Okullar açılırken ebeveynlerin sıkça dile getirdiği endişelerden biri, çocukların okula gitmekte zorlanmasıdır. “Çocuğum okula gitmek istemiyor” cümlesi çoğu zaman okul korkusu olarak yorumlansa da, bu durumun altında yatan temel mekanizma çoğu zaman okulun kendisi değil, okulun çocuğun zihninde temsil ettiği belirsizliktir. Çocuğun zihninde diyoruz çünkü çocuk için okulu nasıl algıladığı ve anlamlandırdığı önemli bir noktadır.
Çocuk için okul; yeni bir öğretmen, yeni arkadaşlar, farklı kurallar ve öngörülemeyen sosyal durumlar anlamına gelir. Yaz tatilinin esnek ve kontrol edilebilir yapısından, daha yapılandırılmış ve kurallı bir ortama geçiş, çocuğun içsel kontrol algısını zayıflatır. Psikolojik açıdan bu durum, kontrol kaybı ve öngörülebilirliğin azalması olarak deneyimlenir. Çocuk açısından “belirsizlik” ise soyut bir kavram değildir. Günlük yaşam içinde çok somut sorulara karşılık gelir: “Öğretmenim nasıl biri olacak?”, “Arkadaş bulabilecek miyim?”, “Yanlış yaparsam ne olur?”, “Teneffüste yalnız kalır mıyım?” Bu sorular, yetişkinler için küçük görünen ancak çocuk için yoğun bir bilişsel yük oluşturan durumlara işaret eder. Çünkü çocuk yalnızca dış dünyayı değil, kendi duygusal tepkilerini de öngöremez: “Ağlarsam ne olur?”, “Annem gider mi?”, “Kendimi kötü hissedersem ne yaparım?” Bu nedenle okul ortamı, yalnızca akademik bir alan değil; aynı zamanda çok sayıda bilinmezliği içinde barındıran bir duygusal geçiş alanıdır.
Psikoloji literatürü bu durumu güçlü biçimde desteklemektedir. Çocuk ve ergenlerle yapılan meta-analitik çalışmalar, belirsizliğe tahammülsüzlüğün kaygı ile güçlü bir ilişki gösterdiğini ortaya koymaktadır. Özellikle bir meta-analiz çalışmasında, belirsizliğe tahammülsüzlüğün kaygı düzeyindeki farklılıkların önemli bir kısmını açıkladığı belirtilmiştir (Osmanağaoğlu et al., 2018). Bu bulgu, çocuklarda kaygının yalnızca çevresel değil, aynı zamanda bilişsel bir yatkınlıkla da ilişkili olduğunu göstermektedir. Daha güncel boylamsal çalışmalar, Ryan ve arkadaşları (2025) belirsizliğe tahammülsüzlüğün gelişimsel süreçlerde kaygı ile ilişkili olduğunu göstermiştir. Özellikle okul öncesi dönemden itibaren yüksek belirsizlik hassasiyeti gösteren çocukların hem eş zamanlı olarak daha yüksek kaygı düzeylerine sahip olduğu hem de bu ilişkinin gelişimsel süreç boyunca farklı örüntüler sergileyebildiği belirtilmektedir. Ancak bulgular, belirsizliğe tahammülsüzlüğün çocukluk döneminde kaygının doğrudan nedensel bir belirleyicisi olup olmadığı konusunda net bir sonuca ulaşamamaktadır.
Çocuklar bu içsel deneyimi çoğu zaman sözel olarak ifade edemez. Ancak davranışlar bu noktada önemli bir gösterge haline gelir: sabah ağlamaları, okula gitmek istememe, bedensel şikâyetler ya da ebeveyne aşırı bağlanma gibi tepkiler, çoğu zaman “burada ne olacak?” sorusunun davranışsal karşılığıdır. Bu noktada müdahalenin amacı çocuğu zorlamak değil, belirsizliği mümkün olduğunca öngörülebilir hale getirmektir. Günlük rutinlerin netleştirilmesi, okul sürecine dair somut bilgi verilmesi, vedaların kısa ve tutarlı olması ve en önemlisi çocuğun duygusunun geçersizleştirilmeden kabul edilmesi sürecin temelini oluşturur. “Korkacak bir şey yok” demek yerine, “Orada neler olacağını merak ediyorsun ve bu biraz zorlayıcı olabilir” diyebilmek… Çünkü çocuklar için güven, her şeyin kesin olduğu bir dünya değil; belirsizlik karşısında duygularının anlaşılabildiği bir ilişkidir.
Belki de bu yüzden çocuklar okula değil, aslında bilinmeyene giderler. Ve o bilinmeyeni anlamlandırabilmek için en çok yetişkin rehberliğine ihtiyaç duyarlar.
Okula hazırlık sürecinde yetişkinlerin rolü, çocuğu yalnızca okula “alıştırmak” değil, aynı zamanda belirsizliği onun için daha öngörülebilir hale getirmektir. Bu süreçte okul hakkında somut ve gerçekçi bilgiler vermek, günlük rutini okul başlamadan önce yapılandırmak (çocuğun uyku, uyanma ve günlük etkinlik saatlerinin okul düzenine uyarlanması) ve geçişi kademeli hale getirmek önemlidir. Örneğin okulun nasıl bir yer olduğunu anlatmak, mümkünse okul çevresini önceden göstermek ve günün nasıl geçeceğine dair basit bir akış sunmak çocuğun zihinsel belirsizliğini azaltır. Bunun yanında ebeveynin kendi kaygısını çocuğa yansıtmaması ve vedalaşma süreçlerini kısa, net ve tutarlı şekilde gerçekleştirmesi de çocuğun duygusal regülasyonunu destekler. En kritik nokta ise çocuğun yaşadığı kaygıyı düzeltmeye çalışmak yerine, onu anlamak ve duygusuna eşlik edebilmektir.
Kaynakça
- Osmanağaoğlu, N., Creswell, C., & Dodd, H. F. (2018). Intolerance of uncertainty, anxiety, and worry in children and adolescents: A meta-analysis. Journal of Affective Disorders, 225, 80–90. https://doi.org/10.1016/j.jad.2017.07.035
- Ryan, Z. J., Rayson, H., Morriss, J., & Dodd, H. F. (2025). Does intolerance of uncertainty predict child generalised anxiety? A longitudinal study. Journal of Anxiety Disorders.


