Pazar, Ekim 18, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Ben Unutabilirim, Sinir Sistemim Asla!

Yıllarca tenimin altında sinsice büyümekte olan o görünmez yükü zihnimin bir oyunu sandım. Oysa omuriliğimden kas dokularıma, hızla çarpan kalbimden birden kesilen soluğuma kadar her zerrenin bana kendi dilinde fısıldadığı bir gerçek vardı. Zihnim unutmayı seçse, hatıraları halı altına süpürse bile beden unutmaz. Derinlerde bir yerde, sinir bağlantılarında o eski dehşetin sırlarını saklar. Bessel van der Kolk’un Beden Kayıt Tutar eserinde anlattığı o esas olay tam olarak bu eşikte duruyordu: Beden, yaşanan her sızının, her tehdidin ve her çığlığın sadık bir kronikçisidir (Van der Kolk, 2014/2018).

Benim tehdit hissettiğim anda vücudumun dedektörü gibi görev edinmiş amigdala, söz konusu tehlike bittiğinde bile alarm vermeyi sürdürür. Geçmiş yaşantılarımızı bugün de var sanarak böbrek üstü bezlerime kortizol ve adrenalin emri bile iletir. Beynin gözlem kulesi olan medial prefrontal korteks ise o gürültünün içinde sesini duyuramaz hale gelir (van der Kolk, 2014/2018). Dışarıdan herhangi bir uyaran gibi görünen olaylara verdiğim aşırı tepkiler, bir temastan kaçışım veya birden omuzlarımda hissettiğim o yorgunluk, hepsinin nedeni amigdalamış. Bana bu durumların izahını yapmaya çalışan mantığım “her şey yolunda” dese de, tenim, henüz buna ikna olmamıştı.

En çok da hipokampusun o kırgın sessizliğinde kayboldum. Zamanı sıralama, geçmişi dünde bırakıp bugüne çizgi çekme yetisi stresi emdikçe felç olur. Anı, zamanın dışına taşar. Bir koku, aniden yükselen bir ses ya da serin bir rüzgar beni alıp yıllar öncesinin o donmuş anına fırlatır. O an hissederim ki; yaşadıklarım rafta duran bir hatıra kitabı değil, kaslarımın kasılmasında, mide kramplarımda ve cildimin ürpermesinde halihazırda süren bir yangındır. Stephen Porges’in Polivagal Teorisinde bahsettiği o en eski hayatta kalma çaresi olan “donma” tepkisi tam da burada başlar: Kaçamadığında ya da savaşamadığında, otonom sinir sisteminin dorsal vagal kanadı şalteri indirir (Porges, 2011; aktaran van der Kolk, 2014/2018). Bedenim uyuşur, ruhum kabilemden ve kendi etimden kopar.

Dilin çaresiz kaldığı, Broca alanının dehşet karşısında sustuğu o karanlık odalarda konuşmak yetmedi (van der Kolk, 2014/2018). Sözcükler yaramın üzerini örtmeye yetse de, sinir sistemimin düğümlerini çözmeye yetmiyordu. Anladım ki iyileşmek, zihinden bedene doğru bükülen bir emirle değil; bedenden zihne doğru süzülen bir şefkatle mümkündü. Aşağıdan yukarıya (bottom-up) doğru örülen bu patikada, nefesin ritmini değiştirmek, toprağa değen ayak tabanlarını hissetmek ve otonom sinir sistemine “tehlike bitti” haberini iletmek gerekiyordu. Somatik farkındalıklar, EMDR’nin o ritmik dokunuşları ve bedeni yeniden güvenli bir yuva kılma çabası, fırtınada savrulan organizmayı kıyıya yanaştıran sakin bir limandır.

Kendi tenimin içine yeniden yerleştiğimde gördüm ki; kaslarımdaki o katı gerilim bir zayıflık değil, beni hayatta tutmak için koruyucu bir zırhtı. O zırhı yavaşça sırtımdan indirdiğimde, kalbimin atışı değişti. Bedenimin tuttuğu kayıtlar bir mahkumiyet kararı değil, özgürlüğe giden yolun haritasıymış. Yarayı saran, hücrelere şifa fısıldayan ve dışarıda aradığım güvenliği kendi nefesimde bulmamı sağlayan şey, bedenin kendi bilgeliğine teslim olmaktı. Zihnin süzgecinden kaçan ama omurganın kavisinde saklanan o ince sızı, aslında sinir sistemimin bana attığı bir imdat çığlığıydı. İnsan kendi bedenine sürgün bir yabancı gibi yaşadığında, kalbinin atışını bile bir tehdit sanabiliyor. Oysa interosepsiyon, yani bedenin içsel duyumlarını algılama yetisi, travmanın gölgesinde hasar gördüğünde birey kendi varlığının en temel evinden, kendi etinden kopar (van der Kolk, 2014/2018). Bu durum, fizyolojik psikolojide nörosepsiyon kavramıyla derinleşir: Bilinçaltımız, çevremizdeki ve bedenimizdeki ipuçlarını sürekli tarayarak “güvende miyim, yoksa tehlikede mi?” sorusuna yanıt arar (Porges, 2011; aktaran van der Kolk, 2014/2018). Nörosepsiyon sistemi travmayla bozulan bir organizma, en sakin bir tebessümde bile bir tehdit sezebilir, en huzurlu ortamda dahi kaslarını kasmaya ve omuzlarını dikleştirmeye devam eder. Göğsümün ortasındaki o kilitli kafes, sempatik aşırı uyarılmanın beni hiç bitmeyen bir nöbetçi kulesine hapsetmesinden başka bir şey değildi. Ancak iyileşme patikasında adımlarken öğrendim ki; bu aşırı duyarlılık zihnimin bir kusuru değil, bedenimin beni korumak adına geliştirdiği çaresiz ve sadık bir uyum çabasıydı. Kalp hızı değişkenliği (HRV) üzerindeki o katı baskı hafiflemeye başladığında, otonom sinir sistemimin ventral vagal kanadı yani güvenli sosyal bağlanma modumuz yavaşça yeniden uyandı (Porges, 2011). Nefesimin karın boşluğuma doğru genişlemesine izin verdiğim ilk an, yıllardır kapısı kilitli duran o karanlık odaya taze bir havanın girmesi gibiydi. Bedeni konuşmaya zorlamak yerine, onun duyusal dilini dinlemeyi seçtiğimde; ritmik hareketlerin, yoga pratiklerinin ve somatik dokunuşların sinir ağlarımı nasıl yeniden ilmek ilmek ördüğüne şahit oldum. Bedenim sadece geçmişin acılarını kaydetmemişti; aynı zamanda kendini onarma, esneme ve yeniden güvenle dolma kapasitesini de hücrelerinde saklıyordu. Artık kendi tenimin bir savaş alanı değil, sığınabileceğim en güvenli liman olduğunu bilerek nefes alıyorum.

Kaynakça

  • Porges, S. W. (2011). The polyvagal theory: Neurophysiological foundations of emotions, attachment, communication, and self-regulation. W. W. Norton & Company. van der Kolk, B. A. (2018). Beden kayıt tutar: Beyin, zihin ve bedenin travmanın iyileşmesindeki rolü (N. Sağlam, Çev.). Nobet Kitap. (Orijinal eser 2014 yılında yayımlanmıştır).
Kübra Şener
Kübra Şener
Uzman Psikolojik Danışman ve Yazar Kübra Şener, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik lisans eğitiminin ardından Aile Danışmanlığı ve Eğitimi alanında yüksek lisans programını tamamlamıştır. Akademik süreçte Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) temelli vaka analizleri yürütmüş; travma sonrası stres bozukluğu, psikolojik testler ve projektif değerlendirmeler üzerine çalışmalar gerçekleştirmiştir. Danışmanlık hizmetlerini çevrim içi ve yüz yüze formatlarda sürdürmekte; bireysel, çift ve aile temelli psikolojik destek süreçlerinde bilimsel ve etik ilkelere dayalı yaklaşımlar uygulamaktadır. Fransa’da aldığı uzun süreli eğitim sayesinde Türkçe’nin yanı sıra Fransızca ve İngilizce dillerinde danışmanlık ve iletişim süreçleri yürütmektedir. Mesleki hedefi, danışanlarının psikolojik iyi oluşunu güçlendiren, kültürel duyarlılığa sahip ve profesyonel temeller üzerine inşa edilmiş terapötik hizmetlerini sürdürebilmektir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar