Okul kapısının önünde durup o küçücük elin elinizden kayıp gittiği anı bilirsiniz. Yüzeysel bakınca sadece sıradan bir sabah rutini gibidir; ama aslında o an, bir çocuğun hayatındaki en büyük kırılma noktalarından biridir. Ev dediğimiz yer, çocuklarımız için sadece başlarını soktukları bir çatı değil; dünyayı anlamlandırdıkları, düşüp dizleri kanadında koşup sığındıkları ve kendilerini en güvende hissettikleri ilk limandır. İşte o limandan ilk kez kendi küçük gemileriyle açılmaları, hem onlar hem de bizler için fırtınalı ama bir o kadar da büyütücü bir tecrübedir.
Peki o kapı kapandığında arka planda gerçekten neler yaşanır? O gözyaşları sadece bir tepki mi, yoksa dünyayı yeniden keşfetmenin doğal bir sancısı mı?
Güvenli Liman ve Dünyayı Keşif John Bowlby’nin söylediği çok güzel bir şey vardır: Çocuklar, arkalarında duran limanın sağlamlığı kadar uzaklara açılabilirler. Anaokuluna başlama sürecini bir "kopuş" ya da "ayrılık" olarak görmek yerine, tam da bu yüzden çocuğun güvenli alanını genişletme çabası olarak okumak gerekir.
Çocuk o kapıdan içeri girdiğinde, arkasında bıraktığı o güvenli üssün uzakta kaldığı hissiyle baş başa kalır. Duyduğu kaygı o kadar insani ki… Çünkü biz yetişkinler gibi zamanı somutlaştıramazlar henüz. "Seni öğleden sonra alacağım" dediğimizde bu onlar için yaşanıp tecrübe edilmeden tam olarak anlaşılamayan belirsiz bir vaattir. O yüzden o kaygı, aslında bilmediği bir dünyaya adım atarken duyduğu doğal bir ürkeklikten ibarettir.
Kapının İki Tarafı Oryantasyon günlerinde sınıfların kapısında dururken hep aynı şeyi fark ederim: Aslında kapıda ağlayan sadece çocuk değildir. Biz ebeveynlerin zihni de en az onlar kadar büyük bir belirsizlikle çalkalanır. Çocuklar bizim duygusal radarımız gibidir; içimizdeki en ufak bir tereddüdü, suçluluk hissini ya da uzayıp giden vedalardaki kaygıyı anında sezerler.
Sallantılı bir elle o küçük eli bırakırken kendi içimize dönüp bakmak bu yüzden çok kıymetli. "Çocuğumun büyümesine ve benden bağımsızlaşmasına gerçekten hazır mıyım?" sorusunu kendimize sorabildiğimizde ve kendi kaygımızı yatıştırabildiğimizde, çocuğumuza da "Burası senin için güvenli bir yer" mesajını vermiş oluyoruz.
Köprü Kurmak Bu ilk adımda süreci kolaylaştıran harika bir detay var: Donald Winnicott’ın bahsettiği o "geçiş nesneleri". Evden götürülen küçük bir oyuncak, cebe konan ve ebeveynin kokusunu taşıyan bir mendil ya da sabah birlikte çizilmiş küçük bir resim… Bunların hepsi ev ile okul arasında kurulan duygusal birer köprüdür. Çocuk, ebeveyninin yokluğunda o nesneye tutunarak kendi kendini yatıştırmayı öğrenir.
Tabii bir de vedalaşma meselesi var. "Görmeden kaçayım da ağlamasın" düşüncesi çocuğun güven duygusunu zedelerken; kısa, net, kararlı ve onun anlayacağı bir zaman dilimiyle (örneğin "Yemekten sonra geleceğim") yapılan vedalar o duygusal bağı çok daha güçlü kılar.
Büyümeye Açılan Yer Anaokuluna uyum süreci, bir çocuğun sadece sırt çantasını takıp sınıfa girmesinden ibaret değildir. İlk arkadaşlıkların kurulduğu, oyunla duyguların dışa vurulduğu, benlik sınırlarının çizildiği çok özel bir bütüncül gelişim alanıdır.
Evden ilk ayrılış başta biraz sancılı hissettirse de doğru bir anlayış ve empatiyle yaklaştığımızda; hem çocuğun kendi ayakları üzerinde durmayı öğrendiği hem de bizlerin onları güvenle serbest bırakmayı tecrübe ettiğimiz en güzel dönüm noktalarından birine dönüşür.
Kaynakça
- Bowlby, J. (1988). A Secure Base: Parent-Child Attachment and Healthy Human Development. Basic Books.
- Winnicott, D. W. (1971). Playing and Reality. Routledge.
- Yavuzer, H. (2019). Çocuk Psikolojisi (45. Baskı). Remzi Kitabevi.
- Soysal, A. Ş., Bodur, S., İşeri, E., & Şenol, S. (2005). Okul öncesi dönemde bağlanma süreci ve uyum sorunları. Klinik Psikiyatri Dergisi, 8(2), 88-99.
- Ainsworth, M. D. S., Blehar, M. C., Waters, E., & Wall, S. (1978). Patterns of Attachment: A Psychological Study of the Strange Situation. Lawrence Erlbaum.
- Shonkoff, J. P., & Phillips, D. A. (Eds.). (2000). From Neurons to Neighborhoods: The Science of Early Childhood Development. National Academies Press.


