GELECEĞİN KAYIP SENARYOLARI: YAŞANMAMIŞ BİR GELECEĞİN YASI TUTULUR MU?
Bazı kayıpların bir tarihi vardır. Bir ilişkinin bittiği gün, bir vedanın gerçekleştiği an, bir kapının son kez kapandığı zaman… Ne kaybettiğimizi bilir, acımızı bir yere yerleştirebiliriz.
Bazı kayıplarsa hiç gerçekleşmemiş şeylere aittir.
Bir gün yaşayacağımızı düşündüğümüz şehir, yıllar sonra hâlâ yanımızda olacağına inandığımız insan, kendimizi içinde hayal ettiğimiz meslek ya da yıllardır zihnimizde taşıdığımız o “bir gün”…
Hiçbiri gerçekten yaşanmamıştır. Yine de gerçekleşmeyeceklerini fark ettiğimizde içimizde tuhaf bir boşluk bırakabilirler.
Peki insan hiç sahip olmadığı bir şeyi gerçekten kaybedebilir mi?
HENÜZ YAŞANMAMIŞ BİR ŞEYE BAĞLANMAK
İnsan geleceği yalnızca beklemez; onu zihninde tasarlar.
“Mezun olduğumda burada çalışacağım.” “Onunla bir gün aynı evde yaşayacağız.” “Birkaç yıl sonra hayatım böyle olacak.”
Bu düşünceler yalnızca geleceğe ilişkin tahminler değildir. Bazen bugünkü kararlarımızı, beklentilerimizi ve hangi yöne ilerlediğimizi de belirler. Henüz gerçekleşmemiş bir geleceğe umutlarımızı ve kimliğimizin bazı parçalarını yerleştirmeye başlayabiliriz.
Psikolojide “olası benlikler” kavramı, kişinin gelecekte nasıl biri olabileceğine, nasıl biri olmak istediğine veya nasıl biri olmaktan korktuğuna ilişkin zihinsel tasarımlarını ifade eder. Başka bir deyişle insan geleceği düşünürken yalnızca “Ne yaşayacağım?” sorusuna değil, “Kim olacağım?” sorusuna da cevaplar üretir.
Gelecekte başarılı, bağımsız, sevilen, güvende veya ait hisseden bir hâlimizi hayal edebiliriz. Bu hâlimiz zamanla yalnızca bir hayal olmaktan çıkıp bugünkü seçimlerimizin de yönünü belirleyebilir.
Bu nedenle bir gelecek ihtimali ortadan kalktığında kaybettiğimiz şey bazen yalnızca bir plan değildir. O planın içinde var olacağını düşündüğümüz bir benlik ihtimalinden de vazgeçmemiz gerekebilir.
YAŞANMAMIŞ BİR GELECEĞİN KAYBI
Kayıp denildiğinde çoğunlukla somut olarak hayatımızda bulunan bir şeyin yokluğu akla gelir. Oysa psikolojik olarak kayıp deneyimi, kişinin anlam yüklediği bir beklentinin veya yaşam planının ortadan kalkmasıyla da ortaya çıkabilir.
Bir ilişkinin bitişinde yalnızca bir insandan ayrılmayız örneğin. Birlikte gidileceğini düşündüğümüz yerler, yapılacağını konuştuğumuz şeyler ve yıllar sonra nasıl bir hayatımız olacağına dair kurduğumuz senaryo da sona erebilir.
Benzer şekilde bir işten alınan olumsuz yanıt, yalnızca bir pozisyonun kaybı olmayabilir. O işle birlikte geleceğini düşündüğümüz bağımsızlık, başarı veya yeni yaşam düzeni de bir anda belirsizleşebilir.
Belki de bu nedenle bazı üzüntülerimizi açıklamakta zorlanırız. Çünkü dışarıdan bakıldığında söylenebilecek oldukça basit bir cümle vardır:
“Ama zaten hiç olmamıştı ki.”
Evet, olmamıştır.
Fakat zihnimizde hiç var olmadığı anlamına gelmez.
“EĞER…” İLE BAŞLAYAN SENARYOLAR
Bir gelecek ihtimali ortadan kalktığında zihnimiz her zaman onunla birlikte susmaz.
“Eğer o ilişki devam etseydi…” “Eğer o bölümü kazansaydım…” “Eğer o fırsatı kabul etseydim…”
Psikolojide karşı-olgusal düşünme, gerçekleşmiş bir olayın alternatiflerini zihnimizde oluşturmamızı ifade eder. Başka bir seçim yapsaydık veya koşullar farklı gelişseydi neler olabileceğini düşünür, yaşadığımız gerçeklikle gerçekleşmemiş ihtimaller arasında karşılaştırmalar yaparız.
Bu düşünme biçimi deneyimlerimizden ders çıkarmamıza ve gelecekteki kararlarımızı şekillendirmemize yardımcı olabilir. Ancak bazı durumlarda “olabilirdi” dediğimiz senaryoya tekrar tekrar dönmemize de neden olabilir.
Üstelik yaşanmamış geleceklerin ilginç bir özelliği vardır: Gerçekliğin sınavından hiç geçmemişlerdir.
Hayalini kurduğumuz hayatın sıradan günlerini, problemlerini veya hayal kırıklıklarını hiçbir zaman deneyimlemeyiz. Bu nedenle gerçekleşmeyen ihtimal, zihnimizde olduğundan daha kusursuz bir hâlde kalabilir.
Belki de bazı “yaşanmamış hayatları” bırakmanın zor olmasının nedenlerinden biri budur.
KAYBOLAN SENARYONUN ARDINDA NE VAR?
Bir gelecekten vazgeçebilmek için bazen önce o gelecekte ne aradığımızı anlamamız gerekir.
Belki özlediğimiz şey o şehir değil, orada daha özgür olacağını düşündüğümüz hâlimizdir.
Belki bırakamadığımız yalnızca o ilişki değil, o ilişkinin bize vereceğini düşündüğümüz aidiyet duygusudur.
Belki ulaşamadığımız mesleğin ardından hissettiğimiz üzüntü, onunla birlikte kazanacağımızı düşündüğümüz başarı veya değer hissidir.
Bu açıdan gerçekleşmeyen gelecekler yalnızca neyi kaybettiğimizi değil, neye ihtiyaç duyduğumuzu ve neye değer verdiğimizi de gösterebilir.
Buradaki önemli ayrım, ihtiyacımız ile o ihtiyacı karşılayacağını düşündüğümüz senaryonun aynı şey olmadığını fark edebilmektir. Bir senaryo gerçekleşmemiş olabilir; fakat onun içinde aradığımız özgürlük, aidiyet, başarı, güven veya anlam başka yollarla hayatımızda yer bulabilir.
SENARYO DEĞİŞTİĞİNDE
Hayat çoğu zaman zihnimizde yazdığımız senaryoya sadık kalmaz.
Bazı karakterler hikâyeden erken çıkar, bazı sahneler hiç yaşanmaz, bazı yollar beklemediğimiz bir yerde kapanır. Bir zamanlar kesinlikle yaşayacağımızı düşündüğümüz bir gelecek, yıllar sonra yalnızca “Bir zamanlar hayatımın böyle olacağını düşünürdüm.” dediğimiz bir ihtimale dönüşebilir.
Belki de yaşanmamış bir geleceğin yasını tutmak; hiç gerçekleşmemiş bir şeyi olmuş gibi hatırlamak değil, bir zamanlar gerçekleşeceğine inandığımız bir ihtimalle vedalaşmaktır.
Ancak bir senaryoyla vedalaşmak, geleceğin kendisiyle vedalaşmak değildir.
Belki de kaybettiğimiz geleceğe bakarken sorabileceğimiz asıl soru şudur:
“O gelecekte bulacağımı düşündüğüm neydi ve onu şimdi hayatımın neresinde arayabilirim?”


