Pazar, Ekim 11, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Yetişkinlikte Çocukluk Rollerinin İzleri

İnsan, çocuklukta kendisine verilen rolleri büyüdüğünde de taşımaya devam eder. Oysa çocukluk, bir çocuğun ailesini toparlaması, herkesi memnun etmesi, kardeşlerini koruması ya da evdeki huzuru sağlaması gereken bir dönemi içermez. Çocuk, büyümek için vardır; yetişkinlerin yükünü taşımak için değil. Ancak bazı çocuklar, yaşlarından daha büyük davranmak zorunda kalır. Kimi zaman evdeki çatışmaları yatıştırır, kimi zaman üzgün ebeveynini teselli eder, kimi zaman kardeşlerine bakar, kimi zaman da sorun çıkarmayarak görünmez olmaya çalışır.

Bu roller, çocuklukta işe yarıyor gibi görünür. Çünkü çocuk, ailesinin onayını almak, eleştirilmemek veya terk edilmemek için kendisinden bekleneni yapar. Fakat çocuklukta kullanılan bu uyum biçimleri, yetişkinlikte kişinin omuzlarında ağır bir çantaya dönüşebilir. Çocuk büyür; ancak çantanın içindeki eski görevler, korkular ve sorumluluklar onunla birlikte kalır.

Aile içinde çocuğun yaşına uygun olmayan sorumlulukları üstlenmesine “ebeveynleştirme” adı verilir. Ebeveynleştirme, çocuğun hem duygusal hem de pratik anlamda yetişkin rolünü üstlenmesiyle ortaya çıkabilir. Çocuk ev işlerini yapmak, kardeşleriyle ilgilenmek veya aile düzenini sürdürmek zorunda kalabilir. Bunun yanında ebeveyninin sırdaşı, teselli edeni ya da ilişki sorunlarının dinleyicisi olabilir. Böyle bir çocuk çoğu zaman “çok olgun”, “sorumluluk sahibi” veya “sorunsuz” olarak tanımlanır. Ancak dışarıdan olgun görünen bu davranışların altında, çocuğun kendi ihtiyaçlarını ertelemesi ve güvenli bir çocukluk alanı bulamaması yatabilir.

Çocuklukta sık sık “Sen büyüksün, idare et”, “Bizi üzme”, “Kardeşine sahip çık” ya da “Sen olmasan ne yapardık?” mesajını alan kişi, yetişkinlikte de kendisini herkesin sorumluluğundan sorumlu hissedebilir. Başkalarının duygularını kendi duygularından önce fark eder. Birinin yüzü düşse hemen ne olduğunu anlamaya çalışır. Ortamda bir gerginlik varsa onu azaltmak için çabalar. Yardım istemekte zorlanır; çünkü yardım istemeyi zayıflık, yük olmak ya da bencillik gibi algılayabilir.

Bu kişiler çoğu zaman “hayır” demenin ardından yoğun suçluluk yaşar. Dinlenirken bile zihinsel olarak çalışmaya devam ederler. Bir işi eksik bıraktıklarında yalnızca görevlerini değil, değerlerini de kaybetmiş gibi hissedebilirler. Çünkü çocuklukta sevgi, çoğu zaman başarıya, uyuma veya faydalı olmaya bağlanmıştır. Böylece kişi, “Ben olduğum için seviliyorum” duygusundan çok, “Bir şey yaptığımda değerliyim” düşüncesiyle büyür.

Çocukluk rollerinin yetişkinlikteki izleri yalnızca sorumluluk duygusuyla sınırlı değildir. İlişkilerde de kendisini gösterebilir. Bazı yetişkinler, partnerlerini sürekli kurtarmaya çalışır. Onların sorunlarını çözmek, duygularını düzenlemek ve hayatlarını yoluna koymak isterler. İlişkide eşit bir partner olmaktan çok, bakım veren kişiye dönüşürler. Karşı tarafın ihtiyaçlarını anlamakta başarılıdırlar; fakat kendi ihtiyaçlarını ifade ettiklerinde huzursuz olabilirler.

Bunun tam tersi de görülebilir. Çocuklukta fazla sorumluluk taşıyan kişi, yetişkinlikte herhangi bir bağlılıktan kaçınabilir. Çünkü bağlılık, onun zihninde yeniden yük almakla eşleşmiştir. Yakınlık istediği hâlde kontrolü kaybetmekten korkabilir. Birine güvenmek, geçmişte yaşadığı hayal kırıklıklarını hatırlatabilir. Bu nedenle bazı kişiler hem sevilmek ister hem de sevildiğinde geri çekilir. Yaklaşma ve uzaklaşma arasında gidip gelen bu döngü, çoğu zaman kişinin ilişki kurmayı bilmemesinden ziyade güvenli bir ilişkinin nasıl hissettirdiğini yeterince deneyimlememiş olmasından kaynaklanır.

Çocukluk rolleri, kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiyi de biçimlendirir. Duygularını bastırmak, ihtiyaçlarını küçümsemek ve sürekli güçlü görünmek bir yaşam tarzına dönüşebilir. Kişi üzgünken bile “Daha önemli sorunlar var” diyebilir. Yorulduğunda dinlenmek yerine kendisini eleştirebilir. Ağlamak, yardım istemek veya kırılganlığını göstermek tehdit edici gelebilir. Çünkü çocukken kırılgan olduğunda yanında onu taşıyacak bir yetişkin bulunmamış olabilir.

Bu süreç, beynin ve sinir sisteminin gelişimiyle de ilişkilidir. Çocukluk döneminde güvenli ilişkiler, stres sisteminin düzenlenmesine yardımcı olur. Sürekli tetikte olmak, çatışmayı önceden sezmek ve başkalarının tepkilerini kontrol etmeye çalışmak ise bedeni uzun süreli bir alarm hâlinde tutabilir. Yetişkinlikte bu durum kaygı, uyku sorunları, bedensel gerginlik, kontrol ihtiyacı ve tükenmişlik olarak ortaya çıkabilir. Kişi, tehlike ortadan kalkmış olsa bile hâlâ yangın çıkacakmış gibi yaşayabilir.

Ancak çocuklukta öğrenilen roller değişmez yazgılar değildir. Beyin, yeni deneyimlerle kendini yeniden düzenleyebilir. Bunun ilk adımı, kişinin kendisini suçlamak yerine geçmişte neyi neden yaptığını anlamasıdır. Çocukken susmak, uyum sağlamak veya herkesi memnun etmek belki de o günün koşullarında korunmanın en güvenli yoluydu. Bugün aynı davranışlar kişiyi yoruyorsa, bu kişinin güçsüz olduğu anlamına gelmez. Eski bir yöntemin artık ihtiyaç duyulmayan bir zamanda çalışmaya devam ettiğini gösterir.

İyileşme sürecinde kişi, “Benim sorumluluğum ne, başkalarının sorumluluğu ne?” sorusunu yeniden öğrenir. Sınır koymak, sevgiyi azaltmaz. Hayır demek, kişiyi kötü biri yapmaz. Dinlenmek, tembellik değildir. Yardım istemek, yetersizlik anlamına gelmez. Yetişkinlik, çocukken tamamlanamayan ihtiyaçları fark edip onlara daha şefkatli bir alan açabilme dönemidir.

Bazen insan, yıllarca ailesinin evinde yanan lambayı açık tutmak için kendi hayatının ışığını kısar. Oysa yetişkinlik ışığın artık yalnızca başkalarını aydınlatmadığını, kendisini de aydınlatmasına izin vermesi gerektiğini öğrenmektir. Çocuklukta üstlenilen roller kişinin bütün kimliğini oluşturmaz. İnsan, geçmişte kendisinden beklenen kişi olmaktan çıkıp bugün olmak istediği kişiye doğru yürüyebilir. Bu yürüyüş yavaş olabilir; fakat her sınır, her ihtiyaç ifadesi ve her “hayır”, omuzdaki eski çantadan bir yük daha eksiltir.

Cansu Koza
Cansu Koza
Cansu Koza, psikolog ve yazar olarak psikoterapi, oyun terapisi, çocuk-ergen psikolojisi, aile ve çift terapisi alanında geniş bir deneyime sahiptir. Lisans eğitimini psikoloji üzerine tamamlamıştır. Koza, özellikle oyun terapisi ve çocuk-ergen psikolojisi üzerine seanslar almış ve seminerler yapmıştır. Çalıştığı kliniğin aylık çıkan dergilerinde ve dijital platformlarda psikoloji ve kişisel gelişim üzerine yazılar kaleme almaktadır. Yazar, psikoloji biliminin anlaşılır ve açık bir dille anlatılmasını Bireylerin ruh sağlığını güçlendirme ve bilinçlendirmeye yönelik içerikler üretmeye devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar