Pazartesi, Ağustos 10, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

“İyi Değilim” Demeyi Neden Bu Kadar Zor Buluyoruz?

“İyiyim.”

Belki de hayatımızda en çok söylediğimiz, en az düşündüğümüz cümlelerden biri. Bazen gerçekten iyi olduğumuz için değil, anlatacak gücümüz olmadığı için söylüyoruz. Bazen nereden başlayacağımızı bilmediğimiz için, bazen karşımızdaki insanın gerçekten “Neden?” diye sormasından çekindiğimiz için, bazen de anlatırsak içimizde sakladığımız şeylerin daha gerçek hale geleceğinden korktuğumuz için… Telefonun diğer ucunda, bir arkadaşımızın karşısında, ailemizin yanında ya da hiç tanımadığımız birinin “Nasılsın?” sorusuna otomatik olarak aynı cevabı veriyoruz: “İyiyim.” Oysa bazı “iyiyim”lerin içinde uykusuz geceler, yarım kalmış konuşmalar, özlenen insanlar, ertelenmiş hayaller, söylenemeyen kırgınlıklar ve kimseye anlatılmayan bir yorgunluk saklı. Belki de “iyiyim” demek her zaman iyi olduğumuz anlamına gelmiyor; bazen yalnızca iyi olmadığımızı anlatmaya henüz hazır olmadığımız anlamına geliyor.

Peki ne oldu da duygularımızı anlatmak yerine saklamayı öğrendik? Belki cevap biraz çocukluğumuzda saklı. Ağladığımızda “Ağlama.” dendi. Korktuğumuzda “Korkma.” Üzüldüğümüzde “Geçer.” Yorulduğumuzda “Biraz daha dayan.” Zamanla duygunun kendisinden değil, duyguyu göstermenin yanlış olduğundan korkmaya başladık. Ağlamamayı güç, susmayı olgunluk, her şeyi tek başına halletmeyi başarı sandık. Sonra büyüdük ve hayatın içine karıştık. Okula gittik, çalıştık, sınavlara hazırlandık, ilişkiler kurduk, ailemize ve arkadaşlarımıza yetiştik, sorumluluklarımızı yerine getirdik. Gülümsedik, konuştuk, plan yaptık, fotoğraflar çektik. Hayat dışarıdan bütün hızıyla devam etti. Fakat insanın hayatını sürdürüyor olması, iyi olduğu anlamına gelmiyordu. İşimize gidiyor olabiliriz, dersimize çalışıyor olabiliriz, insanlarla konuşabilir, gülebilir, hatta başkalarına “Nasılsın?” diye soracak kadar ilgili olabiliriz. Yine de içimizde uzun zamandır yolunda gitmeyen bir şeyler olabilir. Çünkü ruhsal yorgunluğun her zaman dışarıdan görünen bir yüzü yoktur. Bazıları ağlayarak anlatır, bazıları susarak. Bazıları yardım ister, bazıları ise herkese yardım ederek kendi ihtiyacını gizler. Bazıları “İyi değilim.” der, bazıları ise günlerce “Bir şeyim yok.” diyerek devam eder. Hatta bazen insan bunu kendisine bile söyler.

Çünkü “İyi değilim.” dediğimiz anda yalnızca bir cümle kurmuş olmayız; kendimizi saklamaktan vazgeçmiş oluruz. Ve insanın kendisini saklamaktan vazgeçmesi, sandığımız kadar kolay değildir. Çünkü kabul edersek durmamız gerekebilir. Uzun zamandır ertelediğimiz bir duyguyla yüzleşmemiz, yardım istememiz, bir ilişkiye başka türlü bakmamız, sınır koymamız ya da sadece çok yorulduğumuzu kabul etmemiz gerekebilir. Bu yüzden devam ederiz. Yorgunken devam ederiz. Kırılmışken devam ederiz. Özlerken devam ederiz. Kaygılıyken devam ederiz. Bazen yas tutarken bile hayatın kaldığı yerden devam etmesi gerektiğini düşünürüz. Çünkü bize hayatın durmayacağı öğretildi. Ama hayatın durmaması, bizim de duramayacağımız anlamına gelmez. Bazen insanın yapması gereken ilerlemek değil, kendisine yetişmektir.

Üstelik yaşadığımız çağ da bize durmayı pek öğretmiyor. Daha üretken olmamız, daha güçlü görünmemiz, daha pozitif düşünmemiz, kendimizin daha iyi bir versiyonuna dönüşmemiz bekleniyor. Üzgünsek “pozitif düşünmemiz”, yorulduysak “kendimize zaman ayırmamız”, başarısız olduysak “ders çıkarmamız”, ayrıldıysak “kendimizi seçmemiz”, kaybettiysek “güçlü durmamız” söyleniyor. Sanki insanın her duygusu hızlıca çözülmesi gereken bir problemmiş gibi. Oysa bazı duygular çözülmek için değil, anlaşılmak için gelir. Üzüntü bir kaybı, öfke ihlal edilmiş bir sınırı, kaygı güvende hissetmediğimiz bir yeri, yalnızlık bir bağ kurma ihtiyacını, yorgunluk ise artık taşıyamadığımız bir yükü anlatabilir. Duyguyu susturduğumuzda bazen yalnızca acıyı değil, acının bize anlatmaya çalıştığı şeyi de sustururuz.

Belki de bu nedenle “İyi değilim.” diyebilmek bir zayıflık değil, bir farkındalık cümlesidir. “Şu an zorlanıyorum.” “Bunu tek başıma taşıyamıyorum.” “Birinin beni dinlemesine ihtiyacım var.” “Bugün güçlü hissetmiyorum.” Bunların hiçbiri insanı küçültmez. Tam tersine, insanın kendisine karşı dürüst olabildiğini gösterir. Fakat bunun önünde başka bir engel daha var: yük olma korkusu. “Onun da kendi derdi var.” “Benim yüzümden morali bozulmasın.” “Beni zayıf sanmasın.” “Çok abartıyor demesin.” “Herkesi zaten yeterince yoruyorum.” Böyle düşündüğümüzde kendi acımızı küçültüyoruz. Bir arkadaşımız “İyi değilim.” dediğinde onu dinliyor, yanında oluyor, ona anlayış gösteriyoruz. Aynı cümleyi kendimiz söylediğimizde ise içimizden bambaşka bir ses yükseliyor: “Abartma. Daha kötü durumda olanlar var. Toparlan. Geçer.” Başkalarına gösterdiğimiz şefkati kendimize göstermekte zorlanıyoruz.

Oysa acı bir yarış değildir. Bir başkasının daha büyük bir problem yaşıyor olması, bizim yaşadığımız şeyi önemsiz hale getirmez. İnsanların acılarını kıyaslamak, acıyı ortadan kaldırmaz. Bazen insan tek bir büyük olay yüzünden değil, uzun süre kendisine yeterince yer açmadığı için yorulur. Ertelenmiş bir ihtiyaç, söylenmemiş bir kırgınlık, karşılanmamış bir beklenti, sürekli ertelenen bir dinlenme ihtiyacı, kendisine ayırmadığı zamanlar… Küçük görünen şeyler birikir. Sonra bir gün insan yalnızca “Artık eskisi gibi değilim.” der. Ne zamandır böyle olduğunu bile tam olarak hatırlamaz. Çünkü insan bazen tek bir olayla değil, uzun süre kendisini ihmal ederek yorulur.

Belki de modern hayatın en büyük yanılgılarından biri, işlevsel olmayı iyi olmakla karıştırmamız. İşe gidiyorsak iyiyiz. Ders çalışıyorsak iyiyiz. İnsanlarla konuşuyorsak iyiyiz. Gülüyorsak iyiyiz. Sorumluluklarımızı yerine getiriyorsak iyiyiz. Oysa insan bütün bunları yaparken de tükenmiş olabilir. Bir insan gülerken üzgün olabilir. Başarılıyken yetersiz hissedebilir. Kalabalıkların içinde yalnız olabilir. Her şey yolunda görünürken kendi içinde uzun zamandır kaybolmuş olabilir. Bu yüzden iyi görünmek ile iyi olmak aynı şey değildir.

Belki de birbirimize “Nasılsın?” diye sorma biçimimizi bile yeniden düşünmemiz gerekiyor. Çünkü bazen bu soruyu sorarken gerçekten cevabı duymaya hazır olmuyoruz. “Nasılsın?” diyoruz ve otomatik olarak “İyiyim.” cevabını bekliyoruz. Oysa bir gün birisi “İyi değilim.” dediğinde hemen çözüm sunmadan, “Boş ver.” demeden, “Geçer.” diyerek duygusunu susturmadan, “Daha kötüsü var.” diyerek yaşadığını küçültmeden yalnızca orada kalmayı öğrenebiliriz. Çünkü bazen insanın ihtiyacı tavsiye değildir. Çözüm değildir. Bazen yalnızca yaşadığı şeyin küçümsenmeden duyulmasıdır. Bazen birinin onu düzeltmeye çalışmadan yanında durmasıdır.

Ve belki kendimize de aynısını yapmalıyız. Her duygumuzu hemen düzeltmeye çalışmadan önce onu dinlemeliyiz. “Şu an neden böyleyim?” diye kendimize kızmak yerine, “Şu an bende ne oluyor?” diye sorabilmeliyiz. Çünkü kendimize karşı kullandığımız dil, kendimizle kurduğumuz ilişkinin bir parçasıdır. Kendimize sürekli “Toparlan.” dediğimizde belki ayağa kalkarız; ama kendimize “Neyin var, gel biraz burada duralım.” dediğimizde ilk kez kendimizle aynı tarafta olduğumuzu hissederiz.

Belki de güçlü olmak hakkında bildiklerimizi yeniden düşünmenin zamanı gelmiştir. Güçlü olmak hiç düşmemek değildir. Hiç ağlamamak değildir. Kimseye ihtiyaç duymamak değildir. Bazen gerçek güç, “Ben bunu tek başıma taşıyamıyorum.” diyebilmektir. Bazen yardım istemektir. Bazen dinlenmektir. Bazen kendine “Bugün yapamıyorum.” deme izni vermektir. Çünkü insan her gün aynı güçte olmak zorunda değildir. Her sabah aynı umutla uyanmak zorunda değildir. Her kayıptan sonra hemen toparlanmak, her kırgınlıktan sonra hemen affetmek zorunda değildir. Bazı günler yalnızca günü tamamlamak bile yeterince büyük bir çaba olabilir. Ve bu başarısızlık değildir. Bu insan olmaktır.

Belki de artık kendimize “Neden hâlâ iyi değilim?” diye sormak yerine başka bir soru sormalıyız: “Benden şu anda ne bekliyorum ve gerçekten buna gücüm var mı?” Çünkü bazen iyileşmenin önündeki en büyük engel ne hissettiğimizi bilmemek değildir; bildiğimizi kendimize itiraf etmemektir. “Ben yoruldum.” “Ben kırıldım.” “Ben özlüyorum.” “Ben korkuyorum.” “Ben yardıma ihtiyaç duyuyorum.” Bu cümleler bizi güçsüz yapmaz. Aksine, kendimizle aramızdaki mesafeyi azaltır.

Belki bir gün biri yine bize “Nasılsın?” diye soracak. Belki alışkanlıkla “İyiyim.” diyeceğiz. Ama belki bu kez bir saniye duracağız. İçimize bakacağız. Gerçekten ne hissettiğimizi yoklayacağız. Ve cevabımız “İyi değilim.” ise bundan utanmayacağız. Belki anlatacağız, belki susacağız, belki ağlayacağız, belki yardım isteyeceğiz. Ama kendimizi saklamayacağız.

Çünkü insanın her zaman iyi olması gerekmiyor. Kendisine karşı gerçek olması gerekiyor.

Belki yıllardır kendimize yanlış şeyi öğretmeye çalışıyoruz: Daha güçlü olmayı. Oysa belki ihtiyacımız olan şey daha güçlü olmak değil; düştüğümüzde kendimizi yerden kaldırırken “Neden düştün?” diye azarlamak yerine elimizden tutabilmek. Yorulduğumuzda kendimize kızmak yerine dinlenebilmek. Kırıldığımızda duygumuzu küçümsemek yerine ona yer açabilmek. Ve “İyi değilim.” dediğimiz günlerde de hâlâ değerli olduğumuzu hatırlayabilmek.

Çünkü hayatımızın bir yerinde hepimiz o cümleyi söyleyeceğiz. Bir ayrılığın ardından, bir kaybın içinde, bir sınavın sonucunda, bir başarısızlığın sonrasında, bir hayal kırıklığında, yoğun bir dönemin ortasında ya da hiçbir sebep bulamadığımız bir sabah… Hepimizin bir gün “İyi değilim.” demeye ihtiyacı olacak.

Ve belki o gün geldiğinde kendimize verebileceğimiz en büyük iyilik, bu cümleden utanmamak olacak.

Belki bir gün biri bize yine “Nasılsın?” diye soracak ve biz, yıllardır otomatikleşmiş o cevabı vermeden önce duracağız. İlk kez kendimize de yalan söylemeden cevap vereceğiz: “Bugün iyi değilim.”

Belki o cümle hayatımızdaki hiçbir şeyi bir anda düzeltmeyecek. Ama bir şeyi değiştirecek: Artık kendimizi saklamayacağız.

Çünkü bazen iyileşme, her şeyi yoluna koymakla başlamaz. Bazen yalnızca iyiymiş gibi görünmeyi bırakmakla başlar.

Ve belki de insanın kendisine verebileceği en büyük izin şudur: İyi olmadığın bir günde de sevilmeye, anlaşılmaya, dinlenmeye ve yardım almaya hakkın var.

Çünkü “İyi değilim.” demek yenilmek değildir. Bazen yıllardır kendimizden sakladığımız gerçeği ilk kez kendi tarafımıza geçerek söylemektir.

Ve belki iyileşmenin ilk adımı, iyiymiş gibi davranmayı bırakıp, olduğumuz halimizle görülmeye cesaret ettiğimiz o andır.

Esma Merve Bacak
Esma Merve Bacak
İnsan davranışları, duygusal dayanıklılık ve modern yaşamın birey üzerindeki psikolojik etkileri üzerine düşünüyor ve üretiyorum. PDR, Çocuk Gelişimi ve Halkla İlişkiler alanlarında eğitim alırken akademik çalışmalarımı T3 Vakfı projeleriyle destekliyorum. Travma, travma sonrası stres bozukluğu ve oyun terapisi üzerine aldığım eğitimlerle özellikle insanın görünmeyen duygusal yüklerine odaklanıyorum. Sporun disiplin, iletişim ve psikolojiyle kurduğu bağa ilgi duyuyor; bocce, basketbol ve voleybol branşlarında hakemlik yapıyorum. Yazılarımda insanın iç dünyasını, ilişkilerini ve zihinsel süreçlerini ele alıyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar