Suçluluk Duygusunun İşlevi ve Psikolojik Temelleri
Hepimiz zaman zaman kendimizi suçlu hissederiz. Bu duygu, bazen yapılan küçük bir hatadan, bazen de sonuçları ağır olan bir seçimden kaynaklanabilir. Zaman zaman bizlere uğrayan bu duygu, bazı bireylerde ise kalıcı hale gelir; adeta kişinin içinde bir yuva yapar. Bu durumda günlük hayatta karşılaşılan ufak problemler bile büyük bir soruna dönüşebilir. Kendini sürekli suçlu hisseden birey, attığı her adımı tekrar tekrar düşünür ve bu durum, eylemlerinden büyük pişmanlık duymasına neden olur. Kendini sorgulama döngüsü devam ettikçe, davranışlarının sonucu çoğu zaman aynı olur: “Keşke farklı davransaydım.” Bu düşünceye çoğu zaman dayanılmaz bir iç ses eşlik eder: “Elimden geleni yapmadım, yeterince çabalamadım, benim yüzümden oldu…” Başkalarının ya da kendi başına gelen her şeyin sorumluluğunu üstlenmenin ağırlığı altında sürekli kendisiyle yüzleşir.
Ancak her şeyi kontrol edebileceğimize inanmak bir yanılsamadır. Bu nedenle her suçluluğun temelinde gerçek bir suç olmayabilir. Sonucu değiştirebileceğine inanmak ve koşulları düzeltebileceğini düşünmek, algılanan hatayı olduğundan daha büyük gösterebilir. Böylece gerçekten bir hatamız olmasa bile algımız bizi suçlu olduğumuza inandırabilir.
Aslında suçluluk duygusu, hatalarımızı düzeltmemiz için gerekli motivasyonu sağlayan işlevsel bir duygudur. Ancak kronikleştiğinde, onarıcı olmaktan çıkıp hiç azalmayan bir vicdani yüke dönüşebilir. Geçmişe takılı kalmak, sürekli kendini eleştirmek ve kendini affedememek, bu yükün giderek ağırlaşmasına neden olabilir. Peki, bazen gerçek bir hatamız olmadığı hâlde zihnimiz neden bizi suçlu hissettirmeye devam eder?
Suçluluk, davranışlarımızı değerlendirmemizin sonucunda ortaya çıkan öz-bilinçli bir duygudur. Sadece olumsuz hissettiren bir duygu olmanın ötesinde, davranışlarımızı kendi değerlerimiz ve toplumun ahlaki standartları doğrultusunda değerlendirmemize yardımcı olan önemli bir işleve sahiptir. Bu sayede hatalarımızı fark etmemizi, sorumluluk almamızı ve gerektiğinde davranışlarımızı düzeltmemizi sağlayabilir. Üstelik suçluluk yalnızca gerçekleşmiş davranışların ardından ortaya çıkmaz; bireyler gelecekte yapabilecekleri davranışların olası sonuçlarını değerlendirirken de suçluluk hissedebilirler. Bu durum beklenen suçluluk olarak adlandırılmaktadır (Tangney ve ark., 2007). Ancak suçluluk duygusu, her zaman gerçekten bir hata yaptığımıza işaret etmez. Bazı durumlarda zihnimiz, kontrolümüz dışında gelişen olayları bile kendi sorumluluğumuz gibi yorumlayabilir.
Her Suçluluk Gerçek Bir Hataya mı Dayanır?
Suçluluk, sadece kişinin kendini değerlendirme süreciyle ilgili öznel bir deneyim değil, aynı zamanda sosyal çevreyi de içine alan bir duygudur. Diğer insanların beklentilerine uygun davranmadığımızda, onların ihtiyaçlarını karşılayamadığımızda ya da onlara zarar verdiğimizi düşündüğümüzde suçluluk hissedebiliriz. Birey, kendi davranışını tamamen yanlış olarak değerlendirmese bile, başka bir kişinin yaşadığı zarar veya hayal kırıklığı karşısında kendisini sorumlu hissedebilir. Ayrıca birey, kendi kontrolü dışında ve istemeden gerçekleşen olaylar nedeniyle de suçluluk duyabilir. Bu nedenle suçluluk duygusunun ortaya çıkmasında yalnızca kişinin kendi değerlendirmesi değil, kişilerarası ilişkiler içinde oluşan sorumluluk algısı da etkili olabilir (Baumeister ve ark., 1994). Bu durum, kişinin hissettiği suçluluk ile olay üzerindeki gerçek sorumluluğu arasında her zaman birebir bir ilişki olmadığını göstermektedir. Buradan hareketle bazı durumlarda bireylerin, olaylar üzerindeki etkilerini farklı değerlendirerek kendilerine gereğinden fazla sorumluluk yükleyebilecekleri düşünülebilir.
Bu noktada suçluluk ile utanç arasında ayrım yapmak önemlidir. Suçluluk, kişinin belirli bir davranışını değerlendirmesiyle ilişkiliyken, utanç daha çok kişinin benliğine yönelik değerlendirmeleriyle ilişkilidir. Kişi suçlu hissettiğinde davranışını değiştirme ve hatasını düzeltme isteği duyarken, utanç hissettiğinde kendisine yönelik daha genel olumsuz değerlendirmeler geliştirebilir (Niedenthal ve ark., 1994). Bununla birlikte bireyler suçluluk yaşadıklarında, geçmişte gerçekleşen olayların farklı sonuçlanabileceğine yönelik alternatif senaryolar oluşturabilirler. Bu düşünceler, kişinin “keşke farklı davransaydım” şeklinde geçmiş davranışlarını yeniden değerlendirmesine neden olabilir (Niedenthal ve ark., 1994). Ancak bu zihinsel süreç, kişinin olay üzerindeki etkisini olduğundan daha büyük değerlendirmesine neden olduğunda suçluluk duygusu işlevsel olmaktan çıkabilir. Bu nedenle suçluluk duygusunun bireyler arasında neden farklı yoğunluklarda yaşandığını anlamak için, kişinin kendini değerlendirme biçimini de göz önünde bulundurmak gerekir.
Bazı İnsanlar Neden Kendilerine Gereğinden Fazla Sorumluluk Yükler?
Bazı bireylerin kendilerine gereğinden fazla sorumluluk yüklemesinde mükemmeliyetçi eğilimler etkili olabilir. Mükemmeliyetçilik, bireyin davranışlarını değerlendirirken aşırı eleştirel olması, kendisine yüksek standartlar belirlemesi ve kusursuz olma çabasıyla ilişkili bir eğilimdir. Mükemmeliyetçilik her zaman olumsuz bir özellik değildir; kişinin kendisine hedefler koymasını ve bu hedeflere ulaşmak için çaba göstermesini sağlayan yönleri de bulunmaktadır. Ancak kişinin davranışlarından sürekli şüphe duyması, hata yapmaktan korkması, başarılarını göz ardı etmesi ve kendisini sert biçimde eleştirmesi mükemmeliyetçi kaygılarla ilişkilidir (Stoeber ve Otto, 2006). Bu nedenle bazı bireyler hatalarını değerlendirirken yalnızca yapılan davranışa odaklanmayıp, bu hataları kendi yetersizlikleriyle ilişkilendirebilirler. Bu durum, bireyin gerçek sorumluluğu ile kendisine yüklediği sorumluluk arasındaki farkı görmesini zorlaştırabilir. Böylelikle kişi, sorumlu olmadığı olaylar için bile kendisini suçlama eğiliminde olabilir.
Ayrıca erken dönem çocukluk deneyimleri de bireyin sorumluluk algısını etkileyebilen faktörler arasında yer alabilir. Bakım verenlerin yüksek beklentilerinin olması ve hata yaptığında sürekli eleştiriyle karşılaşmak, çocukta başarısızlık korkusunun gelişmesine katkıda bulunabilir. Bu korkunun sonucunda çocuk, kabul edilmek için başkalarından onay alma ihtiyacı duyabilir. Katı kuralların ve yoğun eleştirinin olduğu aile ortamlarında büyüyen bireyler, ilerleyen dönemlerde hataları daha olumsuz değerlendirmeye ve sorumluluğu kendilerinde aramaya daha yatkın olabilirler. Erken dönemde oluşan bu inançlar, kişinin hata algısını ve olayları yorumlama biçimini etkileyebilir. Yetişkinlikte bireyler, bazı olayları olduğundan daha kişisel algılayarak yaşanan durumları kendileriyle ilişkilendirebilirler.
Yoğun suçluluk duygusuna sahip bireylerde görülebilen bir başka durum da başkalarının yaşadığı olumsuz durumları kendi sorumluluğu gibi görmektir. Empati, başkalarının duygularını anlamamızı sağlayan ve sağlıklı ilişkilerin kurulmasına katkıda bulunan önemli bir özelliktir. Ancak bu duyarlılık, kişinin başkalarının yaşadığı sorunları kendi görevi gibi görmesiyle birleştiğinde aşırı suçluluk duygusuna yol açabilir. Birey başkalarının problemlerini sürekli üstlenmeye başladığında, karşı tarafın yaşadığı durumlar nedeniyle kendisini suçlama eğilimi gösterebilir. Bu durum, kişinin kendi sorumluluğu ile karşı tarafın sorumluluğu arasındaki sınırların bulanıklaşmasına neden olabilir. Böyle durumlarda birey, başkalarını memnun etme çabası içinde kendi ihtiyaçlarını ve sınırlarını geri plana atabilir.
Suçluluk Döngüsü: Ruminasyon ve Geçmişe Takılı Kalmak
Suçluluk duygusunun devamlılığında, yaşanan durumun kişinin zihninde kurulmuş bir mahkeme gibi bitmek bilmeyen şekilde yeniden değerlendirilmesi de rol oynayabilir. Ruminasyon, kişinin olumsuz düşüncelerini veya yaşadığı deneyimleri zihninde tekrar tekrar canlandırması, bunlarla ilgili sürekli sorgulamalar yapması ve aynı duygular üzerinde yeniden yoğunlaşmasıdır (Nolen-Hoeksema, 2000).
Bu düşünce biçimi, suçluluk yaşayan kişilerde geçmişte yaşanan bir olayın üzerinde tekrar tekrar durmak şeklinde görülebilir. Birey, gerçekleşen durumun nedenlerini, oluş biçimini ve kendi rolünü tekrar tekrar sorgulayabilir. Bunun sonucunda kendisini suçlama eğilimi gösterebilir ve olayla ilgili hatalı olduğu düşüncesine kapılabilir.
Ruminasyon yapan bireyler, olumsuz yaşantıları değerlendirirken daha eleştirel bir bakış açısına sahip olabilir, geçmişi hatırlarken daha fazla olumsuz duygu yaşayabilir ve geleceğe yönelik daha karamsar değerlendirmeler yapabilirler (Nolen-Hoeksema, 2000). Bu nedenle suçluluk yaşayan kişiler, ruminasyon yoluyla “Farklı davransaydım ne olurdu?” sorusunu sormaktan kendini alıkoyamayabilir. Başlangıçta eylemlerimizi sorgulayıp hatalarımızı düzeltmemiz için fırsat sağlayan bu düşünceler, zamanla kişinin içinden çıkamadığı ve kendisini sürekli yargıladığı bir döngüye dönüşebilir.
Kendini Affetmek: Suçlulukla Sağlıklı Baş Etmek
Peki, bu döngüden çıkmanın bir yolunu bulmak mümkün müdür? Suçluluk duygusuyla sağlıklı baş edebilmenin yollarından biri, hata ile benlik değerlendirmesini birbirinden ayırabilmektir. Davranışımız benliğimizi tanımlamaz; yalnızca belirli bir durumla ilişkilidir. Suçluluğun bedelini kendimizi cezalandırarak ödemek yerine, hatamızı kabul etmek ve sorumluluğunu almak kendimizi affetmeye giden önemli bir adımdır.
Kendimize yargılayıcı bir şekilde yaklaşmak yerine, davranışımızın nedenlerini ve yarattığı sonuçları değerlendirerek ne yapabileceğimize odaklanmak daha sağlıklı bir yaklaşımdır. Çünkü kendimizi sürekli yargılamak yaşanan durumu çözmez; aksine yaşadığımız duyguyu daha da güçlendirebilir. Bu nedenle kendimize yüklediğimiz sorumlulukların gerçekçi olup olmadığını değerlendirmek önemlidir.
Kendimizi affetmek, yaşananları yok saymak değil; olanları daha dengeli değerlendirebilmektir. Bazen kontrol etme isteğimiz, yaşanan olaylarda bir suçlu arama eğilimine dönüşebilir. Ancak kendimize ait olmayan suçlulukları fark etmek, bu döngüyü kırmanın önemli bir adımı olabilir.
Kaynakça
- Baumeister, R. F., Stillwell, A. M., & Heatherton, T. F. (1994). Guilt: An interpersonal approach. Psychological Bulletin, 115(2), 243–267. https://doi.org/10.1037/0033-2909.115.2.243
- Niedenthal, P. M., Tangney, J. P., & Gavanski, I. (1994). “If only I weren’t” versus “If only I hadn’t”: Distinguishing shame and guilt in conterfactual thinking. Journal of Personality and Social Psychology, 67(4), 585–595. https://doi.org/10.1037/0022-3514.67.4.585
- Nolen-Hoeksema, S. (2000). The role of rumination in depressive disorders and mixed anxiety/depression symptoms. Journal of Abnormal Psychology, 109(3), 504–511. https://doi.org/10.1037/0021-843X.109.3.504
- Stoeber, J., & Otto, K. (2006). Positive conceptions of perfectionism: Approaches, evidence, challenges. Personality and Social Psychology Review, 10(4), 295–319. https://doi.org/10.1207/s15327957pspr1004_2
- Tangney, J. P., Stuewig, J., & Mashek, D. J. (2007). Moral emotions and moral behavior. Annual Review of Psychology, 58, 345–372. https://doi.org/10.1146/annurev.psych.56.091103.070145


