Çarşamba, Ekim 21, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Güvenli Limanı Batırma Sanatı: Sevilmekten Korkup Yalnızlıktan Kaçanlar

Seans odasında ve ikili ilişkilerde çok sık karşılaştığımız, ilk bakışta çelişkili görünen bir insan davranışı vardır: Bir yandan yalnız kalmaktan, terk edilmekten ödü kopan bir insanın; diğer yandan hayatına gerçekten güvenli, değer veren biri girdiğinde aniden geri çekilmesi veya sebepsiz krizler çıkararak o ilişkiyi bozması.

Karşınızda belki de tam hayal ettiğiniz gibi, fırtınalı süreçlerin ardından sığınabileceğiniz bir “güvenli liman” vardır. Ancak tam her şey yolunda gitmeye başladığında, içten içe bir rahatsızlık hissi baş gösterir. Küçük bir mesaj gecikmesi büyük bir tartışmaya dönüşür, partner sürekli gizli sınavlara tabi tutulur ya da durduk yere duygusal duvarlar örülür. Ve nihayetinde o ilişki biter. Peki, sorun gerçekten karşı tarafın yetersizliği midir; yoksa aradığımız o güvenli limanı bulduğumuzda, sırf yakınlaşmanın getirdiği kırılganlıktan korktuğumuz için onu kendi ellerimizle mi batırıyoruz?

Klinik gözlemlerimde bu dinamiğin temelinde, terk edilme kaygısı ile yakınlık korkusu arasındaki o görünmez çatışmayı görürüm. Birçok insan, kaygılı ve kaçıngan duygusal tepkilerin aynı anda tek bir bünyede barınamayacağını düşünür. Oysa insan zihni, sevilmeye değer olmadığını düşünüp yalnız kalmaktan korkarken; aynı zamanda birisi çok yaklaştığında kontrolü kaybetmekten ve incinmekten dehşete düşebilir. İşte “güvenli limanı batırma sanatı” tam olarak bu noktada devreye girer. Yalnızken derin bir terkedilme kaygısıyla ilişki arayan zihin, aradığı yakınlığı bulduğu an bu kez kırılgan olma korkusuyla savunma mekanizmalarını çalıştırır.

Görünüşte partneri sınamak veya onun sevgisini teyit etmek için yapılan davranışlar aslında ilişkiyi korumaya hizmet etmez. Nitekim daha önce kaleme aldığım “Başkalarını Çözmeye Çalışırken Kendimizi Neden Unutuyoruz?” başlıklı yazımda da vurguladığım gibi; zihnimiz dış dünyayı ve başkalarının niyetlerini çözmek için adeta bir dedektif gibi çalışırken, kendi iç dünyamızın coğrafyasına bakmak konusunda oldukça isteksiz kalabilir. Kendi kaygılarımıza ve kırılganlıklarımıza dürüst bir merakla yaklaşmak yerine, bu güvensizliği dışarıya yansıtırız. İlişkide “Ya giderse?” endişesi büyüdükçe, insan farkında olmadan o gidişi hızlandıracak adımlar atmaya başlar. Süreç genelde partneri zorlu sınır sınavlarına sokmakla devam eder; en ufak pürüzde “zaten beni anlamıyorsun” denilerek duygusal mesafeler yaratılır. Sürekli test edilmekten ve sebepsiz krizlerden yorulan partner en sonunda geri çekildiğinde ise zihin hemen o tanıdık savunmaya sığınır: “Bak, haklıymışım. Zaten kimse kalıcı olmuyor.” Oysa deneyimlerimizin bize gösterdiği gerçek şudur: Partner kendiliğinden gitmemiştir; maruz kaldığı bilinçaltı sabotajları yüzünden gitmeye mecbur kalmıştır. Psikolojide buna kendini gerçekleştiren kehanet diyoruz.

Bütün bunlara ek olarak, geçmiş ilişki veya aile geçmişinde tutarsız sevgiler, kaos ve duygusal öngörülemezlik yaşamış bireyler için sakinlik başlı başına bir tehdit gibi algılanabilir. Bilişsel ve duygusal açıdan zihin, alışkın olduğu kaosu “güvenli”, yabancı olduğu huzuru ise “tehlikeli” veya “sıkıcı” olarak etiketleyebilir. Bu yüzden fırtınalı denizlerden çıkıp dingin bir güvenli limana yanaşıldığında, kişi orada bir yapaylık arar. “Bu kadar iyi gidemez, kesin bir şey çıkacak” düşüncesi, fırtınayı kişinin bizzat kendisinin çıkarmasına yol açar.

Bu kısırdöngüyü kırmak ise ilişkilerde kendi kurduğumuz barikatları fark etmekle başlar. Partnerinize aniden öfkelendiğinizde veya geri çekilmek istediğinizde durup, sorunun gerçekten karşı tarafta mı yoksa artan yakınlık korkusunda mı olduğunu sorgulamak kritik bir adımdır. Partneri dolaylı krizlerle sınamak yerine, o anki güvensizlik hissini doğrudan ifade edebilmek ilişkiyi korur. Fırtınalı süreçlerden krizsiz bir ilişkiye geçişte, sakinliğin onarıcı olduğunu kabul etmek zaman alsa da, gerçek yakınlık partnerinizi sınamakta değil, kendi kırılganlığınızla kalabilme cesaretinde gizlidir. Bir limanı batırmak sizi boğulmaktan korumaz; sadece sizi açık denizde yeniden yalnız bırakır.

ahmet hasan kuzucuoğlu
ahmet hasan kuzucuoğlu
Psikolog ve hemşire kimliğimi sosyoloji vizyonuyla birleştirerek insan ruhuna multidisipliner bir pencereden bakıyorum. Sanal gerçeklik (VR) terapisi ve yapay zekanın terapötik bağdaki gücüne odaklanan projeler geliştiriyorum ve bunları araştırmaya yazıya doküyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar