Pazartesi, Temmuz 20, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Yalnızlığa Övgü: Kendine Yetebilmek mi İzolasyon mu?

Sosyal medya platformlarında sık sık yemeklerini yalnız yiyen, yalnız spor yapan, sinemaya, kafelere ve seyahate tek başına giden insanlara denk gelmişsinizdir. Başkalarından “evet” cevabını beklemeden yapmak istenileni tek başına gerçekleştirebilmek, kendi kendine yetiyor olmakla özdeşleştirilebilir. Bu durum, özgürleştirici ve insanı geliştiren bir yön taşır. Ancak zaman zaman bu paylaşımlar, bireyin başarıya ve huzura ancak çevresindeki insanlardan soyutlanarak ulaşabileceği mesajını verir. Bireyin kendini geliştirmesi adı altında sosyal çevresinden kendini soyutlayarak “ortadan kaybolmak” kavramının güzellemesi yapılır. Gelin, bu düşünceye biraz farklı bir açıdan bakalım.

Öncelikle iki kavramın anlamını kesinleştirmemiz gerekiyor: Bilinçli yalnızlık (solitude) ve yalnızlık (loneliness). Solitude, kişinin kendi özgür iradesi ve seçimiyle diğerlerinden coğrafi veya sosyal olarak uzaklaşmasıdır. Bu durum, kişinin ihtiyaç duyduğu ve istediği bir kendiyle kalma halidir. Kaynaklarda “yalnızlığın görkemi” olarak tanımlanır. Yaratıcılık, yazma, meditasyon yapma veya doğayla iç içe olma gibi aktiviteler için tercih edilen, canlandırıcı bir süreçtir. Loneliness kavramıyla ise kişinin tek başına olduğu veya başkaları için önemsiz olduğunu hissettiği, istenmeyen bir deneyimden bahsedilir. Bu durum, sosyal ilişkilere duyulan arzunun karşılanamaması sonucu ortaya çıkar ve “yalnızlığın acısı” olarak da ifade edilir.

Bazı toplumlarda insanlar, toplumsal damgalama, utanç duygusu ve yalnızlığın bir başarısızlık olarak algılanması gibi temel sebeplerle yalnız olduklarını kendilerine bile itiraf etmekten kaçınabilirler. Bu noktada, sosyal medyada karşımıza çıkan yalnız olmaya övgüler yağdıran içerikler devreye girebilir. Halihazırda yalnızlık hisseden kişiler, bu içeriklere maruz kaldıklarında aslında benlik saygılarını kurtaracak bir kaçış yolu bulmuş olurlar. Hissedilen yalnızlık duygusu görmezden gelinerek bu durum, sanki onların kendi tercihiymiş gibi algılanabilir. Gelişimin ancak yalnız, herkesten uzakta gerçekleşebileceğini savunan bu zihin yapısı, kısa vadede işe yarıyor gibi gözükse de, Öz-Belirleme Teorisinde bireylerin içsel motivasyonlarını ve kişisel potansiyellerini tam anlamıyla gerçekleştirebilmeleri için karşılanması gereken üç ihtiyaçtan bahsedilir. Bunlardan biri olan İlişkisellik ihtiyacı (Relatedness), başkalarıyla bağlantı kurma, aidiyet hissetme, sevilme ve önemsenme duygularını kapsar. Hissedilen yalnızlığın, besleyici olan yalnız olabilme kavramıyla karıştırılması durumunda birey, aslında gerçek potansiyeline ulaşabilmek için içten içe ihtiyaç duyduğu sosyal bağları da elinin tersiyle itmiş olur. Yalnız olabilmek, kişinin kendiyle baş başa olmaktan keyif alması gereken bir beceridir. Bu sayede başkalarının müsaitlik durumuna ve hevesine bağlı kalmadan yeni deneyimler kazanılabilir. Problem, sosyal hayat ve izolasyon arasında dengenin sağlanamadığı durumlarda başlayacaktır. Yalnız kalmanın besleyici yanları olsa da, sosyal destek özellikle ileri yaşlarda bireylerin hayattan aldıkları doyumla ilişkili görülür.

Sosyal medyanın bize sunduğu o izole ve başarılı insan profili, madalyonun sadece tek bir yüzünü gösterir. Bu temalı bir içeriğe gelen binlerce beğeni ve yorum bile, ironik bir şekilde, o kişinin izole olurken bile hâlâ bir onay ve ilişkisellik arayışında olduğunu kanıtlar. Ekran arkasında belki günlerce kimseyle konuşmayan ve sadece kendi içine dönen birey, aslında insan olmanın en temel biyolojik ve evrimsel gerçeğini göz ardı etmektedir. Bizler avcı-toplayıcı atalarımızdan beri topluluk halinde hayatta kalmaya programlanmış sosyal canlılarız. Kendi kendine yetebilmek, kimseye ihtiyaç duymamak anlamına gelmez; ihtiyaç duyduğunda güvenle yaslanabileceği bağlara sahip olmak ve bu bağların sorumluluğunu alabilmek demektir. İnsanlar arası etkileşimler yer yer yorucu ve emek istiyor olsa da gereklidir. Yaşadığımız bu konfor çağında ilişkilerin de çabasız ve kolay oluşması gerektiği düşüncesi bir illüzyondur. Değerli olan; hedeflerimizi, hayal kırıklıklarımızı ve anılarımızı paylaşabileceğimiz ilişkiler kurabilmek ve bunları sürdürebilmektir. Önemli olan, kimsenin yokluğunda eksilmeyecek kadar kendimize yetebilmek, ama bir başkasının varlığıyla çoğalacak kadar da kalbimizi dünyaya açık tutabilmektir. Gerçek özgürlük, insanlardan kaçarak saklanmak değil, insanlarla birlikteyken de kendin kalabilme dengesinde saklıdır.

Kaynakça

  • Cihangir Çankaya, Z. (2009). Özerklik desteği, temel psikolojik ihtiyaçların doyumu ve öznel iyi olma: Öz-belirleme kuramı. Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Dergisi, 4(31), 23–31.
  • Çetin, M. (2022). İnsan toplumsal yaşayışının evrimsel süreçlerle açıklanabilmesinin olanaklılığı üzerine bir tartışma [Yüksek lisans tezi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi]. Sosyal Bilimler Enstitüsü.
  • Rokach, A. (2025). Loneliness or solitude: How are they different? OBM Neurobiology, 9(3), Makale 2503297. https://doi.org/10.21926/obm.neurobiol.2503297
  • Uygur, S. S. (2018). Yaşam doyumunun yordanmasında kendini açma ve sosyal desteğin rolü. Ulusal Eğitim Akademisi Dergisi (UEAD), 2(1), 16–33.
İkra Çarkcı
İkra Çarkcı
16 Şubat 2004 yılında doğdum. Küçük yaştan itibaren sürekli yazılar yazdım. Eğitim hayatımda hep başarılı ve meraklı bir öğrenciydim. Hacettepe Üniversitesi Psikoloji bölümünün akademik araştırma odaklı olması sebebiyle makale okuma, araştırma ve yazma becerilerimi geliştirme fırsatı buldum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar