Bazen yapılması gereken işi gayet iyi biliriz. Hatta ne zaman yapacağımızı da planlamışızdır. Bilgisayar açıktır, dosya hazırdır, gerekli bilgiler elimizdedir. Yine de bir türlü başlayamayız. Sonra başka bir işle ilgilenir, telefonumuza bakar, sosyal medyada biraz zaman geçirir veya kendimize kısa bir mola veririz. O anda görevden uzaklaşmak rahatlatıcı olabilir. Fakat bir süre sonra ertelenen iş yeniden akla gelir ve bu kez ona eşlik eden suçluluk, stres ya da kaygı ortaya çıkar. Bu noktada şu soru önem kazanır: Acaba ertelediğimiz şey gerçekten yapmak zorunda olduğumuz iş mi, yoksa o işi düşündüğümüzde ortaya çıkan duygular mı?
Erteleme çoğu zaman tembellik, disiplinsizlik veya irade eksikliği olarak yorumlanır. Oysa psikolojik açıdan bakıldığında durum daha karmaşıktır. Erteleme, kişinin yapması gereken davranışı gerçekleştirebilecek durumda olmasına rağmen bunu gereksiz biçimde geciktirmesi olarak tanımlanabilir (Klingsieck, 2013). Burada dikkat çekici olan, kişinin çoğu zaman görevin sonuçlarının farkında olmasıdır. İşin ertelenmesinin problem yaratacağını bilir; buna rağmen başlamayı geciktirir.
Bunun nedenlerinden biri, görevin kişide oluşturduğu rahatsız edici duygular olabilir. Örneğin bir rapor hazırlamak kişi için yalnızca rapor hazırlamak anlamına gelmeyebilir. Kişi aynı zamanda yeterince iyi olmazsam, hata yaparsam ve benden bekleneni karşılayamazsam gibi düşünceler yaşayabilir. Doktor randevusu almak ise yalnızca takvimde bir saat belirlemek değildir; kişinin sağlıkla ilgili belirsizlikle karşılaşmasını da gerektirebilir. Dolayısıyla bazen ertelenen şey görevden çok, görevin kişide uyandırdığı duygudur.
Erteleme kısa vadede işe yarıyor gibi görünür (Sirois & Pychyl, 2013). Ertelemenin devam etmesinin önemli nedenlerinden biri de budur. Bir işi yapmamız gerektiğini düşündüğümüzde kaygılanıyorsak ve o işi bir süreliğine bıraktığımızda rahatlıyorsak, beynimiz bu rahatlamayı öğrenebilir. Bu döngü şöyle ilerler:
Görev → Rahatsız edici düşünce veya duygu → Erteleme → Kısa süreli rahatlama
Sorun, rahatlamanın geçici olmasıdır. İş ortadan kalkmaz. Yalnızca bir süreliğine zihnimizin dışında tutulmuş olur. Teslim tarihi yaklaştıkça görev yeniden gündeme gelir. Bu kez stres ve suçluluk daha yoğun olabilir. Böylece:
Kaygı → Erteleme → Rahatlama → Suçluluk → Daha fazla kaygı şeklinde bir döngü oluşabilir.
Sirois ve Pychyl’in duygu düzenleme yaklaşımı da ertelemenin yalnızca zamanı kötü kullanmakla açıklanamayacağını, kişinin o anda yaşadığı olumsuz duyguları azaltma çabasıyla ilişkili olabileceğini vurgulamaktadır (2013). Erteleme, kısa vadede rahatlatıcı; uzun vadede ise maliyetli bir strateji haline gelebilir.
Erteleme özellikle mükemmeliyetçi düşüncelerle birlikte görülebilir. Araştırmalar, görevden hoşlanmama, düşük öz-yeterlik ve dürtüsellik gibi faktörlerin de erteleme davranışıyla ilişkili olduğunu göstermektedir (Steel, 2007). Kişilerin sahip olduğu “eksiksiz yapmalıyım”, “başladıysam çok iyi olmalı”, “yanlış yaparsam başarısız olmuş olurum”, “hazır değilsem başlamanın anlamı yok” gibi düşünceleri ilk bakışta yüksek motivasyon gibi görünebilir. Ancak standart yükseldikçe görevin zihinsel yükü de artabilir. Örneğin kısa bir sunum hazırlamak yerine mükemmel bir sunum hazırlamak zorunda hissetmek başlamayı güçleştirebilir. Bu nedenle bazı durumlarda hedefi küçültmek tembelleşmek anlamına gelmez. Tam tersine, harekete geçmenin önündeki gereksiz baskıyı azaltmak anlamına gelir. İlk taslağın iyi olmaması, onun yazılmaması gerektiği anlamına gelmez. İlk adımın küçük olması, hedefin önemsiz olduğu anlamına gelmez.
Ertelemenin başka bir boyutu da zamanı değerlendirme biçimimizdir. “Daha zamanım var”, “sonra daha enerjik olurum”, “hafta sonu hallederim” veya “son gün daha iyi çalışıyorum” gibi düşünceler o anda oldukça mantıklı gelebilir. Çünkü gelecekteki zamanı ve enerjimizi bugünden daha uygun varsayabiliriz. Ancak gelecekte gerçekten daha enerjik, daha motive veya daha az meşgul olup olmayacağımızı bilemeyiz. Erteleme araştırmalarında zamanın, görevin algılanan özelliklerinin ve kişinin öz-düzenleme kapasitesinin önemli olduğu görülmektedir (Steel, 2007; Mahy et al., 2024). Bu nedenle bir görevin ne kadar süreceğini tahmin ederken yalnızca “ne kadar zamanım var” sorusunu değil, “gerçekçi olarak bu işi ne zaman ve hangi koşullarda yapabilirim” sorusunu sormak daha işlevsel olabilir.
Ertelemeyi azaltmak için motivasyonu beklemek zorunda değiliz. Erteleme yaşayan kişilerin sık yaptığı hatalardan biri, işe başlamadan önce motivasyonun gelmesini beklemektir. Erteleme yaşayan kişilerin “biraz daha motive olayım”, “hazır hissettiğimde başlayacağım” gibi düşünceleri olabilir. Ancak motivasyon her zaman davranıştan önce gelmeyebilir. Bazen sıra tam tersidir:
Küçük bir davranış → ilerleme hissi → artan motivasyon
Bu nedenle büyük bir görevi tamamlamaya çalışmak yerine başlangıç noktasını küçültmek işe yarayabilir. Örneğin, sunumu hazırlama hedefi yerine dosyayı açma ve giriş bölümüne başlama hedefi konulabilir. Amaç işi bir anda bitirmek değil, zihnin “başlamalıyım” ile “başlayamam” arasında sıkıştığı noktayı geçebilmektir. Güncel çalışmalar da ertelemeyi azaltmaya yönelik müdahalelerde yalnızca zamanı yönetmeye değil, davranışın altında yer alan bilişsel, duygusal ve öz-düzenleyici süreçleri dikkate almanın önemine işaret etmektedir (Mahy et al., 2024).
Erteleme fark edildiğinde kendimizi suçlamak yerine kısa bir duraklama yapmak daha yararlı olabilir. Kendimize şunları sorabiliriz:
- Şu anda tam olarak neyi erteliyorum?
- Bu işe başlamayı zorlaştıran duygu ne?
- Başaramamaktan mı, hata yapmaktan mı, sıkılmaktan mı kaçınıyorum?
- Görevi olduğundan daha büyük mü görüyorum?
- Şu anda atabileceğim en küçük adım ne?
Bu sorular erteleme davranışını ortadan kaldırmaz. Ancak otomatik olarak kaçınma davranışına geçmeden önce araya küçük bir farkındalık alanı koyar. Bazen değişim için gereken şey tam olarak budur.
Bir işi yine ertelediğimizde kendimizi suçlamak; “zaten tembelim” veya “hiçbir şeyi zamanında yapamıyorum” demek kolaydır. Bu tür genellemeler sorunun çözümüne yardımcı olmayabilir. Bunun yerine görevi neden ertelediğimi anlamaya çalışmak, zorlandığım şey ne, bunu küçük bir parçaya ayırabilir miyim gibi sorular davranışa daha meraklı ve işlevsel bir yerden yaklaşmamızı sağlayabilir.
Amaç ertelemeyi hiçbir zaman yaşamamak değildir. Hepimizin zaman zaman ertelediği işler olacaktır. Asıl mesele, ertelemenin ne zaman alışkanlık haline geldiğini fark edebilmek ve bu davranışın altında ne olduğunu anlayabilmektir.
Bazen sorun işin kendisi değildir. Ertelediğimiz bir göreve biraz daha yakından baktığımızda, karşımızda yalnızca yapılacak bir iş olmadığını görebiliriz. Bazen o işin yanında başarısızlık korkusu vardır. Bazen belirsizlik. Bazen sıkılma. Bazen yeterince iyi olmalıyım baskısı. Bazen de yalnızca nereden başlayacağını bilememenin yarattığı bunalmışlık.
Ertelemenin altında hangi süreçlerin bulunduğunu anlamak, değişim için önemli bir başlangıç noktası olabilir (Klingsieck, 2013; Mahy et al., 2024). Bazen yapılması gereken ilk şey, neden başlayamadığımızı anlamaktır. Çünkü değiştirmek istediğimiz davranışın altında hangi düşünce ve duyguların olduğunu fark ettiğimizde, “yarın yaparım” ile “şimdi başlayabilirim” arasındaki mesafe biraz daha kısalabilir.
Kaynakça
- Klingsieck, K. B. (2013). Procrastination: When good things don’t come to those who wait. European Psychologist, 18(1), 24–34. https://doi.org/10.1027/1016-9040/a000138
- Mahy, C. E. V., Munakata, Y., & Miyake, A. (2024). Mutual implications of procrastination research in adults and children for theory and intervention. Nature Reviews Psychology, 3, 589–605. https://doi.org/10.1038/s44159-024-00341-w
- Sirois, F. M., & Pychyl, T. A. (2013). Procrastination and the priority of short-term mood regulation: Consequences for future self. Social and Personality Psychology Compass, 7(2), 115–127. https://doi.org/10.1111/spc3.12011
- Steel, P. (2007). The nature of procrastination: A meta-analytic and theoretical review of quintessential self-regulatory failure. Psychological Bulletin, 133(1), 65–94. https://doi.org/10.1037/0033-2909.133.1.65
