Pazartesi, Temmuz 20, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Doomscrolling: Kötü Haberleri Okumayı Neden Durduramıyoruz?

Sabah alarmınızı kapatmak için telefonunuzu elinize alıyorsunuz. Saati kontrol ederken bir haber bildirimi dikkatinizi çekiyor. Ardından sosyal medyada o haberle ilgili yorumlara göz atıyor, bir gönderiden diğerine geçerken kendinizi dakikalar hatta bazen saatler sonra hala ekranın başında buluyorsunuz. Oysa okuduklarınız size iyi hissettirmiyor. Aksine daha gergin, daha yorgun ve daha umutsuz hissetmenize neden oluyor. Buna rağmen telefonu bırakmakta zorlanıyorsunuz. Endişelenmeyin, bu durum yalnızca size özgü değil. Son yıllarda milyonlarca insanın deneyimlediği bu davranış, psikoloji literatüründe "doomscrolling" olarak adlandırılıyor. “Doom” kelimesi felaket veya yaklaşan kötü son anlamına gelirken, “scrolling” ise ekranda sürekli aşağı kaydırmayı ifade eder. İki kelimenin birleşiminden oluşan doomscrolling, kişinin olumsuz haberleri, krizleri ve tehdit içeriklerini kendisini kötü hissetmesine rağmen durmaksızın tüketmeye devam etmesini tanımlar. Özellikle COVID-19 pandemisi sırasında yaygınlaşan bu davranış, günümüzde savaşlar, doğal afetler, ekonomik belirsizlikler ve toplumsal krizler gibi olayların sosyal medya aracılığıyla anlık olarak hayatımıza girmesiyle daha görünür hale gelmiştir. Peki, bizi kötü hissettiren haberleri okumaya neden devam ediyoruz?

Giriş

Beynimiz Tehlikeyi Görmezden Gelmek İçin Değil, Fark Etmek İçin Evrimleşti

Temel Çerçeve

İnsan beyni milyonlarca yıl boyunca hayatta kalmayı önceliklendirecek şekilde evrimleşmiştir. Atalarımız için çevredeki potansiyel tehlikeleri mümkün olduğunca erken fark edebilmek yaşam ile ölüm arasındaki farkı belirleyebiliyordu. Bu nedenle beynimiz olumlu uyaranlardan çok olumsuz uyaranlara karşı daha hassas çalışır. Psikolojide bu eğilim olumsuzluk yanlılığı (negativity bias) olarak adlandırılır. Araştırmalar, olumsuz olayların dikkatimizi daha kolay çektiğini, belleğimizde daha uzun süre kaldığını ve duygusal açıdan daha güçlü etkiler bıraktığını göstermektedir. Başka bir ifadeyle, iyi bir haber okumak beynimiz için hoş bir deneyim olabilir. Ancak kötü bir haber, potansiyel bir tehdit olarak algılandığı için çok daha fazla dikkat çeker. Sosyal medya platformları da tam olarak bu eğilimin üzerine inşa edilmiş bir yapıya sahiptir. Sürekli güncellenen akışlar sayesinde beynimiz her kaydırmada yeni bir bilgiye ulaşabileceğini düşünür. Bu bilgiler olumlu da olabilir, olumsuz da. Ancak tehdit içeren içerikler dikkat sistemimizi daha güçlü biçimde harekete geçirir.

“Belki Bir Sonraki Haber Rahatlatır”

Değerlendirme

İlginç olan nokta şudur: İnsanlar çoğu zaman kötü haber okumaktan keyif aldıkları için değil, belirsizliği azaltmaya çalıştıkları için doomscrolling yaparlar. Belirsizlik, insan zihni için rahatsız edici bir deneyimdir. “Acaba başka ne oldu?”, “Durum daha da kötüleşti mi?” ya da “Gözden kaçırdığım önemli bir gelişme var mı?” gibi sorular beynin sürekli yeni bilgi aramasına neden olabilir. Bu durum bilişsel davranışçı terapide tanımlanan güvence arama davranışlarına benzemektedir. Kişi, kaygısını azaltacağını düşünerek sürekli kontrol eder. Ancak her kontrol davranışı kısa süreli bir rahatlama sağlasa da uzun vadede beynin şu mesajı öğrenmesine neden olur: “Demek ki gerçekten kontrol etmem gerekiyormuş.” Böylece kişi kendisini fark etmeden bir döngünün içinde bulur. Kaygı arttıkça daha fazla haber okunur, daha fazla haber okundukça kaygı yeniden yükselir.

Algoritmalar Psikolojimizi Bizden İyi Tanıyor Olabilir mi?

Bugün kullandığımız sosyal medya platformlarının temel amacı dikkatimizi mümkün olduğunca uzun süre ekranda tutmaktır. Bunun için de hangi içeriklerin daha fazla etkileşim aldığını sürekli analiz ederler. Psikolojik araştırmalar, öfke, korku, şaşkınlık ve tehdit içeren içeriklerin kullanıcıların dikkatini daha uzun süre çekebildiğini göstermektedir. Bu nedenle olumsuz haberler çoğu zaman daha fazla görüntülenir, daha fazla paylaşılır ve daha geniş kitlelere ulaşır. Burada önemli olan nokta, algoritmaların bizi bilinçli olarak kaygılandırmaya çalışması değildir. Ancak kullanıcı davranışlarını optimize etmeye çalışan sistemler, istemeden de olsa insan beyninin olumsuzluk yanlılığını besleyen bir içerik döngüsü oluşturabilir. Sonuç olarak kişi yalnızca kötü haberleri aramaz, platformlar da benzer içerikleri tekrar tekrar bireylerin karşısına çıkarır.

Doomscrolling Ruh Sağlığını Nasıl Etkiliyor?

Her olumsuz haber ruh sağlığını bozmaz. Güncel gelişmeleri takip etmek toplumsal farkındalık açısından önemlidir. Ancak sorun, bilgi edinme davranışının kontrol edilemeyen bir alışkanlığa dönüşmesiyle başlar. Araştırmalar, yoğun doomscrolling davranışının daha yüksek kaygı düzeyleri, stres belirtileri, zihinsel yorgunluk, ruminasyon, uyku sorunları ve düşük psikolojik iyi oluş ile ilişkili olabileceğini göstermektedir. Özellikle günün son saatlerinde yoğun şekilde olumsuz içerik tüketmek, zihnin gece boyunca bu bilgileri işlemeye devam etmesine neden olabilir. Bu durum uyku kalitesini olumsuz etkileyerek ertesi gün kişinin dikkatini, enerjisini ve duygu durumunu da etkileyebilir. Bununla birlikte, doomscrolling ile ruh sağlığı arasındaki ilişkinin her birey için aynı şekilde işlemediğini de vurgulamak gerekir. Kişilik özellikleri, mevcut kaygı düzeyi, belirsizliğe tahammül kapasitesi ve yaşam koşulları bu ilişkinin şiddetini değiştirebilir.

Peki Ne Yapabiliriz?

Doomscrolling ile mücadele etmek, dünyadan tamamen habersiz kalmak anlamına gelmez. Amaç, bilgi edinme davranışını daha bilinçli ve kontrollü hale getirebilmektir. Öncelikle haber tüketimi için gün içerisinde belirli zaman dilimleri oluşturmak faydalı olabilir. Sürekli bildirim almak yerine güvenilir kaynaklardan belirli aralıklarla bilgi edinmek, zihnin kesintisiz tehdit algısı içerisinde kalmasını önleyebilir. Bir diğer önemli nokta ise haber tüketiminin amacını sorgulamaktır. Kendimize şu soruyu yöneltmek bazen farkındalık sağlayabilir: “Şu anda gerçekten bilgi edinmeye mi çalışıyorum, yoksa kaygımı azaltmaya mı?” Eğer cevap ikinci seçenekse, birkaç dakika ekranı bırakıp dikkatini başka bir şeyle meşgul etmek daha işlevsel olabilir. Özellikle uyumadan önce yoğun haber akışından uzak durmak, hem zihinsel yükü azaltabilir hem de daha kaliteli bir uykuya katkı sağlayabilir.

Sonuç

İnsan zihni, tehlikeyi fark etmek üzere evrimleşmiştir. Ancak tarih boyunca ilk kez, potansiyel tehditler cebimizde taşıdığımız küçük ekranlar aracılığıyla günün her saati kesintisiz biçimde karşımıza çıkmaktadır. Bu durum beynimizin doğal alarm sistemini sürekli aktif tutabilir ve bizi farkında olmadan sonsuz bir kontrol döngüsüne sürükleyebilir. Belki de ruh sağlığımızı korumanın yolu, dünyada olup biten her şeyi anbean takip etmeye çalışmak yerine hangi bilgiyi, ne zaman ve ne kadar tükettiğimizi bilinçli biçimde seçebilmektir.

Kaynakça

  • Anxiety UK. (2022). Doomscrolling: Why do we do it and what can we do about it?
  • Buchanan, T. (2023). Doomscrolling and psychological well-being: A review of emerging evidence. Current Opinion in Psychology, 52, 101632.
  • Cinelli, M., Quattrociocchi, W., Galeazzi, A., et al. (2020). The COVID-19 social media infodemic. Scientific Reports, 10, 16598.
  • Rozin, P., & Royzman, E. B. (2001). Negativity bias, negativity dominance, and contagion. Personality and Social Psychology Review, 5(4), 296–320.
  • Satici, B., Kayis, A. R., Griffiths, M. D., & Can, G. (2023). Doomscrolling, fear of missing out, social media addiction and mental health: A systematic review. Addictive Behaviors Reports, 18, 100518.
Arda Güray
Arda Güray
İzmir doğumlu olup lisans eğitimini İzmir Ekonomi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde yüksek onur derecesiyle tamamlamıştır. Şu anda Okan Üniversitesi Klinik Psikoloji yüksek lisans programında eğitimine devam etmektedir. Akademik süreci boyunca insan davranışlarını anlamaya, bireyin düşünce-duygu-davranış örüntülerini incelemeye ve psikoterapi alanında derinleşmeye odaklanmıştır. Mesleki gelişim sürecinde özellikle Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) yaklaşımı üzerine eğitimler ve süpervizyon süreçlerinden geçmiş; depresyon, anksiyete bozuklukları, obsesif kompulsif bozukluk, travma sonrası stres bozukluğu, sosyal kaygı ve performans kaygısı gibi alanlara ilgi duymuştur. Bunun yanında Şema Terapi yaklaşımına özel bir ilgi geliştirmiş; bireyin erken dönem yaşantıları, temel duygusal ihtiyaçları ve yaşam boyu tekrar eden örüntülerinin psikolojik süreçler üzerindeki etkileri üzerine çalışmalarını sürdürmektedir. Eğitim hayatı boyunca çeşitli kurumlarda staj deneyimleri edinmiş, psikolojik değerlendirme, danışan gözlemi ve psikoeğitim süreçlerinde aktif rol almıştır. Klinik psikolojiyi yalnızca bir meslek alanı değil, insanı daha derin bir şekilde anlamaya yönelik çok yönlü bir keşif süreci olarak görmektedir. Bilimsel temelli, etik ilkelere bağlı ve insan odaklı bir yaklaşımı benimsemekte; mesleki gelişimini sürekli eğitim, araştırma ve uygulama ile desteklemektedir. Aynı zamanda sosyal medya ve dijital platformlar üzerinden psikoloji içerikleri üretmekte; psikolojik kavramları daha anlaşılır hale getirmeyi, ruh sağlığı farkındalığını artırmayı ve psikoloji bilgisini daha geniş kitlelere ulaştırmayı amaçlamaktadır. Özellikle günlük yaşam, duygusal süreçler, ilişkiler, öz değer, kaygı ve psikolojik dayanıklılık gibi konular üzerine içerikler paylaşmaktadır. İnsanların kendilerini daha iyi tanımalarına, duygularını anlamlandırmalarına ve psikolojik farkındalık geliştirmelerine katkı sağlamayı hedeflemektedir. Klinik psikoloji alanında akademik ve profesyonel gelişimini sürdürürken; öğrenmeye, üretmeye ve insan psikolojisini daha derinlemesine anlamaya yönelik çalışmalarına aktif olarak devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar