Yazar: Burak Koç
Kategori: Ruh Sağlığı
Kaygı, çoğu zaman kurtulmamız gereken olumsuz bir duygu gibi değerlendirilse de insanın tehlikeleri fark etmesine, gelecekte karşılaşabileceği durumlara hazırlanmasına ve gerektiğinde harekete geçmesine yardımcı olan doğal bir duygusal sistemdir. Dolayısıyla kaygının varlığı tek başına psikolojik bir bozukluğa işaret etmez. Klinik açıdan önemli olan, kaygının kişinin yaşamında nasıl bir yer kapladığıdır.
Anksiyete bozuklukları ise kaygı ve korkunun yoğunlaşarak kişinin günlük yaşamını, ilişkilerini, akademik veya mesleki işlevselliğini belirgin biçimde etkileyebildiği ruhsal bozukluklardır. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre anksiyete bozuklukları dünyada en sık görülen ruhsal bozukluklar arasında yer almaktadır.
Anksiyete (Kaygı) Nedir?
Kaygı genellikle gelecekte ortaya çıkabilecek bir tehlikeye ilişkin beklentiyi içerir. Kişinin zihni olası riskleri değerlendirmeye başlarken bedeni de bu olasılıklara hazırlanabilir. Kalp atışlarının hızlanması, kasların gerilmesi veya dikkatin olası tehdide yönelmesi bu sistemin parçalarıdır.
Bu nedenle tedavide amaç kaygının tamamen ortadan kaldırılması değildir. Amaç, kişinin kaygıyı yönetebilmesi ve kaygının yaşamını giderek daraltmasını önlemektir.
Kaygı Ne Zaman Bir Bozukluğa Dönüşür?
Günlük yaşamda hepimiz zaman zaman yoğun kaygı yaşayabiliriz. Klinik değerlendirmede yalnızca kaygının varlığına değil; şiddetine, süresine, kontrol edilebilirliğine ve işlevsellik üzerindeki etkisine bakılır.
Kişi kaygısı nedeniyle işe veya okula gitmekten, sosyal ortamlara girmekten, seyahat etmekten ya da günlük sorumluluklarını yerine getirmekten kaçınmaya başladıysa profesyonel değerlendirme gerekebilir. Anksiyete bozukluklarında korku ve endişenin kontrol edilmesinin güçleşmesi ve günlük yaşamın bundan etkilenmesi önemli özellikler arasındadır.
Anksiyete Bozukluklarının Türleri
Anksiyete bozuklukları tek bir klinik tablodan oluşmaz. Yaygın anksiyete bozukluğunda günlük yaşamın farklı alanlarına ilişkin aşırı ve sürekli endişeler ön plandayken, panik bozuklukta tekrarlayan panik ataklar ve yeniden atak yaşama korkusu görülebilir.
Sosyal anksiyete bozukluğunda kişinin başkaları tarafından olumsuz değerlendirilmesine ilişkin yoğun korku; agorafobide kaçmanın veya yardım almanın güç olabileceği durumlara ilişkin kaygı; özgül fobilerde ise belirli nesne veya durumlara yönelik yoğun korku görülür. Ayrılma anksiyetesi de anksiyete bozuklukları arasında yer almaktadır.
Anksiyetenin Belirtileri
Kaygı yalnızca düşüncelerle yaşanan bir süreç değildir. Çarpıntı, terleme, titreme, mide ve bağırsak yakınmaları, kas gerginliği ve uyku sorunları görülebilir. Zihinsel düzeyde ise sürekli endişe, dikkati toplamakta güçlük, olumsuz olasılıklara odaklanma ve yaklaşan bir tehlike olduğu hissi ortaya çıkabilir.
Bazı kişilerde bedensel belirtiler o kadar belirgin olabilir ki kişi başlangıçta yaşadığı durumun kaygıyla ilişkili olabileceğini düşünmeyebilir. Bu noktada gerekli tıbbi değerlendirmelerin yapılması ve fiziksel belirtilerin otomatik olarak anksiyeteye bağlanmaması önemlidir.
Anksiyete Neden Ortaya Çıkar?
Anksiyete bozukluklarını tek bir nedene bağlamak doğru değildir. Biyolojik yatkınlık, psikolojik özellikler, öğrenme yaşantıları ve kişinin içinde bulunduğu sosyal ve çevresel koşullar birbiriyle etkileşim içinde olabilir.
Olumsuz yaşam olayları, ciddi kayıplar ve travmatik yaşantılar bazı kişilerde riski artırabilmektedir. Ancak bir risk faktörünün bulunması kişinin mutlaka anksiyete bozukluğu geliştireceği anlamına gelmez. Günümüzde anksiyete bozuklukları biyolojik, psikolojik ve sosyal etkenlerin birlikte değerlendirildiği çok boyutlu bir çerçevede ele alınmaktadır.
Kaygı Döngüsünü Anlamak
Tedavinin önemli noktalarından biri kişinin kaygıyı nasıl sürdürdüğünü anlamaktır. Özellikle kaçınma davranışları bu süreçte önemli olabilir.
Örneğin sosyal ortamlarda kaygılanan bir kişi toplantıda konuşmaktan kaçındığında kısa süreli bir rahatlama yaşayabilir. Ancak sürekli kaçınmak, kişinin korktuğu durumla ilgili yeni ve düzeltici deneyimler edinmesini engelleyebilir. Zamanla kişi daha fazla ortamdan kaçınmaya başlayabilir ve yaşam alanı giderek daralabilir.
Bu nedenle terapide yalnızca “Kaygımı nasıl azaltabilirim?” sorusuna değil, “Kaygı nedeniyle hayatımda nelerden vazgeçiyorum?” sorusuna da bakmak önemlidir.
Anksiyete Bozukluklarının Psikoterapisi
Anksiyete bozukluklarının tedavisinde en fazla bilimsel kanıta sahip psikolojik yaklaşımlardan biri Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT)dir. WHO, farklı anksiyete bozukluklarında BDT ilkelerine dayanan psikolojik müdahalelerin güçlü bir kanıt temeline sahip olduğunu belirtmektedir.
BDT yalnızca kişinin “olumlu düşünmesini” sağlamaya yönelik değildir. Kişinin tehditleri nasıl değerlendirdiği, kaygı sırasında ortaya çıkan düşünceleri, bedensel duyumları ve davranışları arasındaki ilişki ele alınır.
Tedavide kullanılan yöntemlerden biri de maruz bırakma temelli müdahalelerdir. Kişinin uygun terapötik koşullar altında korktuğu ve kaçındığı durumlarla aşamalı biçimde karşılaşması hedeflenebilir. Böylece kaçınma yerine yeni öğrenmelerin gerçekleşmesi amaçlanır. WHO, maruz bırakmayı BDT temelli ve kanıt destekli müdahaleler arasında değerlendirmektedir.
Psikiyatrik Destek ve İlaç Tedavisi
Anksiyete bozukluklarının tedavisinde bazı durumlarda psikoterapiye ek olarak veya uygun klinik durumlarda farmakolojik tedavi değerlendirilebilir. Tedavi kararı; anksiyete bozukluğunun türü, belirtilerin şiddeti, işlevsellik kaybı, eşlik eden psikiyatrik durumlar, önceki tedavi deneyimleri ve kişinin tercihleri göz önünde bulundurularak verilmelidir.
SSRI ve bazı durumlarda SNRI grubu antidepresanlar anksiyete bozukluklarının farmakolojik tedavisinde kullanılabilmektedir. NICE, yaygın anksiyete bozukluğunda ilaç tedavisi tercih edildiğinde SSRI’ları tedavi seçenekleri arasında önermektedir.
Benzodiazepinler ise hızlı rahatlama sağlayabilmelerine rağmen bağımlılık potansiyelleri ve uzun dönem kullanım konusundaki sınırlılıkları nedeniyle dikkatle değerlendirilmelidir. WHO bunların anksiyete bozukluklarının rutin uzun dönem tedavisinde genel olarak önerilmediğini belirtmektedir.
Anksiyete Bozukluklarında İyileşmek Mümkün mü?
Anksiyete bozuklukları tedavi edilebilir ruhsal bozukluklardır. Psikoterapi, gerekli durumlarda psikiyatrik tedavi ve kişinin günlük yaşamındaki değişikliklerle belirtilerde ve işlevsellikte önemli iyileşmeler sağlanabilir.
Ancak iyileşmeyi “Bir daha hiç kaygılanmamak” şeklinde tanımlamak gerçekçi değildir. Kaygı insan yaşamının doğal bir parçasıdır. Tedavinin temel hedeflerinden biri kişinin kaygıya rağmen yaşamını sürdürebilmesi, kaçınmalarının azalması ve kaygının belirlediği sınırların dışına yeniden çıkabilmesidir.
Bu nedenle anksiyete tedavisinde asıl soru belki de “Kaygıyı tamamen ortadan kaldırabilir miyim?” değil, “Kaygı geldiğinde hayatımı yaşamaya devam edebilir miyim?” olmalıdır.
