Cumartesi, Eylül 12, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Çizgi Filmlerin Bize Öğrettiği Görünmez Cinsiyet Rolleri

İnsan, diğer bazı canlı türleri gibi öğrenme yeteneği olan bir varlıktır. Bu öğrenme bazen deneme yanılma, bazen ödül-ceza yöntemi ile, bazen de sosyal öğrenme kuramı dediğimiz gözlem yoluyla gerçekleşebilir.

Sosyal öğrenme kuramına göre toplumdaki bireyler bir davranışı gözlem yaparak, başkalarını model alarak öğrenir. Buna klasik bir örnek, Bandura’nın Bobo Doll deneyi olarak bilinen çalışmasıdır. Bu deneyde çocuklara, bir yetişkinin Bobo adında şişme bir oyuncak bebekle saldırgan veya saldırgan olmayan bir biçimde oynadığı izletilmiştir. Daha sonra çocuklar tek tek, içerisinde Bobo oyuncak bebeğinin de bulunduğu çeşitli oyuncakların olduğu bir odaya alınmıştır. Saldırgan davranışı gözlemleyen çocukların daha yüksek oranda aynı ya da benzer saldırgan davranışlar sergiledikleri gözlenmiştir. Sonuç olarak, sonunda ödül ya da ceza olmadan da bir davranış yalnızca gözlemlenerek öğrenilebilir. Çocukların çizgi film izleme alışkanlıklarından gözlemledikleri davranış ve yargı kalıpları gibi.

Çizgi filmler, çocukların değer oluşumu ve kişilik gelişimi süreçlerinde önemli araçlardır. Çocuklar, çizgi filmin sunduğu dünyadan, karakterlerden ve olaylardan olumlu etkilendikleri kadar olumsuz da etkilenebilirler. Bu nedenle çizgi filmlerin içerikleri eğitici, öğretici ve nitelikli olmalıdır. Fakat bazı çizgi filmler çocuklara ataerkil sisteme dayalı cinsiyet rollerini bilinçli veya bilinçsiz şekilde aktarırlar. Özellikle eski dönem çizgi filmlerde bu aktarıma sık sık rastlansa da günümüzde hala bu tarz aktarımların görüldüğü çizgi filmlerin var olduğunu söylemek mümkündür.

Toplumsal cinsiyet konusunda farkındalığımız arttıkça, geçmişte normalleştirdiğimiz ve bize dayatılan cinsiyet rollerine ne kadar maruz kaldığımızı fark ediyoruz. Özellikle prenses animasyonlarında kadın ve erkek karakterlerin özelliklerini incelediğimizde ne kadar tektipleştirilmiş olduğu anlaşılır. Küçük Deniz Kızı Ariel’in prensin dünyasına ayak uydurmak için kendi benliğinden vazgeçmesi, Rapunzel’in esir olduğu kuleden ancak prens sayesinde kurtulması, Güzel ve Çirkin’de Belle’in Canavar Prens onu esir almasına rağmen ona aşık olması (yakışıklı prensin bir cadıya aşık olduğuna ise pek rastlamayız :)), Uyuyan Güzel Aurora’nın ancak ve ancak bir prensin aşk öpücüğüyle 100 yıllık uykusundan uyandırılması, Cinderella’yı hizmetçi olarak geçirdiği zorlu hayattan prensle evlenmesinin kurtarması, Pamuk Prenses’in cücelerin evinde kalabilmek için “annelik” rolünü üstlenmesi… Güzel ve Çirkin’de Belle; kitap okumayı, keşfetmeyi seven, cesur ve kararlı kişiliğiyle diğer prenseslerden ayrılsa da filmin sonu yine bir prensle evlenme sonucunda mutluluğa ulaşma şeklinde biter.

Kadın karakterlerin kurtarılmaya ihtiyaç duyması ve kurtarıcıların çoğu zaman erkek karakterler olması; fedakarlık, anlayış, savunmasızlık ve duygusallık çoğunlukla kadın karakterlerle; cesaret, öfke ve fiziksel güç gibi özelliklerin ise erkek karakterlerle ilişkilendirilmesi geleneksel çizgi filmlerde sıkça karşımıza çıkar. Ek olarak bu çizgi filmlerin bir başka ortak noktası ise kadın karakterlerin birbiri ile olan ilişkileridir. Genellikle kötü karakter üvey anne ya da bir cadı olur ve iki kadın karakter arasındaki ilişkide çoğu zaman kıskançlıktan doğan bir düşmanlık görülür. Bu durum hem gündelik hayatta kadınların rekabet alanını “güzellik ve erkekler” olarak sınırlandıran hem de kadınlar arasındaki ilişkiyi yalnızca olumsuz duygulara indirgeyen bir mesaj verebilir.

Prenses çizgi filmleri dışındaki diğer çizgi filmlerde de benzer şekilde kalıplaşmış cinsiyet rolleri görülür. Erkek karakterler ev dışı mekanlarda, farklı sosyal aktivitelerde yer alırken kadın karakterler ev içinde ve genellikle ev işi ve çocuk bakımıyla ilişkilendirilir. Aynı şekilde Pepee ve Niloya gibi Türk yapımı çizgi filmlerinde de söz konusu toplumsal cinsiyet kalıplarının örneklerine rastlanır.

Bununla birlikte, tüm çizgi filmlerin aynı toplumsal cinsiyet kalıplarından oluştuğunu söylemek mümkün değildir. Kadın karakterlerin güçlü, bağımsız, kendi kararlarını alabilen ve cesur karakterler olarak kurgulandığı yapımlar da vardır. Örneğin Powerpuff Girls’de süper güçlere sahip üç kız kardeşin dünyayı kurtarması anlatılır. Powerpuff Girls buna güçlü bir örnektir çünkü üç kardeş de birbirinden farklı kişilik özellikleriyle karşımıza çıkar. Blossom lider ruhlu, Bubbles duygusal ve Buttercup ise daha çok öfkeli bir karaktere sahiptir. Bu durum, kız karakterlerin süper kahraman olması için masküleniteye ihtiyaç duymadığını göstermenin güzel bir yoludur. Benzer şekilde Disney’in Merida ve Moana karakterleri hikâyelerinin merkezine romantik bir ilişkiyi değil, kendi seçimlerini ve mücadelelerini koyar. Özellikle vizyona girdiği andan beri sosyal hayatta ve medyada sıkça rastladığımız Karlar Ülkesi’nin Elsa ve Anna karakterleri kız kardeşlik bağına odaklanmış, kadın karakterlerin toplumda kendi başlarına var olabilmesi için bir prense ihtiyaç duymadıklarını göstermiştir. Filmin sonunda Anna’yı lanetten kurtaracak “gerçek aşk öpücüğü” ise diğer çizgi filmlerin aksine bir erkekten değil kız kardeşinden gelir ve kadın dayanışmasına örnek olur.

Önemli olan izlediğimiz her çizgi filmi yanlış olarak değerlendirmek değil, bize gösterilen bu yargıları fark edebilmek ve çocuklara daha farklı ihtimallerin olabileceğini de göstermektir. Çünkü bir çocuğun izlediği karakterin cesur olabilmesi için erkek, kurtarılmayı beklemesi için de kadın olması gerekmez.

Belki de çocuklar, öğrenmeye en açık oldukları dönemde bu kalıp yargılara maruz kalmadan, ev işlerinde babalarını da görerek, çeşitli iş alanlarında kadınların olduğunu fark ederek büyüdüklerinde daha eşitlikçi bir dünya oluşturabilirler.

Kaynakça

  • Bayrakçı, M. (2007). Sosyal öğrenme kuramı ve eğitimde uygulanması. SAÜ Eğitim Fakültesi Dergisi, 14.
  • Pehlivan Muratoğlu, B. (2019). Toplumsal cinsiyet rolleri açısından Türk çizgi filmlerinde anne ve baba temsili üzerine bir çalışma. Medya ve Kültürel Çalışmalar Dergisi, 1(2).
Zeynep Köse
Zeynep Köse
Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmet bölümünden Şeref Öğrencisi olarak mezun oldum. Lisans eğitimim sırasında yaklaşık bir sene boyunca okulumuzun psikoloji topluluğunda yazar olarak görev aldım. Yaptığım stajlar, bitirme tezi ve gönüllülüklerim sayesinde özellikle engellilik, bağımlılık, afet ve adli sosyal hizmet alanlarında bilgiye sahibim. Mesleğimin olmazsa olmazı psikoloji biliminin yanı sıra toplumsal cinsiyet ve aile danışmanlığı alanlarına da oldukça ilgiliyim. Turkishe 2026 Bootcamp katılımcısı olarak farklı alanlarda edindiğim bilgilerle perspektifimi güçlendiriyorum. Kelimelerime güveniyor, size iyi okumalar diliyorum!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar