Hanımlar, beyler! Anonsu duydunuz. Son tren kalkmak üzere, acele edin! Bugün sizi bir yolculuğa çıkartıyorum. Ama şimdiden uyarayım; bu yolculuk biraz uzun. Ben bu yolculuğu bitirdiğimde sizin yolculuğunuz bitmeyebilir. Hatta daha yeni başlıyor bile olabilir. Sabırlı olun.
Yolculuğumuza başlamadan önce herkesten bir ricam var. Lütfen arkanıza yaslanın, derin bir nefes alın, bakışlarınızı doğanın size bir hediyesi olan bu güzel manzaranın gözüktüğü pencereye odaklayın ve trenimizin tatlı yolculuğuna kendinizi bırakın.
Aldığım duyumlar doğrultusunda yol boyu üzerimizde kara bulutlar dolanacakmış. Ama merak etmeyin; siz istemedikten sonra bu kara bulutlar dahi yolculuğumuzu gölgeleyemez. Öğlene doğru sağanak yağmur ve fırtına olacakmış. Fakat bu da moralinizi bozmasın, yağmur sonrası güneşin de olacağı aldığım bilgiler arasında.
Sanırım yağmur sonrası güneşle birlikte bizi karşılayacak olan görsel şöleni tahmin edebiliyorsunuzdur. Akşamüzerine doğru yağmur sonrası toprağın ve çiçeklerin verdiği müthiş kokuyla birlikte güneşin batmadan önceki son ışıklarını görebilecekmişiz. Yani oldukça keyifli bir yolculuğa benziyor. Herkes yerlerini aldığına göre dilerseniz başlayalım.
Hayat Mottosu ve Anlamın Gücü
Hemen hemen herkesin onu hayata bağlayan bir hayat mottosu vardır. Kimi internette dolaşırken hoşuna gitmiş bir söze, kimi çok sevdiği bir şairin kitabında okuduğu paragrafa, kimiyse tesadüfen karşısına çıkmış ve ona kendisini anımsatan bir cümleye tutunur.
Benimkiyse Instagram veya Twitter gibi platformlarda sık sık gördüğünüz, bazılarına göre artık büyüsünü kaybetmiş sıradan bir cümle olan, benim içinse anlamı oldukça büyük olan “Her şey çok güzel olacak.”
Bu kadar klasik bir cümlenin seni hayata bağlayan şey olduğuna inanamadım dediğinizi duyar gibiyim. Çok haklısınız fakat aynı zamanda çok haksızsınız. Cümleler, birisi gelip onlara anlam verene kadar gelişigüzel kelimelerin oluşturduğu karalamalardır. Onları anlamlandıran şeyse onları okuyan kişilerdir.
Evet doğru duydunuz. Şu an bunu okuyan kişiler yani sizler o kadar güçlüsünüz ki kelimelere anlam verip onları umut dolu, inanç taşıyan ve yaşam ile temas eden sihirli cümleler hâline getirebiliyorsunuz.
Geçmiş, Şimdi ve Seçimler
Fakat buna rağmen hayatın bazı dönemlerinde bir şeyler istediğimiz gibi gitmediğinde umutsuzluğa kapılıyor, yenilgiyi kabul edip savaşmayı bırakıyor ve hayata karşı güçsüz olduğumuzu düşünüp kendimizi sorguluyoruz.
Geçmişe yönelip “keşke” diye adlandırdığımız paragraflar silsilelerini defalarca kez söyleyip kendimizi daha çok üzüyor ve bunu yapmaktan asla bıkmıyoruz. Oysaki güzel şeyler geçmişte değil, şu anda ve geleceğimizdedir.
Marilyn Monroe bunu mükemmel bir şekilde açıklamıştır:
“Asla arkana bakma, Sindirella ayakkabısını almak için geri dönseydi, prenses olamazdı.”
Seçmek ve Yaşamak
İşte benim hayat mottom da tam olarak burada devreye giriyor.
Bu sebeple ben şu anda yaşıyorum.
İnsanlar beni seviyor mu? Bilmiyorum. Ama ben kendimi çok seviyorum.
Geçmişte yaptığım hataları unutmadım. Ama her gün kendime hatırlatmayı seçmiyorum.
Hayatım çok mu güzel olacak? Bilmiyorum. Ama çok güzel olacağına inanmayı seçiyorum.
Mükemmel biri değilim. Ama mükemmel hissetmeyi seçiyorum.
Peki ya siz? Siz neyi tercih ediyorsunuz?
Siz hangi zamanda yaşıyorsunuz?
Sırf o ayakkabıyı almak için geri dönüp prenses olmaktan vaz mı geçiyorsunuz?
Yoksa ayakkabıyı geride bırakıp prenses olma ihtimalini mi seçiyorsunuz?
Umutla Bitmeyen Yolculuk
Cevabınız her ne olursa olsun şunu aklınızdan çıkarmayın:
“Bir gün her şey çok güzel olacak” ve o gün geldiğinde geçmişteki size yüzünüzde kocaman bir gülümsemeyle veda edeceksiniz.
Sizi çıkardığım tren yolculuğumuz burada sona ermektedir. Kim bilir, belki de asıl yolculuk şimdi başlıyordur. Yolculuğumuz kara bulutlara ve sağanak yağmurlara rağmen oldukça keyifliydi, ne dersiniz?
İşte hayatta yolculuğumuzdaki kara bulutlar gibi bize kendimizi kötü hissettiren şeylere rağmen oldukça keyifli olabilir.
Sona yaklaşmışken sizden son bir isteğim var. Kafanızı kaldırıp etrafınıza bakın. Hayatı yaşamaya değer kılan bir şeyler bulun. Bu; küçük bir çocuğun yüzündeki masum bir gülümseme, martılara simit atmanın verdiği keyif, dışarı çıktığınızda burnunuza gelen çiçek kokusu ve daha birçok şey olabilir.
Eğer bunlar yoksa bahanelerin ardına saklanmayıp kendi sebebinizi kendiniz oluşturun.
“Gökyüzü hâlâ mavi, bu yüzden umut var.” deyin mesela.
Ya da “Dünya hâlâ dönüyor, bu yüzden umut var.” deyin.
“Ne olursa olsun ben nefes alıyorum, o yüzden umut var.” deyin.
Hissedin, inanın ve yüksek sesle tekrar edin.
Belki bugün değil, her gün de değil.
Ama elbet bir gün, her şey çok güzel olacak.


