Cumartesi, Temmuz 25, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

İnsan Neden Kendisini Sabote Eder?

Hepimiz hayatımızın bir döneminde aynı paradoksu yaşamışızdır: Çok istediğimiz bir sınava çalışmayı erteleriz. Sağlıklı beslenmeye pazartesi başlayacağımıza söz verir, pazartesi geldiğinde bunu bir sonraki haftaya bırakırız. Sevildiğimiz bir ilişkide, her şey yolunda giderken gereksiz tartışmalar çıkarabilir, karşımızdaki insanı uzaklaştıracak davranışlarda bulunabiliriz. Terfi etmeyi isterken önemli bir sunuma hazırlıksız gidebilir ya da yıllardır hayalini kurduğumuz projeyi tam tamamlamak üzereyken bir şekilde yarım bırakabiliriz.

Dışarıdan bakıldığında bu davranışlar mantıksız görünür. Çünkü insan, doğal olarak kendi iyiliğini isteyen bir varlık gibi düşünülür. Oysa psikoloji bize bambaşka bir gerçeği gösterir: İnsan zihni her zaman mutlu olmaya değil, çoğu zaman tanıdık olana yönelir. Tanıdık olan ise her zaman sağlıklı değildir.

İşte bu noktada karşımıza “kendini sabote etme” davranışı çıkar. Kendini sabote etmek, kişinin ulaşmak istediği hedeflere bilinçsizce engel olacak düşünce, duygu ve davranışlar geliştirmesidir. Buradaki en kritik nokta “bilinçsizce” ifadesidir. Çünkü çoğu insan kendine zarar vermek istemez. Tam tersine başarılı olmayı, sevilmeyi, huzurlu olmayı ister. Ancak zihnin derinlerinde yer alan eski öğrenmeler, geçmiş deneyimler ve temel inançlar bazen kişinin en büyük rakibine dönüşebilir.

Başarı Neden Korkutucu Olabilir?

Çoğu kişi başarısızlıktan korktuğunu düşünür. Oysa terapi odasında bazen çok farklı bir gerçekle karşılaşırız: Bazı insanlar başarıdan da korkar. Başarı, yalnızca olumlu sonuçlar getirmez; beraberinde yeni sorumluluklar, beklentiler ve görünür olmayı da getirir. Eğer kişi çocukluğunda yaptığı her hata nedeniyle yoğun eleştiriye maruz kaldıysa, “Başarılı olursam benden hep mükemmel olmam beklenir.” şeklinde bir inanç geliştirebilir. Bu durumda başarısız olmak, paradoksal biçimde daha güvenli hissettirebilir. Çünkü başarısızlık tanıdıktır. Tanıdık olan ise beyin tarafından daha öngörülebilir olarak algılanır. Beyin için öngörülebilirlik, çoğu zaman mutluluktan daha değerlidir.

Çocuklukta Yazılan Senaryolar

Şema terapinin kurucusu Jeffrey Young, çocuklukta gelişen temel inançların yetişkinlikte hayatımızı sessizce yönlendirdiğini söyler. Sürekli eleştirilen bir çocuk zamanla şu sonuca varabilir: “Ne yaparsam yapayım yeterli değilim.” Koşullu sevgi gören bir çocuk ise şunu öğrenebilir: “Sevilmek için kusursuz olmalıyım.” İhmal edilen bir çocuk: “Kimse zaten benim ihtiyaçlarımı önemsemez.” Bu cümleler yıllar sonra bilinçli olarak hatırlanmasa bile davranışların arka planında yaşamaya devam eder. Yetişkin olduğumuzda aslında bugünü değil, geçmişte yazılmış bu senaryoları yaşamaya devam ederiz. İşte kendini sabote etme davranışı çoğu zaman bu eski senaryoların bugünkü yansımasıdır.

Beynimiz Tutarlılığı Sever

Psikolojide önemli kavramlardan biri de kişinin kendisiyle ilgili oluşturduğu kimlik algısıdır. Eğer kişi yıllardır kendisini “başarısız”, “değersiz” veya “yetersiz” biri olarak tanımlıyorsa, elde ettiği başarı bile zihinde rahatsızlık yaratabilir. Çünkü başarı mevcut kimlikle çelişmektedir. Bu durumda zihin farkında olmadan eski kimliği koruyacak davranışlar üretmeye başlar. Sınava geç kalmak… İşe hazırlanmayı ertelemek… İlişkide gereksiz krizler çıkarmak… Tam her şey düzelirken geri çekilmek… Aslında kişi başarısız olmak istemez. Sadece zihni, yıllardır tanıdığı kimliği korumaya çalışmaktadır.

İlişkilerde Kendini Sabote Etmek

Kendini sabote etme yalnızca kariyer veya akademik yaşamda görülmez. En yoğun biçimde romantik ilişkilerde karşımıza çıkar. Bazı insanlar güvenli bir ilişkiye girdiklerinde yoğun kaygı hisseder. Karşı taraf gerçekten ilgilendiğinde şüphe duymaya başlar. Mesaj geç gelince terk edileceğini düşünür. Durup dururken partnerini test eder. Sevildiğine inanamadığı için sürekli kanıt ister. İlişki sağlıklı ilerledikçe huzur yerine huzursuzluk yaşamaya başlar. Bunun nedeni çoğu zaman ilişkinin kendisi değildir. Kişinin zihni güvenli ilişkiye alışık değildir. Eğer çocuklukta sevgi belirsiz, değişken veya koşullu yaşandıysa; güvenli ilişki kişiye yabancı gelebilir. Bazen insanlar kaosu aşk sanırlar. Çünkü tanıdıkları duygu odur.

Mükemmeliyetçilik de Bir Sabotajdır

Toplumda mükemmeliyetçilik çoğu zaman olumlu bir özellik gibi değerlendirilir. Oysa klinik açıdan bakıldığında mükemmeliyetçilik çoğu zaman görünmez bir kendini sabote etme biçimidir. Çünkü mükemmel olmak isteyen kişi çoğu zaman hiçbir şeye başlayamaz. “Henüz hazır değilim.” “Daha biraz araştırayım.” “Biraz daha öğreneyim.” “En doğru zamanı bekleyim.” Aylar geçer. Yıllar geçer. Hayat beklemez. Mükemmeliyetçilik çoğu zaman başarının değil, başarısızlık korkusunun maskesidir.

Değişim Neden Zordur?

İnsanlar genellikle bilgi eksikliğinden değil, duygu düzeyindeki öğrenmeler nedeniyle değişmekte zorlanırlar. Hepimiz sağlıklı beslenmenin faydasını biliriz. Egzersizin önemini biliriz. Sınava düzenli çalışmanın başarı getireceğini biliriz. Peki neden yapamayız? Çünkü davranışlarımız yalnızca mantığımız tarafından yönetilmez. Duygularımız, geçmiş deneyimlerimiz ve otomatik inançlarımız çoğu zaman mantığımızdan daha güçlüdür. Bu nedenle değişim yalnızca “karar vermekle” gerçekleşmez. Kendimizi anlamakla başlar.

Kendini Sabote Etmeyi Nasıl Fark Edebiliriz?

Kendini sabote etmenin ilk adımı davranıştan çok, davranışın arkasındaki ihtiyacı anlamaktır. Kendinize şu soruları sormayı deneyebilirsiniz: • Tam işler yoluna girdiğinde neden geri çekiliyorum? • Başarılı olmak benim için gerçekten ne ifade ediyor? • En çok neden korkuyorum? • Eğer başarılı olursam hayatımda ne değişecek? • Çocukken kendim hakkında en sık duyduğum cümle neydi? • Bugünkü davranışlarım hangi eski hikâyeyi tekrar ediyor? Bu soruların cevapları çoğu zaman bugünkü sorundan çok geçmişte öğrenilmiş duygusal kalıplara işaret eder. Kendini sabote etmek iradesizlik değildir. Çoğu zaman geçmişte bizi korumak için gelişmiş psikolojik mekanizmaların bugün hâlâ çalışmaya devam etmesidir. Bir zamanlar eleştirilmemek, reddedilmemek ya da incinmemek için geliştirdiğimiz stratejiler, yetişkinlikte artık bize hizmet etmek yerine önümüzü kesebilir.

İyileşme ise bu mekanizmalarla savaşmakla değil, onları anlamakla başlar çünkü insan, kendisine neden engel olduğunu keşfettiğinde yalnızca davranışlarını değil, kendisiyle kurduğu ilişkiyi de dönüştürmeye başlar. Belki de gerçek cesaret, hiç hata yapmamak değildir. Gerçek cesaret; başarıyı, sevgiyi ve değişimi hak ettiğine inanabilmektir. Kendini sabote etmeyi bıraktığımızda hayat bir anda kusursuz hâle gelmez; fakat ilk kez, kendi potansiyelimizin karşısında duran kişinin artık biz olmadığını fark ederiz.

Hatice Hamatoğlu
Hatice Hamatoğlu
Lisans ve yüksek lisans eğitimini psikoloji alanında tamamlamıştır. Ergen ve yetişkinlerle aktif olarak çalışmakta; EMDR, Şema Terapi ekolü ve çeşitli psikoterapi yöntemleri üzerine kapsamlı eğitimlere sahiptir. Depresyon, kaygı bozuklukları, ilişki problemleri, kendilik gelişimi ve öz-şefkat konuları başlıca çalışma alanlarını oluşturmaktadır. Kurucusu olduğu akademi bünyesinde film okumaları, seminerler ve atölyeler düzenleyerek alana katkıda bulunmaktadır. Bunun yanı sıra, farklı gazete ve dergilerde yayımlanan yazılarıyla psikolojiyi geniş kitlelere ulaştırmaktadır. Kendini güncel ve yenilikçi tutmayı ilke edinmiş yaklaşımıyla, ilişki odaklı bir bakış açısı temelinde psikoloji alanındaki çalışmalarını sürdürmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar