Büyümek çoğunlukla kazanımlar üzerinden tanımlanır: bağımsızlık, yeni roller, yeni ilişkiler ve artan sorumluluklar. Ancak gelişimsel geçişler yalnızca kazanımlardan oluşmaz. Her yeni dönem, önceki döneme ait bazı rollerin, ilişkilerin, alışkanlıkların ve benlik tanımlarının geride bırakılmasını da gerektirir. Bu nedenle büyüme, bazı bireyler için aynı zamanda bir kayıp ve yas deneyimi içerebilir.
Psikolojide yas kavramı çoğunlukla sevilen bir kişinin ölümüyle ilişkilendirilse de kayıp deneyimi çok daha geniş bir çerçevede ele alınabilir. Bir ilişkinin sona ermesi, yaşanılan yerin değiştirilmesi, önemli bir yaşam rolünün kaybedilmesi veya kişinin geleceğe ilişkin beklentilerinin gerçekleşmemesi de kayıp deneyimine yol açabilir. Bu nedenle gelişimsel geçişler sırasında ortaya çıkan üzüntü, özlem ve belirsizlik duygularını yalnızca “değişime uyum sağlayamama” olarak değerlendirmek yetersiz kalabilir.
Gelişimsel Geçişler ve Kayıp
İnsan yaşamı boyunca farklı gelişimsel dönemlerden geçer. Çocukluktan ergenliğe, ergenlikten yetişkinliğe ve yetişkinlik içerisindeki farklı yaşam evrelerine geçişler, bireyin hem çevresiyle ilişkisini hem de kendisine ilişkin algısını değiştirebilir.
Özellikle genç yetişkinlik dönemi, kimlik gelişiminin önemli olduğu bir dönemdir. Arnett (2000), “beliren yetişkinlik” kavramıyla ergenliğin sonlarından yirmili yaşlara uzanan dönemde bireylerin eğitim, iş, romantik ilişkiler ve dünya görüşü gibi alanlarda farklı seçenekleri keşfettiklerini ileri sürmüştür. Bu dönem yalnızca yeni olanakların keşfedildiği bir süreç değildir; aynı zamanda önceki kimlik tanımlarının sorgulandığı bir dönemdir.
Örneğin üniversiteye başlayan bir birey, ailesinden ve alıştığı sosyal çevreden fiziksel olarak uzaklaşabilir. Aynı zamanda öğrencilik rolüne ilişkin sorumlulukları değişir ve geleceğine dair yeni kararlar vermesi gerekir. Dolayısıyla birey bir taraftan bağımsızlık kazanırken diğer taraftan daha önce sahip olduğu güven ve aidiyet kaynaklarının bir bölümünü kaybedebilir.
Bu durum, gelişimin neden her zaman yalnızca olumlu duygularla deneyimlenmediğini açıklayabilir.
“Belirsiz Kayıp” ve Değişen Yaşam
Pauline Boss tarafından geliştirilen “belirsiz kayıp” (ambiguous loss) kavramı, kaybın fiziksel veya psikolojik olarak kesin bir sonuca ulaşmadığı durumları açıklamak için kullanılır. Bu tür kayıplarda birey, yaşanan değişimin sona erip ermediğini veya bundan sonra nasıl bir yaşam kurulacağını net biçimde belirlemekte zorlanabilir (Boss, 2006).
Büyüme süreci her zaman doğrudan belirsiz kayıp olarak değerlendirilmemelidir. Ancak kavram, gelişimsel geçişlerde yaşanan bazı duyguları anlamak için yararlı bir çerçeve sunabilir.
Örneğin çocukluk sona erdiğinde fiziksel olarak ortadan kaybolan belirli bir nesne veya kişi olmayabilir. Buna rağmen bireyin çocukluk dönemine ait rollerinin ve yaşam biçiminin artık sürdürülemeyeceği açıktır. Benzer şekilde üniversiteye başlayan bir kişi eski yaşamını tamamen kaybetmemiş olsa bile, önceki yaşam düzeninin aynı biçimde devam etmeyeceğini fark eder.
Dolayısıyla burada kaybedilen şey bazen somut bir nesneden çok bir yaşam biçimi veya benlik deneyimidir.
Benlik Değiştiğinde Ne Olur?
Gelişimsel geçişlerin önemli bir boyutu da benlik kavramındaki değişimdir. Birey yaşamının farklı dönemlerinde kendisini farklı roller, ilişkiler ve özellikler üzerinden tanımlayabilir.
“Öğrenci”, “çocuk”, “arkadaş”, “partner” veya “çalışan” gibi roller yalnızca sosyal konumları ifade etmez; aynı zamanda bireyin kendisi hakkındaki algısının bir parçasını oluşturabilir.
Bu roller değiştiğinde birey, yalnızca çevresinin değiştiğini değil, kendisinin de değiştiğini deneyimleyebilir.
Bu nedenle “Ben artık kimim?” sorusu özellikle yaşam geçişlerinde daha görünür hâle gelebilir.
Kimlik gelişiminin bu yönü, geçmişteki benliğe duyulan özlemi de açıklayabilir. Birey bazen geçmişteki yaşamına geri dönmek istemese bile o dönemdeki kendisini özleyebilir. Burada özlenen yalnızca geçmişte yaşanan olaylar değil; o dönemde sahip olunan aidiyet, güvenlik veya anlam duygusu olabilir.
Bu nedenle geçmişi özlemek ile geçmişe geri dönmek istemek birbirinden farklıdır.
Değişim Neden Bazen Kaygı Yaratır?
İnsan zihni belirsizlik karşısında her zaman rahat değildir. Yeni bir yaşam dönemine geçiş, geleceğe ilişkin çok sayıda bilinmeyen oluşturabilir.
Yeni bir şehirde yaşamak, üniversiteye başlamak, mezun olmak veya iş hayatına geçmek gibi olaylar olumlu değişimler olarak değerlendirilebilse de bireyin alıştığı düzeni bozar.
Bu noktada değişimin kendisi ile değişime verilen psikolojik tepkiyi birbirinden ayırmak gerekir.
Bir birey yeni hayatından memnun olabilir ancak eski hayatını özleyebilir. Yeni sorumluluklarından gurur duyabilir ancak aynı zamanda bunların yarattığı baskıyı hissedebilir.
Dolayısıyla olumlu ve olumsuz duyguların aynı anda yaşanması psikolojik açıdan bir çelişki değildir.
Aksine yaşam geçişlerinin karmaşık doğasının bir göstergesidir.
Büyümek Eski Benliği Terk Etmek midir?
Gelişim, önceki yaşam dönemlerinin tamamen silinmesi anlamına gelmez. Bireyin geçmiş deneyimleri, ilişkileri ve yaşam olayları mevcut benlik algısının oluşumuna katkıda bulunmaya devam eder.
Bu nedenle büyümeyi “eski benliği bırakıp yeni bir benlik oluşturmak” şeklinde doğrusal bir süreç olarak görmek yerine, önceki deneyimlerin yeniden anlamlandırıldığı dinamik bir süreç olarak değerlendirmek daha açıklayıcı olabilir.
Birey geçmişteki bazı hedeflerini değiştirebilir, ilişkilerini yeniden değerlendirebilir veya kendisi hakkında daha önce sahip olduğu düşünceleri sorgulayabilir. Bu değişim, geçmişteki benliğin değersiz olduğu anlamına gelmez.
Aksine bireyin gelişiminin bir parçasıdır.
Sonuç
Büyümek çoğu zaman yeni fırsatlar, bağımsızlık ve gelişim üzerinden değerlendirilir. Ancak gelişimsel değişimin bir diğer yönü de kayıptır.
Bir yaşam döneminden diğerine geçerken bazı alışkanlıklarımızı, rollerimizi, ilişkilerimizi ve kendimize ilişkin tanımlarımızı geride bırakabiliriz. Bu nedenle büyüme sürecinde yaşanan özlem, üzüntü veya belirsizlik her zaman gelişimin başarısız olduğu anlamına gelmez.
Bazen bu duygular, bireyin hayatındaki değişimin psikolojik olarak da işlendiğini gösterir.
Belki de büyümeyi yalnızca “ne kazandım?” sorusuyla değerlendirmek yerine zaman zaman “neyi geride bıraktım ve bu beni nasıl değiştirdi?” sorusunu da sormak gerekir.
Çünkü gelişim yalnızca yeni bir benlik oluşturmak değildir.
Aynı zamanda artık bize ait olmayan bazı benliklerle vedalaşarak onları yaşam öykümüzün bir parçası hâline getirmektir.
Kaynakça
- Arnett, J. J. (2000). Emerging adulthood: A theory of development from the late teens through the twenties. American Psychologist, 55(5), 469–480. https://doi.org/10.1037/0003-066X.55.5.469� � Doi
- Boss, P. (2007). Ambiguous loss theory: Challenges for scholars and practitioners. Family Relations, 56(2), 105–111. https://doi.org/10.1111/j.1741-3729.2007.00444.x� � Doi
- Bridges, W., & Bridges, S. (2019). Transitions: Making sense of life’s changes (40th anniversary ed.). Da Capo Lifelong Books. �

