Cuma, Şubat 20, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Bedenin Çığlığı: Sinir Sisteminin Sessiz Dili

Bu yazıyı okurken bedeninde bir şeyler kıpırdıyorsa, bil ki burada bir sorun yok. Burada yükü uzun zamandır tek başına taşıyan bir sinir sistemi var. Bu satırlar bir “bozukluk”tan değil, fazla dayanmış bir bedenden geliyor. Ve en başta şunu söylemek gerekiyor: Yalnız değilsin. Bu hisler seni yanlış ya da eksik yapmıyor.

İç Ses: Bedenin Konuştuğu Yer

Kaçmak istiyorum. Hayattan kaçmak istiyorum. Ailemden ve beni ben yapan her şeyden. Kendimden kaçmak istiyorum. Bu dünyadan kaçmak istiyorum. Kimsenin yaşamadığı bir dünyada, kendimle kalmak ve yaşamak. Aldığım nefesi bile kimse hissetmesin istiyorum. Sadece nefesimle tek kalmak.

Yeni bir hayat kurmak istiyorum. Ama anladım ki yeni bir hayat kurmak, yeni bir düzen oluşturmak demek değil. Sen nereye gidersen git, bilinçaltındaki cıvıldayan ya da sızlayan duygular ve sahneler seninle geliyor. Bedeninde bırakılmış izlerle birlikte. Ve bir noktada, “Artık bunlarla yaşamak istemiyorum” diyene kadar onlar seninle yaşamaya devam ediyor.

Neden hem ne istediğini bilen biri gibi hissediyorum hem de aynı anda ne yaptığını ve ne istediğini bilmeyen biri gibi? Kendime zulmetmeye devam mı etmeliyim, yoksa kendim için bir karar alıp kendimi mi seçmeliyim? Bu ikisi neden aynı anda var gibi? Kendimi seçersem ne olacak? Bu korku nefesimi sıkıştırıyor. Davranışlarımı kilitliyor.

Döngüler ve Kararsızlıklar

Nereden başlamalıyım? Bu ağır gelen duyguların neresinden tutmalıyım? Yoksa hiçbir şeye bakmadan, sadece kendimi seçip yoluma devam mı etmeliyim? Gitmek çözüm değilse, kalmak da çözüm değil. Kaldığım her gün, kabul edemediklerimle kendime zulmetmeye devam ediyorum. Duygularım ve davranışlarım aynı döngüde sürüp gidiyor.

Gerçekten bir seçim yapmalı mıyım? Yoksa şu an acele mi ediyorum? Zaman yaralarımı sarar mı? Yoksa günlük maskemi takıp hayata olduğu yerden devam mı etmeliyim? Hiçbir şey olmamış gibi. Beni kimse üzemez. Ben çok güçlüyüm. Evin işi beni bekler. Yarın iş başı var. Yaşadık ve bitti. Çocuklar bundan etkilenmesin.

Geçmişin Yankıları ve Kınamalar

Bunlar gençliğimdeki evin çığlıkları mıydı, ve ben şimdi onları mı yaşıyorum? Eleştirdiğim ben miyim? “Ben olsam bunu yapmazdım” dediklerimle mi yüzleşiyorum? Türklerde bir inanış vardır: Kınadığını yaşamadan ölmezsin. Bunlar benim kınadıklarım mıydı? “Ben senin gibi olmayacağım anne” demek miydi? Ya da “Babam gibi biriyle evlenmeyeceğim” demek miydi? Ne bunlar? Ve neden bunlara bir çözüm aramak istiyorum ki? Çözümü bulunca ne yapacağım?

Kurban Rolü ve Empati Çıkmazı

Kaçmak demiştim ya… Şu an bile kaçmak istiyorum. Yazmaktan bile kaçmak istiyorum. Çocuklarımdan kaçmak istiyorum. Bu aldatılmışlık, ihanete uğramışlık hissiyle ne yapmalıyım? Benimle hiç ilgilenmemiş bir aileyle ne yapmalıyım? Ben nerede kendim olamadım? Nerelerde kendimi tamamlayamadım? Neden ailemi ve eşimi suçluyorum? Yoksa başka bir deyişle… Neden bir kurban arıyorum? Belki de bu daha kolay. İtiraf etmek istemesem de.

Neden herkese empati yapmak zorundayım? Bu empati neden beni kendimden vazgeçirmeye sürüklüyor? Bir ihanet nasıl olur da beni çocukluğumda kuramadığım bağa geri götürür? Bu bağın içinde hayat döngüsünü arayan biri olarak mı kaybolacağım? Ömrüm bu şekilde mi bitecek?

Fiziksel Belirtiler ve Çaresizlik

Nefes alamıyorum. Kalbim çok hızlı atıyor. Kalp krizi geçiriyor gibiyim. Evet, ölmedim. Kendimi öldüremedim. Yapamadım. Belki de zamanında edilen bir dua buna engel oldu. Anne duası gibi yakın, dost duası gibi temiz bir dilek. Ama her gün ölecekmiş gibi hissederek yaşamaya devam ediyorum. Nefesim her gün biraz daha daralıyor. Gün geçtikçe yaşadıklarıma anlam arıyorum ve bulamıyorum.

Bir yandan bu duygularla boğuşurken, dipte olma hissini yaşarken… Bir yandan da bitmeyen ev kavgaları, hakaretler, fiziksel şiddet, sorumluluklar, çocuklar ve parasızlık. Ben neredeyim? Ben kayboldum. Param olsaydı her şey daha mı kolay olurdu? Bu evden kaçmak daha mı mümkün olurdu? Peki ya çocuklarım? Onlara ne olacak? Zaten mutsuz bir ailenin içinde kendini bulamamış biri olarak onları nasıl bırakırım? Kendi geçimimi sağlarım belki… Ama çocuklarım? Biri çok küçük. Biri hasta. Onun tedavisine nasıl devam ederim?

Allah’ım, şu an çok kötüyüm. Nefesim kesiliyor. Bu, panik atak dedikleri şey mi, yoksa burada kalp krizi mi geçiriyorum ve farkında değilim? İçim içime sığmıyor. Beni yakan bir ateş var, çevresine almış. Çocuklarım, ben ve kabullenemediğim ihanet. İçimdeki ses kabul etmezken, bir yandan da dış sesler… “Ne olacak bu kızın hâli?”

İçsel Huzursuzluk ve Beden İlk Sinyalleri

“Nefes alamıyorum. Kalbim çok hızlı atıyor.” Beden neden zihinden önce konuşur? Bu tür bedensel ifadeler, araştırmalara göre düşünceden önce ortaya çıkan interoceptive sinyallerdir. Yani beden, henüz zihin bir anlam üretmeden önce, sinir sistemi tehdit algısını dışa vurur. Norman Farb ve çalışma arkadaşları, içsel farkındalığın (interoception) kalp atışı ve nefes gibi bedensel sinyaller üzerinden şekillendiğini ve bu sinyallerin duygusal deneyimin temelini oluşturduğunu göstermektedir (Farb et al., 2015). Bu nedenle bu deneyim, “abartı” ya da “zihinsel zayıflık” değil; bedenin erken uyarı dilidir.

İç Sesin Sertleştiği Anlar

“Kendimi seçersem ne olacak? Bu korku nefesimi sıkıştırıyor. Davranışlarımı kilitliyor.” Tehdit altında çalışan bir zihin ne yapar? Araştırmalar, tehdit algısı baskın olduğunda zihnin kendisiyle kurduğu ilişkinin değiştiğini göstermektedir. Farb ve arkadaşlarına göre, stres altında çalışan zihin daha çok felaket senaryolarına ve katı iç konuşmalara yönelir; iç ses daha acil, daha korkutucu bir ton kazanır (Farb et al., 2007). Bu bağlamda iç ses bir düşman değil, tehdit altında çalışan bir sinir sisteminin bilişsel ifadesidir.

Gitmek ve Kalmak İkilemi

“Gitmek çözüm değilse, kalmak da çözüm değil.” Kararsızlık mı, yoksa regülasyon kilitlenmesi mi? Bu ifade, kararsızlıktan çok, duygusal regülasyon kapasitesinin zorlandığı bir duruma işaret eder. Duygu regülasyonu üzerine yapılan çalışmalar, yoğun stres ve ilişkisel tehdit altında sinir sisteminin “donma” tepkisi verebileceğini; bu durumda kişinin yön bulmakta ve karar vermekte zorlanabileceğini göstermektedir (Farb et al., 2014). Yani bu hâl, irade eksikliğinden değil, sinir sisteminin kilitlenmesinden kaynaklanır.

İhanet ve Eski Bağlanma İzleri

“Bir ihanet nasıl olur da beni, çocukluğumda kuramadığım bağa geri götürür?” Bugünkü kırılmalara neden bu kadar derine dokunur? Araştırmalar, ilişkisel kırılmaların yalnızca bugünkü olayı değil, bedende kayıtlı daha eski bağlanma deneyimlerini de harekete geçirebildiğini göstermektedir. Garland ve çalışma arkadaşları, anlam ve duygusal iyilik hâlinin sinir sistemiyle ve bağlanma deneyimleriyle yakından ilişkili olduğunu vurgular (Garland et al., 2015). Bu nedenle ihanet, sadece mevcut ilişkiyi değil; geçmişte yeterince güvenli kurulamamış bağları da bedensel hafızada yeniden canlandırabilir.

Ve bazen iyileşme, bir şeyleri düzeltmekten önce yalnız olmadığını fark etmekle başlar.

Kaynakça

  • Farb, N. A. S., Daubenmier, J., Price, C. J., Gard, T., Kerr, C., Dunn, B. D., & Klein, A. C. (2015). Interoception, contemplative practice, and health. Frontiers in Psychology, 6, 763.

  • Farb, N. A. S., Segal, Z. V., Mayberg, H., Bean, J., McKeon, D., Fatima, Z., & Anderson, A. K. (2007). Attending to the present: Mindfulness meditation reveals distinct neural modes of self-reference. Social Cognitive and Affective Neuroscience, 2(4), 313–322.

  • Farb, N. A. S., Anderson, A. K., Irving, J. A., & Segal, Z. V. (2014). Mindfulness interventions and emotion regulation. In Handbook of Emotion Regulation (pp. 548–567). Guilford Press.

  • Garland, E. L., Farb, N. A., Goldin, P. R., & Fredrickson, B. L. (2015). Mindfulness broadens awareness and builds eudaimonic meaning. Psychological Inquiry, 26(4), 293–314.

Özge Aksüt
Özge Aksüt
İstanbul’da, kültürlerin ve inançların yüzyıllardır iç içe geçtiği Mezopotamya topraklarında doğdum. Bu zenginlik içinde büyürken, hayat, insanlar ve iyileşme yolları üzerine derin bir merak taşıdım. Çok küçük yaşlardan itibaren kendime ve hayata sorular sormadan duramazdım: Ruh nedir? Ruhumuzu ne sakinleştirir? Ben kimim, duygularım ve düşüncelerim bana ne katar? Merakım yalnızca kendime değil, tüm insanlığa uzanıyordu — ortak mücadelelerimize, direncimize ve dönüşüm kapasitemize. Lise yıllarında arkadaşlarım bana sevgiyle “Güzün Abla” derdi — dinleyen, huzur veren ve rehberlik eden, sonbaharın dinginliğiyle güven aşılayan bir abla figürü. Yolculuğum beni bir gün okyanusun ötesine, Toronto’ya taşıdı. Doğunun köklü mirasını kalbimde tutarak Batı’nın bakış açısını kucakladım ve kendime yeni bir hayat inşa etmeye başladım. Kalemimde psikoloji, kişisel deneyim ve kültürel yansımalar birbirine dokunur. Yeni kültürleri tanımaktan ve dünyanın dört bir yanından insan hikâyelerini dinlemekten büyük mutluluk duyuyorum. Bu alan, bir anlamda, kendi yolculuğumun aynasıdır — akademik merakı, anlam, iyileşme ve bağlantı arayışıyla birleştiren bir yolculuğun.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar