“Şu sınavı bir geçeyim, sonra rahatlayacağım.” “İşe bir yerleşeyim, hayatım düzene girecek.” “Bu dönem bitsin, kendime zaman ayıracağım.” “Biraz daha çalışayım, sonra dinlenirim.” “Her şey yoluna girdiğinde gerçekten mutlu olacağım.” Hayatımızın bir döneminde hepimiz buna benzer cümleler kurmuş olabiliriz. Gelecekte ulaşacağımız bir noktayı, bugünkü mutluluğumuzun koşulu haline getirmek oldukça tanıdık bir düşünce biçimidir. Ancak bazı insanlar için bu yalnızca geçici bir motivasyon değildir. Mutluluk sürekli olarak geleceğe taşınır; bugün yaşanabilecek iyi duygular, “daha uygun” bir zamana ertelenir.
Peki insan neden mutluluğu bile ertelemek ister?
Psikoloji literatüründe bu durum son yıllarda “delaying happiness” (mutluluğu erteleme) kavramı üzerinden doğrudan incelenmeye başlanmıştır. Joshanloo ve Weijers’in (2014) çalışmaları, bazı insanların mutluluğu şüpheli, kırılgan veya olumsuz sonuçlar doğurabilecek bir durum olarak değerlendirebildiğini göstermektedir. Daha sonraki araştırmalar ise mutluluğun gelecekte daha büyük bir ödül elde etmek için ertelenebileceğine ilişkin inançların insanların hedeflere yaklaşımını ve iyi oluşunu etkileyebildiğini ortaya koymuştur. Burada önemli olan nokta, gelecek için plan yapmak ile bugünkü mutluluğu sürekli olarak geleceğe hapsetmenin aynı şey olmamasıdır. Örneğin bir öğrencinin sınavına hazırlanmak için hafta sonu dışarı çıkmaması geçici ve anlamlı bir fedakârlık olabilir. Ancak kişi bunu sürekli bir yaşam biçimine dönüştürür ve “Şimdi dinlenmeyi hak etmiyorum; ancak başarılı olduğumda rahatlayabilirim” diye düşünmeye başlarsa, mutluluk bir yaşam deneyimi olmaktan çıkıp kazanılması gereken bir ödüle dönüşebilir.
Araştırmalar, mutluluğu erteleme inancının tamamen olumsuz bir süreç olmadığını da göstermektedir. Mutluluğu erteleyen kişiler, bazı durumlarda gelecekteki hedeflerine daha fazla yatırım yapabilir ve gelecekte ödül elde etmek için bugünkü hazdan vazgeçebilirler. Fakat aynı araştırmada, mutluluğu erteleme eğiliminin kişinin asıl hedefi dışındaki alanlarda daha fazla olumsuz duygu yaşamasıyla ilişkili olduğu bulunmuştur. Yani mesele çalışmak, beklemek veya geleceği düşünmek değildir. Mesele, mutlu olabilmek için gelecekteki bir koşula ihtiyaç duymaya başlamaktır.
“Önce her şey yoluna girsin”
Mutluluğu ertelemenin altında bazen kontrol ihtiyacı bulunabilir. İnsan yaşamını daha öngörülebilir hale getirmek için kendisine koşullar koyar: “İşim olsun, ilişkim düzelsin, maddi olarak rahatlayayım, sonra kendimi iyi hissederim.” Fakat yaşamın tamamen kontrol edilebilir olmaması, bu hedeflerin gerçekleşmesinden sonra bile yeni bir koşulun ortaya çıkmasına neden olabilir. İş bulunur, bu kez terfi beklenir. Terfi alınır, bu kez daha iyi bir pozisyon hedeflenir. İlişki kurulur, bu kez ilişkinin geleceği hakkında kaygılar başlar.
Bir hedef gerçekleştiğinde zihnin başka bir hedef üretmesi başlı başına problem değildir. Sorun, iyi hissetmenin sürekli olarak bir sonraki hedefe bağlanmasıdır. Bu döngüde kişi hayatını yaşamak yerine hayatının başlamasını bekliyormuş gibi hissedebilir.
Mutluluk bir ödül değil, yaşamın parçalarından biridir!
Belki de değiştirmemiz gereken cümle “Her şey yoluna girdiğinde mutlu olacağım” değil, “Her şey yolunda değilken de hayatımda iyi şeylere yer açabilirim” cümlesidir. Bu, sorunları görmezden gelmek ya da sürekli pozitif düşünmek anlamına gelmez. Aksine yaşamın aynı anda birden fazla duyguyu barındırabileceğini kabul etmektir. İnsan hem kaygılı hem umutlu, hem yorgun hem keyifli, hem belirsizlik içinde hem de bazı anlarda huzurlu olabilir.
Nitekim psikolojik esneklik üzerine yapılan çalışmalar, mutluluğu zorla elde etmeye çalışmaktan ziyade kişinin farklı içsel deneyimlerle birlikte hareket edebilmesinin önemine işaret etmektedir. Mutluluğa aşırı değer yüklemek, özellikle psikolojik esneklik ve deneyimsel kaçınma süreçleriyle birleştiğinde iyi oluş üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabilir. Belki de hayatı sürekli olarak “sonra”ya bırakmak yerine kendimize şu soruyu sormak gerekir: “Bugün hayatımın tamamı istediğim gibi değilken bile, iyi hissetmek için kendime ne kadar izin veriyorum?”
Çünkü hayatın kusursuz hale gelmesini beklersek, mutluluk için uygun zamanı sürekli olarak biraz daha ileriye taşıyabiliriz. Ve belki de mutluluk, ulaşılması gereken son durak değildir. Bazen mutluluk, yolculuğun içinde fark edilmesi gereken küçük anlardır.
Kaynakça
- Kaynakça
- Jacob, G. A., Ower, N., & Buchholz, A. (2013). The role of experiential avoidance, psychopathology, and borderline personality features in experiencing positive emotions: A path analysis. Journal of Behavior Therapy and Experimental Psychiatry, 44(1), 61–68. https://doi.org/10.1016/j.jbtep.2012.07.006 (PubMed)
- Joshanloo, M., & Weijers, D. (2014). Aversion to happiness across cultures: A review of where and why people are averse to happiness. Journal of Happiness Studies, 15, 717–735.
- Kashdan, T. B., Farmer, A. S., Adams, L. M., Ferssizidis, P., McKnight, P. E., & Nezlek, J. B. (2013). Distinguishing healthy adults from people with social anxiety disorder: Evidence for the value of experiential avoidance and positive emotions in everyday social interactions. Journal of Abnormal Psychology, 122(3), 645–655. https://doi.org/10.1037/a0032733 (PubMed)
- Machell, K. A., Goodman, F. R., & Kashdan, T. B. (2015). Experiential avoidance and well-being: A daily diary analysis. Cognition and Emotion, 29(2), 351–359. https://doi.org/10.1080/02699931.2014.911143 (PubMed)
- Valdivia-Salas, S., Lombas, A. S., Salvador, S., & López-Crespo, G. (2022). Psychological inflexibility and valuing happiness: Dangerous liaisons. Frontiers in Psychology, 13, 949615. https://doi.org/10.3389/fpsyg.2022.949615(PubMed)
- Winer, E. S., et al. (2023). Longitudinal and experimental investigations of implicit happiness and explicit fear of happiness. PubMed. (PubMed)
