İnsan varoluş nedeniyle sancılı, düşünmeye aç ve insana muhtaç olabilmektedir. Zaman zaman hepimizin zihnimizde var ettiğimiz çıkmazlarımız olabilir. Sohbet sohbeti insan insanı açmayabilir. Geçmiş ile gelecek arasında tepinebiliriz. Sağ duyumuzu kaybedip olaylara at gözlüğü ile bakabiliriz. Dünyayı çok küçük hissedip dertlerimizin hayatımıza yanılsamasını çok büyütebiliriz. Bu yazdıklarımın hepsi insan olmanın kaçınılmaz duruşlarını kapsamaktadır.
Ötekinin verdiği huzurun yanında ötekinin verdiği huzursuzluk da bulunmaktadır. Birini anlamak bazen sana huzur verebilir, bazen de huzursuzluk verebilir. Kişiler her zaman anlama kapasitelerini anlamlandırıp sınırlandıramaz. Hepimizin bir kapasitesi ve durması gereken bir nokta bulunmaktadır. Varlığın ve her çözümün her kişiye etkisi bir değildir. ‘Kırmızı her kişiye iyi gelmez, kırmızı hakkında uzun uzun konuşmak bazen çözüm değildir. Kırmızıyı her zaman kurtaramazsın ve kırmızı her zaman seni kurtarmaz.’ Konumuzun kırmızıyla bireysel bir problemi bulunmamaktadır.
Arkadaş ortamlarında, aile ilişkilerinde, duygusal ilişkilerde, kısacası insanın insanla temas ettiği her ortamda fikirler, düşünceler, sorunlar, travmatik yaşantılar, hayaller vb. şeyler konuşulmaktadır. Örneğin, çok sevdiğimiz, değer verdiğimiz bir insanı düşünelim. Bu insanın büyük bir sorunu var ve bu sorun hakkında saatlerce konuşuyorsunuz. Arkadaşınızı çok seviyor ve problemini anlıyorsunuz, elinizden bir şey gelmemesi canınızı sıkıyor. O kadar canınızı sıkıyor ki elinizden bir şey gelmemesi sizin rutininizi etkiliyor. Yemek yerken, otururken, film izlerken, duş alırken hatta başka kişilerle konuşurken bile elinizden bir şey gelmemesi sizi üzüyor ve zihninizden bu durum çıkmıyor. Arkadaşınızla paylaştığınız empati, hüzün, sorun duyguları sizin zihninizde fazla empati, fazla hüzün, fazla sorun olabiliyor. Fazlalık burada sizin var olan sorun ve duygularınız değil. Fazlalık paylaşım yaptığınız duygu da değil. Sizin o paylaşıma yüklediğiniz anlamlar oluyor.
Ailemizi, doğduğumuz şehri, sokakta ve işte karşılaşacağımız insanları seçemeyiz. Seçemediğimiz şeyleri, sırf kendimiz seçmedik diye de her zaman reddedemeyiz. Bir şekilde insanlarla iletişim bağı kurup bu bağı sürdürürüz. Bağ kurmak insanın doğasında olan bir şeydir. İstemsiz bir şekilde bile bir insanla konuşurken kendinizden bir esinti görüp empati kurup o insanla bağ kurabilirsiniz. Bu bağı anlamlandırmak, seçemediklerimizi zihnimizde bir yere oturtur.
Anlamlandırma, insanın baktığı her yerde görülebilir. İnsan anladığı her detayı hayatına uygulayamaz. Bu yazdığım şeyler insanın da sınırlı olmasıyla bağlantılıdır. Her şey olamayız. Hayatımızda üstlendiğimiz roller çerçevesinde baktığımızda bile anneye evlat, ablaya kardeş, sevgiliye eş, okulda öğrenci, işte çalışan, arkadaşa arkadaş olmaktan öteye geçildiğinde kişinin kişisel hayatında dengeler değişebilmektedir. Rollerimiz çok olabilir, her role girdiğimizde sahnemiz değişebilir ancak evde çocuk rolündeyken anne rolüne girmeye çalışmak zihnin olağan akışını şaşkına uğratır. Doğup büyüdüğün evde iki anne, bir baba ve geriye kalan kardeşler. Kişi burada kimdir? Doğduğu evde anne midir yoksa o evde sadece doğan biri mi?
Yaşam zaman zaman herkesi zorlar ve kişiyi çıkmaza sokabilir. Rollerimiz hayatımızı kolaylaştırırken her daim kişilerin ebeveyni olma çabası hayatımızı bir zindana çevirebilir. Bu rolü zamanı geldiğinde kişi üstlenecek, belki de yaşamında bu role dair hiçbir kırıntı yoktur.
Sevdiğiniz kişiyi düşünelim. Aranızda derin bir sevgi var, merhamet var. Bununla beraber hata yapıldığında ortaya çıkabilecek öfke, soğuma, kıskançlık duyguları da var. Sevdiğiniz kişiye baba rolü ile yaklaştığınızı düşünelim. Baba kızından soğuyabilir mi? Babalar kimilerine göre kızlarının kurtarıcısıdır. Sevdiğiniz kişi sizin kurtarıcınız mı olmalı yoksa yolda karşılaşıp anlaşıp yola beraber devam ettiğiniz yol arkadaşınız mı?
Çok empati kurabiliriz, çok dışa dönük olabiliriz. İnsanlarla sohbet etmek, onlarla yola çıkmak hoşumuza gidebilir. Evde sözünüzün dinlenmesi size haz verebilir. Rollerimize sadık olabiliriz. Zihnimizdeki benliğimize çok fazla anlam yükleyebiliriz ancak bunlar bizi süper kahraman ya da ötekinin kurtarıcısı yapmaz. İnsan olmanın hamurunda bu malzemeler mevcut. Mevcut olan hamurun içine ekstra malzeme koymak hamurun kıvamını bozar. Anlayabildiğimiz kadar anlar, destek olabilecek kadar dinler, sevebilecek kadar severiz. Sınırı olan kapasiteye zaman zaman sınırsız gibi davranmak insanın kendine yaptığı haksızlık olabilmektedir.


