Pazartesi, Eylül 21, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

İnsanlar Değişiyor, Hikayemiz Neden Değişmiyor?

İnsanlar Değişiyor, Hikaye Neden Değişmiyor? Yeni bir ilişki. Yeni bir insan. Yeni bir başlangıç. Ama bir süre sonra gelen garip bir his: Sanki bu hikâyenin bazı yerlerini daha önce okumuşuz gibi…

Başlangıçta her şey farklıdır. Yeni bir insan, yeni bir heyecan ve henüz yazılmamış bir hikâye vardır. Fakat zaman geçtikçe bazı duygular, tartışmalar ya da ilişkide üstlendiğimiz roller tanıdık gelmeye başlayabilir. Bir ilişkide yaşadığımız hayal kırıklığının benzerini başka bir ilişkide yeniden yaşayabilir, farklı bir insanla birlikteyken bile kendimizi yine aynı duygunun içinde bulabiliriz. Sonunda ise aklımıza tanıdık bir soru gelir: “Nasıl oldu da yine buraya geldik?”

Gündelik hayatta bunu çoğu zaman “Hep yanlış insanları seçiyorum.”, “İlişkilerimde hep aynı sorunları yaşıyorum.” ya da “Neden karşıma hep aynı tip insanlar çıkıyor?” diyerek açıklarız. Ancak tekrarlayan ilişki deneyimlerini yalnızca “aynı tip insanları seçmek” üzerinden açıklamak yeterli değildir. Çünkü romantik ilişkiler yalnızca partnerin özelliklerinden değil; geçmiş deneyimlerimizden, ilişkilere dair beklentilerimizden, bağlanma biçimimizden, olayları yorumlama şeklimizden ve ilişki içerisinde verdiğimiz tepkilerden de etkilenir.

Bu nedenle belki de asıl soru “Neden hep aynı insanları seçiyorum?” değil, “Neden farklı ilişkilerde benzer örüntüler ortaya çıkıyor?” olmalıdır.

Geçmişin Şimdiki İlişkilerimizdeki İzi

İnsanlar romantik ilişkilere yalnızca bugünkü halleriyle girmezler. Çocukluk ve erken yaşam deneyimleri, önemli kişilerle kurulan ilişkiler ve karşılanmış ya da karşılanmamış duygusal ihtiyaçlar; kişinin kendisi, diğer insanlar ve yakın ilişkiler hakkında bazı beklentiler geliştirmesine katkıda bulunabilir.

Şema Terapi yaklaşımında bu tür kalıpların bir bölümü erken dönem uyumsuz şemalar kavramıyla açıklanır. Örneğin duygusal ihtiyaçlarının yeterince karşılanmadığını deneyimleyen bir kişi, yetişkinlikte yakın ilişkilerde ilgi ve kabul görme konusunda daha hassas olabilir. Bir başka kişi ise yakınlığın hayal kırıklığıyla sonuçlanacağı beklentisi nedeniyle ilişkide mesafeyi korumaya daha yatkın olabilir.

Ancak burada önemli bir ayrım vardır: Geçmiş deneyimler yetişkinlikteki ilişkileri kaçınılmaz biçimde belirlemez. Araştırmalar, erken dönem şemalar, bağlanma özellikleri ve romantik ilişki doyumu arasında ilişkiler bulunduğuna işaret etse de bu değişkenlerin hiçbiri tek başına bir ilişkinin sonucunu açıklamaz. Dolayısıyla geçmişi bir “kader” olarak değil, bugünkü ilişki deneyimimizi etkileyebilen faktörlerden biri olarak değerlendirmek gerekir.

Aynı İnsan Değil, Aynı Örüntü

Tekrarlayan ilişkilerde dikkatimizi çoğu zaman partnerin özelliklerine veririz: “Yine duygusal olarak ulaşılmaz birini seçtim.”, “Yine ilişkinin bütün yükünü ben taşıdım.” Oysa bazen asıl bakılması gereken, ilişkinin içinde bizim nasıl bir konuma geldiğimizdir.

Çünkü aynı davranış farklı kişiler için farklı anlamlar taşıyabilir. Partnerin geç cevap vermesi bir kişi için sıradan bir durumken, başka biri için “Benden uzaklaşıyor.” şeklinde yorumlanabilir. Bu yorum kaygıyı artırabilir ve kişi daha fazla güvence arayabilir. Karşı taraf ise bu yoğunluğu baskı olarak algılayıp geri çekilebilir. Böylece birinin davranışı diğerinin tepkisini, o tepki de ilk kişinin sonraki davranışını etkileyerek bir döngü oluşturabilir.

Benzer şekilde, Şema Terapi literatüründe “şema kimyası” kavramı, bazı kişilerin mevcut şemalarımızı harekete geçirebilmesi üzerinden açıklanır. Buradaki fikir, kişinin yalnızca “aynı tip insanlara” çekilmesi değildir; bazı ilişkilerin geçmişten tanıdık gelen duyguları daha kolay harekete geçirebilmesidir. Bu nedenle kimi zaman çok güçlü bir çekim, yalnızca uyumun değil, kişinin hassasiyetlerinin de devreye girdiği bir ilişkinin işareti olabilir.

Bağlanma biçimleri de bu örüntülerin anlaşılmasına katkı sağlayabilir. Örneğin kaygılı bağlanma özellikleri daha belirgin olan bir kişi ilişkide güvence aramaya daha fazla ihtiyaç duyabilirken, kaçıngan özellikleri daha belirgin bir kişi yakınlık arttığında mesafe ihtiyacı hissedebilir. Bu iki örüntü bir araya geldiğinde, bir tarafın yakınlaşma çabası diğer tarafın geri çekilmesini, geri çekilme ise ilk tarafın daha fazla yakınlık aramasını tetikleyebilir. Ancak bu durum, “kaygılı insanlar mutlaka kaçıngan insanları seçer” şeklinde genellenebilecek bir kural değildir. Burada önemli olan, iki kişinin davranışlarının birbirini nasıl etkilediğidir.

“Bu Kez Farklı Olacak” Düşüncesi

Bazen kişi kendisine iyi gelmeyen bir ilişkinin ardından benzer özellikler taşıyan başka bir ilişkiye yeniden girebilir. Üstelik bunu geçmişi tekrar etmek için değil, bu kez farklı bir sonuç yaşayacağına inanarak yapabilir. Psikodinamik literatürde yineleme zorlantısı kavramı, geçmişte çözümlenmemiş bazı çatışmaların farklı biçimlerde tekrar edilmesini açıklamak için kullanılmıştır. Ancak bu kavramı “İnsan bilinçdışı olarak kendisine zarar veren kişileri seçer.” şeklinde basitleştirmek doğru değildir.

Daha bütüncül bir bakışla düşünüldüğünde, geçmiş deneyimler, mevcut beklentiler, kişinin olaylara verdiği anlam ve ilişki içerisindeki davranışları birlikte değerlendirilmelidir. Çünkü yeni bir ilişki, geçmişin aynısını yaşamak zorunda olduğumuz bir alan değildir; fakat geçmişten gelen bazı beklentiler fark edilmediğinde, yeni ilişkinin içinde benzer tepkiler yeniden ortaya çıkabilir.

Döngüyü Fark Etmek

Tekrarlayan ilişki örüntülerini fark etmek, “Sorun bende.” sonucuna ulaşmak anlamına gelmez. Asıl mesele, ilişkinin içerisinde tekrar eden kısmı görebilmektir. Hangi durumlarda benzer şekilde tepki veriyorum? Partnerimin davranışlarına hangi anlamları yüklüyorum? Kaygılandığımda ne yapıyorum? Sınırlarımın aşıldığını fark ettiğim halde neden devam ediyorum?

Bu sorular, dikkati yalnızca “Nasıl bir partner seçiyorum?” sorusundan “Bu ilişkinin içinde nasıl davranıyorum ve ne yaşıyorum?” sorusuna taşır. Örüntünün fark edilmesi, kişinin aynı durumda daha önce verdiği tepkiyi otomatik olarak tekrar etmek zorunda olmadığını görebilmesi açısından önemlidir.

Belki de Tekrar Eden Kişi Değil, Hikâyedir

Bazen hayatımıza giren insanların birbirine ne kadar benzediğini düşünürüz. Oysa benzer olan her zaman insanlar değildir; bazen ilişkilerin içinde tekrar eden beklentiler, yorumlar ve tepkilerdir.

Yeni bir insan gelir, yeni bir ilişki başlar ve her şey gerçekten farklı olabilir. Ancak geçmişten taşıdığımız bazı beklentiler ve ilişkiyi yorumlama biçimlerimiz yeni ilişkinin içinde de kendine yer bulabilir.

Bu, geçmişimizin kaderimiz olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde her başarısız ilişkiyi çocukluk deneyimleriyle açıklamak da doğru değildir. İnsan davranışı; kişisel özellikler, yaşam deneyimleri, içinde bulunulan koşullar ve kişilerarası etkileşimlerin birlikte şekillendirdiği karmaşık bir süreçtir.

Belki de bu yüzden kendimize yalnızca “Neden hep aynı insanları seçiyorum?” diye sormak yerine, daha farklı bir soru yöneltmek gerekir:

“Bu ilişkide ne tekrar ediyor?”

Çünkü bazen hayatımıza giren insanlar değişir, ilişkinin başlangıcı değişir, koşullar değişir. Fakat hikâyenin nerede tekrar etmeye başladığını fark etmediğimiz sürece, bir süre sonra yine aynı soruyla karşılaşabiliriz: “Ben bunu daha önce yaşamadım mı?”

Kaynakça

  • Eşici, H., & Özbay, Y. (2020). Beliren yetişkinlikte romantik ilişki kalitesi ile bağlanma ilişkisinde psikolojik ihtiyaçlar ve zedelenmiş otonominin aracı etkisi. 21. Yüzyılda Eğitim ve Toplum, 9(26), 267–288.
  • Muezzin, E. E., Çetin, N., & Yüksel, M. M. (2024). Beliren yetişkinlerde erken dönem uyumsuz şemalar ile çocukluk çağı travmalarının romantik ilişki doyumu üzerindeki etkisi: Duygu düzenleme güçlüğünün aracı rolü. Anemon Muş Alparslan Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 12(1), 171–187.
  • Muezzin, E. E., & Özer, M. (2024). Romantik ilişkilerde bağlanma stilleri ile algılanan ilişki doyumu arasındaki ilişkinin incelenmesi. Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 26(4), 1871–1880. https://doi.org/10.32709/akusosbil.1216429
  • Yolkesen, S., & Gökdağ, C. (2026). Erken dönem uyumsuz şemalardan ilişki doyumuna: Romantik mükemmeliyetçiliğin aracı rolü. Türk Psikoloji Dergisi, 41(97), 113–132. https://doi.org/10.31828/turkpsikoloji.1792674
İrem uyar
İrem uyar
İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunudur. Eğitim süreci boyunca çocuk ve ergen ruh sağlığına odaklanmış; gelişimsel psikoloji, bağlanma ve ebeveynlik çalışmaları üzerine ilgi geliştirmiştir. Psikoloji alanında yetkinleşmenin yalnızca akademik eğitimle değil, saha deneyimi, gözlem ve toplumsal sorumluluk bilinciyle mümkün olduğuna inanmaktadır. Bu doğrultuda lisans yıllarında çeşitli kurumlarda deneyim kazanmış, gönüllülük faaliyetleri ve sosyal sorumluluk projelerinde aktif olarak yer almıştır. Psikolojiyi bireyin yaşam öyküsünü anlamaya yardımcı olan bilimsel bir rehber olarak değerlendiren, çocukluk deneyimlerinin insan gelişimindeki belirleyici rolüne ilgi duymaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar