacaktır. Nefes meditasyonları, beden taraması ve düşünce izleme yapabilirsin.
Ajanda veya Günlük Kullanmak: Kişisel önceliklerini belirle ve bunları not al. Neler istediğini, nelerden hoşlandığını, hedeflerini ve neler yapmak istediğini bir ay boyunca takip et. Emin ol, bir ay sonunda bile karşılaştığın yeni sen sana çok iyi gelecek.
Sonuç olarak, FOMO yalnızca bir şeyleri kaçırma korkusu değil; çoğu zaman kendimizi başkalarının hayatlarıyla kıyaslamamızın, dışsal onaya ihtiyaç duymamızın ve mutluluğu sürekli dışarıda aramamızın bir sonucudur. Oysa her etkinliğe katılmak, her fırsatı değerlendirmek veya her trende yetişmek mümkün değildir. Hayatın değeri, her yerde olmakta değil, bizim için gerçekten anlamlı olan yerde bulunabilmektedir. Sosyal medyanın sunduğu kusursuz görünen yaşamların arkasındaki gerçeği fark etmek, kendi ihtiyaçlarımızı dinlemek ve önceliklerimizi belirlemek bu döngüyü kırmanın ilk adımıdır. Kaçırdığımız şeylere odaklanmak yerine sahip olduklarımızı ve yaşadığımız anı değerli kılabildiğimizde, FOMO’nun yerini daha dengeli, kaliteli ve sana ait olan bir yaşam deneyimi alır.
Referanslar
Cialdini, R. B. (1984). İkna: Etki psikolojisi. (Influence: The Psychology of Persuasion). New York: Harper Collins.
Csikszentmihalyi, M. (1990). Akış: Optimal deneyimin psikolojisi. (Flow: The Psychology of Optimal Experience). New York: Harper & Row.
Deci, E. L., & Ryan, R. M. (1985). İçsel motivasyon ve insan davranışında öz-belirleme. (Intrinsic Motivation and Self-Determination in Human Behavior). New York: Plenum Press.
Festinger, L. (1954). Sosyal karşılaştırma süreçleri kuramı. Human Relations, 7(2), 117–140.
Przybylski, A. K., Murayama, K., DeHaan, C. R., & Gladwell, V. (2013). Gelişmeleri kaçırma korkusunun (FOMO) motivasyonel, duygusal ve davranışsal ilişkileri. Computers in Human Behavior, 29(4), 1841–1848.
Zajonc, R. B. (1968). Sadece maruz kalmanın tutumlar üzerindeki etkisi. Journal of Personality and Social Psychology, 9(2, Ek bölüm), 1–27.


