Çarşamba, Eylül 2, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Doğru İlişkiyi Kurmak Mı Doğru İlişkiyi Kurabilmek Mi ?

Doğru Kişiyi Bulmak mı, Doğru İlişkiyi Kurabilmek mi? İlişkiye hazır olmaktan “daha iyisini bulurum” yanılgısına İnsan, yaşamı boyunca farklı biçimlerde ilişkiler kurar. Ailemizle, arkadaşlarımızla ve romantik partnerlerimizle kurduğumuz bağlar; kendimizi ve dünyayı nasıl deneyimlediğimiz üzerinde önemli bir yere sahiptir.

Ancak romantik ilişkiler söz konusu olduğunda çoğu zaman “Bir ilişkim olsun istiyor muyum?” sorusu ön plana çıkar. Oysa belki de önce sorulması gereken başka sorular vardır: İlişki benim için ne anlama geliyor? Bir ilişkiye gerçekten hazır mıyım?

Ve birini seçtiğimde, başka ihtimallerin varlığını kabullenerek o ilişkide kalabiliyor muyum? İlişki Ne Demek? Romantik ilişkiyi yalnızca iki insanın birbirini sevmesi olarak tanımlamak eksik kalabilir.

Sevgi ilişkinin önemli bir parçasıdır ancak tek başına ilişkinin sürdürülebilir olması için her zaman yeterli değildir. Bir ilişki; iki ayrı bireyin yakınlık kurarken kendi bireyselliklerini de koruyabildikleri bir alan olarak düşünülebilir. Güven, iletişim, karşılıklılık, sınırlar, sorumluluk, duygusal yakınlık ve çatışmaları onarabilme becerisi bu alanın önemli parçalarıdır.

Bu nedenle sağlıklı bir ilişki, iki kişinin her konuda aynı düşündüğü ya da hiç problem yaşamadığı bir birliktelik anlamına gelmez. Aksine farklılıkların var olabildiği, ihtiyaçların ifade edilebildiği ve yaşanan problemlerin ardından yeniden temas kurulabildiği bir ilişki biçimidir. Bazen romantik ilişkilerden sürekli iyi hissettirmesini bekleyebiliriz.

Partnerimizin bizi anlamasını, ihtiyaçlarımızı karşılamasını ve ilişkide mümkün olduğunca az sorun yaşanmasını isteyebiliriz. Fakat gerçek bir ilişki yalnızca keyifli anlardan oluşmaz. Hayal kırıklıkları, anlaşmazlıklar ve zaman zaman uzaklaşmalar da ilişkinin doğal parçalarıdır.

Dolayısıyla ilişki kurmak yalnızca “doğru insanı bulmak” değil; iki insanın birlikte bir bağ oluşturabilmesi ve bu bağın sorumluluğunu paylaşabilmesidir. İlişkiye Hazır mıyım, Nasıl Anlarım? Bir ilişki istemek ile bir ilişkiye hazır olmak her zaman aynı anlama gelmeyebilir.

Bazen yalnız kalmamak, geçmiş bir ilişkiyi unutmak, sevilme ihtiyacını karşılamak ya da hayatımızdaki bir boşluğu doldurmak için ilişki isteyebiliriz. Bunlar insani ihtiyaçlardır. Ancak bir ilişkinin bütün duygusal ihtiyaçlarımızı karşılamasını beklediğimizde partnerimize taşıyamayacağı kadar büyük bir sorumluluk yükleyebiliriz.

İlişkiye hazır olmak, Bir ilişki istemek ile bir ilişkiye hazır olmak her zaman aynı anlama gelmeyebilir. Bazen yalnız kalmamak, geçmiş bir ilişkiyi unutmak, sevilme ihtiyacımızı karşılamak ya da hayatımızdaki bir boşluğu doldurmak için ilişki isteyebiliriz. Bunlar oldukça insani ihtiyaçlardır.

Ancak bir ilişkinin bütün duygusal ihtiyaçlarımızı karşılamasını beklediğimizde, partnerimize taşıyamayacağı kadar büyük bir sorumluluk yükleyebiliriz. Peki, yeni bir ilişkiye hazır olduğumuzu nasıl anlayabiliriz? İlk olarak, geçmiş ilişkimizle olan duygusal bağımızın bugünkü seçimlerimizi ne ölçüde etkilediğine bakabiliriz.

Yeni bir ilişkiye başlamak için geçmişte yaşadığımız her şeyi tamamen unutmuş veya bütün yaralarımızı iyileştirmiş olmamız gerekmez. Ancak geçmiş ilişkimize dönme beklentisi taşıyor, eski partnerimizle yeni tanıştığımız kişiyi sürekli karşılaştırıyor veya yeni ilişkiyi geçmişin bıraktığı boşluğu doldurmak için kullanıyorsak henüz yeni bir bağ kurmaya hazır olmayabiliriz. İkinci olarak, duygusal olarak yeni bir ilişkinin sorumluluğunu almaya hazır olup olmadığımızı değerlendirebiliriz.

Çünkü bir ilişkiye başlamak yalnızca sevilmeye hazır olmak değil; aynı zamanda sevmeye, emek vermeye, iletişim kurmaya ve karşımızdaki kişinin ihtiyaçlarını da görebilmeye hazır olmaktır. Üçüncü ve belki de en önemli nokta ise geçmişte yaşadığımız olumsuz deneyimlerin bedelini hayatımıza yeni giren kişiye ödetmemektir. Daha önce aldatılmış, terk edilmiş, hayal kırıklığına uğramış veya güvenimiz zedelenmiş olabilir.

Bu deneyimlerin yeni ilişkilerimizde bazı korkuları beraberinde getirmesi oldukça anlaşılırdır. Ancak geçmişte yaşadığımız bir davranışı yeni partnerimizin de göstereceğini varsaymak, henüz gerçekleşmemiş bir durum üzerinden onu sorumlu tutmamıza neden olabilir. Unutmamak gerekir ki hayatımıza yeni giren kişi, geçmişte bize acı veren deneyimlerin içinde değildi.

Yeni bir ilişki, geçmişin devamı değil; iki insanın birbirini yeniden tanımaya başladığı farklı bir bağdır. Geçmişten öğrendiklerimizi yanımıza alabiliriz, ancak geçmişin acısını yeni partnerimize taşımak hem bize hem de karşımızdaki kişiye haksızlık olabilir. İlişkiye başlamadan önce kendimize sorabileceğimiz bazı sorular; Yalnız kalmaktan korktuğum için mi ilişki istiyorum, yoksa gerçekten biriyle hayatımı paylaşmak mı istiyorum?

İhtiyaçlarımı açıkça ifade edebiliyor muyum? Karşımdaki kişinin benden farklı olmasına alan tanıyabiliyor muyum? Bir çatışma yaşandığında hemen uzaklaşmak yerine problemi konuşabiliyor muyum?

Sınır koyabiliyor ve karşımdaki kişinin sınırlarına saygı gösterebiliyor muyum? Partnerimin beni her zaman mutlu etmek zorunda olmadığını kabul edebiliyor muyum? Belki de en önemlisi şudur: Bir insanı olduğu haliyle tanımaya mı çalışıyorum, yoksa zihnimde oluşturduğum partner rolüne uymasını mı bekliyorum?

Çünkü ilişkiye hazır olmak yalnızca yakınlık kurmaya hazır olmak değildir. Aynı zamanda karşımızdaki insanın kusurları, farklılıkları ve sınırlılıklarıyla gerçek bir insan olduğunu kabul edebilmeyi de gerektirir. Tam da bu noktada modern ilişkilerde giderek daha sık karşılaşılan başka bir düşünce ortaya çıkar: “Belki daha iyisini bulabilirim.” Mükemmel iyinin katilidir Bir insanın kendisine uygun olmayan bir ilişkiden ayrılması ile sürekli daha iyi bir ihtimalin peşinden gitmesi aynı şey değildir.

İhtiyaçların karşılanmadığı, sınırların sürekli ihlal edildiği veya kişinin kendisini güvende hissetmediği bir ilişkiden uzaklaşmak sağlıklı bir karar olabilir. “Daha iyisini bulurum” düşüncesindeki mesele ise çoğu zaman mevcut partnerin gerçekten uygun olmamasından çok, başka bir yerde daha kusursuz bir seçeneğin bulunabileceği ihtimaline takılı kalmaktır. Günümüzde bu düşünceyi besleyen önemli unsurlardan biri, sahip olduğumuz seçeneklerin giderek artmasıdır.

Sosyal medya ve flört uygulamaları sayesinde kısa süre içerisinde çok sayıda insanla karşılaşabiliyor, daha önce sosyal çevremizle sınırlı olan potansiyel partner havuzunu neredeyse sınırsızmış gibi deneyimleyebiliyoruz. İlk bakışta daha fazla seçeneğe sahip olmak avantaj gibi görünür. Ancak psikolojide “choice overload” (seçenek bolluğu) olarak ele alınan durum, seçeneklerin artmasının her zaman karar vermeyi kolaylaştırmadığını gösterir.

Çok fazla alternatifle karşılaşmak bazen verdiğimiz karardan daha fazla şüphe etmemize ve seçmediğimiz ihtimalleri düşünmemize neden olabilir. Bu durum romantik ilişkilerde de kendisini gösterebilir. Kişi mevcut partnerini yalnızca ilişkinin kendi gerçekliği içerisinde değerlendirmek yerine, karşılaşabileceğini düşündüğü diğer insanlarla kıyaslamaya başlayabilir: Daha çekici biri olabilir.

Beni daha iyi anlayan biri olabilir. Benimle daha fazla ortak noktası olan biri olabilir. Daha romantik biri olabilir.

Belki bir sonraki kişi bana daha uygun olabilir. Teorik olarak bunların hepsi mümkündür. Dünyada bize bazı özellikler açısından daha uygun başka insanların bulunması ihtimali elbette vardır.

Ancak burada önemli olan, “daha iyi” ihtimalinin doğal bir sınırının olmamasıdır. Tam bu noktada psikolojide “maximizing tendency”, yani en iyi seçeneği bulmaya yönelik eğilim, dikkat çekici bir kavramdır. Bazı insanlar karar verirken kendileri için yeterince iyi ve ihtiyaçlarını karşılayan seçeneğe yönelebilirken, bazıları mümkün olan “en iyi” seçeneği bulmak ister.

Bu arayış, karar verildikten sonra bile sona ermeyebilir. Kişinin zihninde “Acaba daha iyisini seçebilir miydim?” sorusu devam edebilir. Romantik ilişkilere taşındığında ise bu düşünce biçimi, kişinin karşısındaki insanı olduğu haliyle değerlendirmesini zorlaştırabilir.

Çünkü partner artık yalnızca gerçek bir insanla değil, zihinde oluşturulan “daha iyi bir ihtimalle” de yarışmaktadır. Buradaki problem, gerçek bir insanın hayali bir alternatif karşısında her zaman dezavantajlı olmasıdır. Gerçek partnerimizin kusurlarını, zorlandığı alanları, kötü günlerini ve bizi hayal kırıklığına uğrattığı anları biliriz.

Henüz tanımadığımız “daha iyi” kişinin ise yalnızca zihnimizde oluşturduğumuz özelliklerini görürüz. Bu nedenle bazen karşılaştırdığımız şey iki insan değil; gerçek bir insan ile idealize edilmiş bir ihtimaldir. Sosyal Medya ve İlişkisel Karşılaştırma Bu arayışı güçlendirebilecek bir diğer süreç ise sosyal karşılaştırmadır.

İnsanların kendilerini başkalarıyla karşılaştırması yeni bir durum değildir; ancak sosyal medya, karşılaştırabileceğimiz insan ve ilişki sayısını önemli ölçüde artırmıştır. Üstelik burada eşit koşullarda bir karşılaştırma yapmayız. Kendi ilişkimizin tartışmalarını, sessizliklerini, rutinlerini ve hayal kırıklıklarını biliyoruz.

Başka bir çiftin ise çoğunlukla tatillerini, yıldönümlerini, hediyelerini, romantik yemeklerini ve mutlu anlarını görüyoruz. Bir başka ifadeyle, kendi ilişkimizin perde arkasını başkalarının vitriniyle karşılaştırıyoruz. Böyle bir karşılaştırma zaman içerisinde kişinin kendi ilişkisini olduğundan daha yetersiz değerlendirmesine neden olabilir.

Partnerin sıradan ama değerli davranışları görünmez hale gelirken, ilişkide eksik olan noktalar daha fazla dikkat çekmeye başlayabilir. Sonrasında küçük bir hayal kırıklığı bile şu soruyu tetikleyebilir: “Acaba yanlış insanla mı birlikteyim?” Oysa bir ilişkinin kusurlu olması, o ilişkinin yanlış olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde bir partnerin bütün beklentilerimizi karşılamaması da dışarıda tüm beklentilerimizi karşılayacak kusursuz bir kişinin bulunduğunu göstermez.

Belki de burada ayırt edilmesi gereken temel nokta şudur: Bir ilişkide gerçekten karşılanmayan temel ihtiyaçlar mı vardır, yoksa ilişki zihnimizdeki kusursuz ilişki ihtimaliyle mi karşılaştırılmaktadır? Çünkü sağlıklı bir ilişkiden ayrılmamak adına her şeye katlanmak ne kadar işlevsizse, her eksiklikte daha iyi bir alternatif aramak da ilişki kurmayı zorlaştırabilir. Doğru Kişiyi Bulmak mı, Birlikte İlişki Kurmak mı?

Modern ilişkilerde seçeneklerin artması bize daha fazla özgürlük sağlamış olabilir. Ancak seçim yapmanın kaçınılmaz bir tarafı vardır: Bir şeyi seçmek, diğer ihtimallerden vazgeçmeyi de içerir. Bağlanmak belki de tam olarak burada anlam kazanır.

Birini seçmek, dünyada ondan daha çekici, daha başarılı veya bazı özellikler açısından bize daha uyumlu hiç kimsenin bulunmadığına inanmak değildir. Başka ihtimallerin var olabileceğini bilirken, seçtiğimiz ilişkinin değerini görebilmek ve o ilişkinin gelişimine yatırım yapabilmektir. Elbette her ilişki sürdürülmek zorunda değildir.

Temel değerlerin uyuşmadığı, ihtiyaçların sürekli karşılanmadığı veya kişinin kendisini güvende ve değerli hissetmediği bir ilişkide “ilişkiler emek ister” düşüncesiyle kalmak sağlıklı değildir. Ancak bazen sorun karşımızdaki kişinin “yeterince iyi” olmaması değil, zihnimizin “daha iyisi mutlaka vardır” ihtimalinden vazgeçememesidir. Bu nedenle belki de ilişkilerde kendimize sormamız gereken soru yalnızca: “Daha iyisini bulabilir miyim?” Bazen daha önemli olan soru şudur: “Daha iyisini ararken, birlikte daha iyisini oluşturabileceğim bir ilişkiyi gözden kaçırıyor olabilir miyim?” Belki de sağlıklı bir ilişki, kusursuz kişiyi bulmakla değil; karşımızdaki kişiyi tüm gerçekliğiyle tanıyabilmek, farklılıkları kabul edebilmek ve iki tarafın da çabasıyla ortak bir alan oluşturabilmekle ilgilidir.

Çünkü ilişkiler yalnızca “doğru kişiyi” bulduğumuz için değil, birbirimizi anlamaya, duymaya ve ilişkiyi geliştirmeye devam ettiğimiz sürece derinleşir. İlişkiye hazır olmak da tam olarak burada anlam kazanır. Geçmişin yükünü yeni birine taşımadan, karşımızdaki kişiden bütün eksiklerimizi tamamlamasını beklemeden ve her zorlukta daha iyi bir ihtimale yönelmeden bir ilişkiyi gerçekten deneyimleyebilmek…

Çünkü bazen aradığımız “daha iyi”, başka bir insanda değil; iki kişinin birlikte kurmaya istekli olduğu ilişkinin içinde saklı olabilir.

Kaynakça

  • Le, B., & Agnew, C. R. (2003). Commitment and its theorized determinants: A meta-analysis of the Investment Model. Personal Relationships, 10(1), 37–57. https://doi.org/10.1111/1475-6811.00035
  • Mikkelson, A. C., & Pauley, P. M. (2013). Maximizing relationship possibilities: Relational maximization in romantic relationships. The Journal of Social Psychology, 153(4), 467–485. https://doi.org/10.1080/00224545.2013.767776
  • Price, A. A., Leavitt, C. E., Gibby, A. L., Holmes, E. K., & Johnson, A. O. (2024). Social comparison as a barrier to relationship satisfaction through a weakened sense of self. The American Journal of Family Therapy, 52(4), 432–447. https://doi.org/10.1080/01926187.2023.2272907
  • Rusbult, C. E. (1980). Commitment and satisfaction in romantic associations: A test of the investment model. Journal of Experimental Social Psychology, 16(2), 172–186. https://doi.org/10.1016/0022-1031(80)90007-4
  • Rusbult, C. E., & Buunk, B. P. (1993). Commitment processes in close relationships: An interdependence analysis. Journal of Social and Personal Relationships, 10(2), 175–204. https://doi.org/10.1177/026540759301000202
  • Rusbult, C. E., Martz, J. M., & Agnew, C. R. (1998). The Investment Model Scale: Measuring commitment level, satisfaction level, quality of alternatives, and investment size. Personal Relationships, 5(4), 357–387. https://doi.org/10.1111/j.1475-6811.1998.tb00177.x
  • Tran, P., Judge, M., & Kashima, Y. (2019). Commitment in relationships: An updated meta-analysis of the Investment Model. Personal Relationships, 26(1), 158–180. https://doi.org/10.1111/pere.12268
Sude Begüm Dilsizoğlu
Sude Begüm Dilsizoğlu
Sude Begüm Dilsizoğlu, Ufuk Üniversitesi Psikoloji bölümünden mezun olmuştur. Psikoloji alanında derinleşmek adına Şema Terapi, Aile Danışmanlığı, Oyun Terapisi ve Evlilik&İlişki Danışmanlığı gibi çeşitli eğitimler almıştır. Çeşitli kliniklerde deneyim kazanmış, bireysel danışmanlık süreçlerinde aktif olarak yer almıştır. Profesyonel gelişimine katkı sağlamak amacıyla Prof. Dr. Gökhan Çınar ile Aile Danışmanlığı ve Ece Ünner ile Diksiyon eğitimi alarak iletişim becerilerini güçlendirmiştir. Psikoloji bilgisini etkili şekilde aktarmaya önem veren Begüm, bireysel danışmanlık çalışmalarının yanı sıra psikoloji içerikleri üretmeye de devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar