Kadın Cinselliğinde Görünmeyen Engel: İstemekle İzin Vermek Arasındaki Fark
Kadınların kendi arzuları ile toplumsal beklentiler arasında sıkışmasının psikolojisi Bir kadın cinselliğini istemediğinde bunu anlamak çoğu zaman daha kolaydır. Peki ya istediği halde kendini bırakamıyorsa? Bir kadının partnerine karşı arzu duyması, onu istemesi, hatta cinsellikten haz almak istemesi; cinselliği rahatlıkla yaşayabileceği anlamına gelmeyebilir. Çünkü arzu ile o arzuyu yaşayabilmek aynı şey değildir. Bazen kişi zihinsel olarak “İstiyorum” derken, başka bir parçası hala “Buna hakkım var mı?” diye sorabilir. Kadın cinselliği konuşulurken çoğu zaman arzunun varlığı ya da yokluğu üzerinden düşünürüz. Oysa bazı durumlarda asıl mesele arzunun kendisi değil, kadının kendi arzusuna ne kadar izin verebildiğidir. Özellikle kadın cinselliğinin uzun süre ayıp, namus, kontrol ve toplumsal beklentiler üzerinden değerlendirildiği kültürlerde kadın, kendi bedeni ve arzusu hakkında yalnızca partneriyle değil, yıllar içinde öğrendiği kurallarla da mücadele etmek zorunda kalabilir. Bu nedenle cinsel yaşamda yaşanan bazı güçlükleri yalnızca “isteksizlik” olarak tanımlamak, deneyimin psikolojik boyutunu fazlasıyla daraltabilir. Bazen ortada gerçekten var olmayan bir arzudan değil, var olan arzunun güvenle yaşanamamasından söz ediyoruzdur. Kadın Cinselliği Öğrenilen Bir Deneyimdir Cinsellik yalnızca biyolojik bir dürtü değildir. İnsan kendi bedenini, sınırlarını, haz duygusunu ve cinsellikle ilgili anlamları yaşam boyunca öğrenir. Özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde bedene ilişkin verilen mesajlar, kişinin ilerleyen yıllarda kendi cinselliğine nasıl yaklaşacağını etkileyebilir. Bir kız çocuğuna sürekli “Öyle oturma”, “Eteğini düzelt”, “Erkeklerin yanında dikkatli ol”, “Kendini koru”, “İyi kızlar böyle davranmaz” gibi mesajlar verildiğinde, bu cümlelerin amacı çoğu zaman çocuğu korumaktır. Ancak bu mesajlar cinsellikle ilgili daha geniş bir sessizlik ve utanç kültürüyle birleştiğinde çocuk zamanla kendi bedeninin doğal bir parçası olan merak, haz ve arzuyu da kontrol edilmesi gereken bir şey olarak öğrenebilir. Burada sorun tek bir cümlenin kendisi değildir. Sorun, yıllar boyunca tekrar eden mesajların oluşturduğu anlam dünyasıdır. Cinsellik hakkında hiç konuşulmayan, bedenin yalnızca saklanması gereken bir alan olarak öğretildiği bir ortamda büyüyen kişi yetişkin olduğunda kendi bedeniyle rahat bir ilişki kurmakta zorlanabilir. Örneğin evlenmiş ve partnerini seven bir kadın, cinsel yakınlık sırasında neden gerildiğini anlamakta zorlanabilir. Partnerine karşı herhangi bir öfkesi ya da isteksizliği olmayabilir. Hatta cinselliği arzuladığı halde, yakınlık başladığında zihninde “Acaba doğru mu?”, “Böyle davranmak fazla mı?”, “Beni nasıl görüyor?” gibi düşünceler belirebilir. Bu durumda sorun yalnızca cinsel deneyimin kendisinde değildir. Kişinin yıllar içinde kendi arzusu hakkında öğrendikleri de o anın içine girmiştir. İstemek ile İzin Vermek Aynı Şey Değildir Cinsel arzunun ortaya çıkması ile kişinin kendisini o arzuyu yaşamaya bırakabilmesi arasında önemli bir fark vardır. Bir kadın partnerini arzulayabilir ancak cinsellik sırasında bedeninin görünümünü düşünmeye başlayabilir. Bir diğeri cinselliği istediği halde “fazla istekli” görünmekten çekinebilir. Bir başkası kendi arzusunu ifade etmekte zorlanabilir; çünkü yıllarca kadınlığın daha çok kontrollü, ölçülü ve karşı tarafın isteğine cevap veren bir konum üzerinden tanımlandığını öğrenmiştir. Örneğin partneri “Ne istiyorsun?” diye sorduğunda, aslında bir tercihi olduğu halde “Sen nasıl istersen” demek bazı kadınlar için daha kolay olabilir. Çünkü kendi isteğini söylemek, yalnızca cinsel bir tercih belirtmek değil, aynı zamanda görünür olmak anlamına gelir. “Bunu istiyorum” dediğinde kendisini fazla açık, fazla talepkar ya da yargılanabilir hissetmesi mümkündür. Burada önemli olan, kadının gerçekten istememesi ile istemesine rağmen kendisine izin verememesi arasındaki farktır. İlkinde arzunun kendisi sınırlıdır; ikincisinde ise arzu vardır ancak onunla birlikte utanç, suçluluk, kaygı ya da kontrol ihtiyacı devreye girer. Dolayısıyla bazı kadınlar için mesele yalnızca ne istedikleri değil, istedikleri şeyi istemenin kendileri hakkında ne anlama geldiğidir. Beden Haz Alırken Zihin Neden Geri Çekilir? Cinsel deneyim sırasında kişinin dikkatinin bedensel duyumlardan uzaklaşması, haz alma kapasitesini etkileyebilir. Kişi bir yandan partnerine yakınlık hissederken diğer yandan bedeninin nasıl göründüğünü, partnerinin onu nasıl değerlendirdiğini veya yeterince çekici olup olmadığını düşünmeye başlayabilir. Örneğin ışığın açık olması bazı kadınlarda yalnızca fiziksel bir ayrıntı değildir. Kişinin zihninde “Karnım görünüyor mu?”, “Bedenimi beğenecek mi?”, “Bende bir kusur fark edecek mi?” gibi düşünceler başlıyorsa, dikkat artık hazza değil değerlendirilme ihtimaline yönelmiştir. Aynı şey performans beklentisi için de geçerlidir. “Orgazm olabilecek miyim?”, “Yeterince uyarıldım mı?”, “Partnerim neden hala bekliyor?” gibi düşünceler arttıkça kişi cinselliği yaşamaktan çok cinselliğini değerlendirmeye başlayabilir. Bu durumda kişi kendi bedeninin içinde olmaktan çıkıp kendisini dışarıdan izlemeye başlar. Cinsellik bir yakınlık deneyiminden uzaklaşıp performans değerlendirmesine dönüşür. Oysa cinsellik bir sınav değildir. Bir performans göstergesi de değildir. Haz almanın kendisi kadar, kişinin o sırada kendisini güvende ve özgür hissedebilmesi de önemlidir. “İyi Kadın” Olmak ile Arzulu Bir Kadın Olmak Çatışabilir mi? Kadınlara yönelik toplumsal beklentiler zaman içinde değişmektedir. Ancak bazı kadınlar hala cinsel arzularını ifade etmek ile “nasıl bir kadın olmalıyım?” sorusu arasında bir çatışma yaşayabilmektedir. Bu çatışma her zaman açık biçimde fark edilmez. Bir kadın modern, özgür ve cinsellik konusunda rahat olduğunu düşünebilir; fakat kendi arzusu söz konusu olduğunda daha katı kuralların ortaya çıktığını fark edebilir. Örneğin bir kadın başka bir kadının cinsellik hakkında açıkça konuşmasını doğal karşılayabilir fakat kendi arzularını ifade ettiğinde utanabilir. Başkasının bedenini beğenmesini normal bulabilir ancak kendi bedeninin görülmesinden rahatsız olabilir. Cinsel isteği olan kadınları yargılamadığını söyleyebilir ama kendisi istek duyduğunda “fazla” olduğunu düşünebilir. Bu bir tutarsızlık değildir. Çünkü insanın düşünsel olarak kabul ettiği bir şey ile duygusal olarak içselleştirdiği şey aynı olmayabilir. Bir kadın zihinsel olarak “Cinsellik ayıp değil” diyebilir. Fakat bedeni ve duygusal sistemi yıllarca bunun tersini öğrenmiş olabilir. Bu nedenle psikolojik değişim yalnızca doğru bilgiyi edinmekle gerçekleşmez. Kişinin öğrendiği eski anlamların kendi üzerindeki etkisini fark etmesi ve zaman içinde farklı bir deneyim yaşayabilmesi gerekir. Cinselliği Yaşamak ile Cinselliği Borç Bilmek Arasındaki Fark Kadın cinselliğinde önemli bir başka ayrım da cinselliği gerçekten istemek ile partnerin beklentisini karşılamak için cinsellik yaşamaktır. Bazı kadınlar “İstemiyorum” demenin ilişkiye zarar vereceğini düşünerek cinselliğe razı olabilir. Bazıları partnerini kırmamak, tartışma yaşamamak veya “iyi bir eş” olduğunu göstermek için kendi isteğini ikinci plana atabilir. Örneğin yoğun bir günün ardından cinsel yakınlık istemeyen bir kadın, bunu açıkça söylemek yerine “Tamam” diyebilir. Çünkü partnerinin alınmasından, kendisini artık arzulamadığını düşünmesinden veya ilişkide bir sorun çıkmasından endişelenebilir. Dışarıdan bakıldığında bir cinsel yakınlık yaşanmıştır; ancak kişinin kendi arzusu bu deneyimin içinde olmayabilir. Sağlıklı cinsellik yalnızca “hayır diyebilmek” değildir. Aynı zamanda “evet” dediğinde bunun gerçekten kendisine ait bir evet olabilmesidir. Üstelik rıza tek seferlik bir onay da değildir. Kişi herhangi bir noktada fikrini değiştirebilir, durmak isteyebilir veya başka bir şeye geçmek isteyebilir. Kendi sınırlarının ilişki içinde korunacağını bilen bir kişinin cinselliği daha özgür bir deneyim olarak yaşayabilmesi mümkündür. Güven Yoksa Arzu da Kendini Geri Çekebilir Cinsel yakınlık, kişinin fiziksel ve duygusal olarak savunmasız kalabildiği bir deneyimdir. Bu nedenle güven duygusu cinselliğin önemli bileşenlerinden biridir. Partnerinin onu yargılamayacağını, bedenini küçümsemeyeceğini, sınırlarına saygı göstereceğini ve “hayır” dediğinde ilişkinin tehdit altında kalmayacağını bilen bir kişinin kendisini bırakması daha mümkün olabilir. Buna karşılık kişi partnerinin tepkilerinden emin değilse, cinsellik sırasında kendisini korumaya devam edebilir. Örneğin geçmişte bedeniyle ilgili küçümsenmiş, reddedilmiş ya da alay edilmiş bir kadın, yeni partneri güvenli biri olsa bile ilk başlarda bedenini tamamen görünür kılmakta zorlanabilir. Bu noktada cinsel güçlük her zaman bedenin “bozuk” olduğuna işaret etmez. Bazen beden, kişinin kendisini yeterince güvende hissetmediği bir durumda temkinli davranıyor olabilir. Bu nedenle cinselliği yalnızca teknik bir mesele olarak ele almak yerine kişinin ilişkideki güven duygusuna, sınırlarına, geçmiş deneyimlerine ve kendi bedeniyle kurduğu ilişkiye de bakmak gerekir. Kendi Arzusunu Tanımak Neden Önemli? Kendi cinselliğiyle daha sağlıklı bir ilişki kurabilmek, kişinin öncelikle kendi arzusu ile başkalarının beklentisini ayırt edebilmesiyle başlar. “Partnerim ne istiyor?” sorusunun yanında “Ben ne istiyorum?” sorusunun da yer alması gerekir. “Bunu gerçekten arzuluyor muyum, yoksa reddetmekten mi çekiniyorum?” ya da “Bunu yaparken bedenimde ne hissediyorum?” gibi sorular, kişinin kendi deneyimine yeniden yaklaşmasına yardımcı olabilir. Buradaki amaç kişinin kendisini sürekli analiz etmesi değildir. Tam tersine, kendisini değerlendirmeyi bırakıp kendi deneyimini fark edebilmesidir. Çünkü sağlıklı cinsellik yalnızca daha fazla cinsel deneyim yaşamakla değil, kişinin kendi bedeni ve arzusu üzerinde söz sahibi olduğunu hissetmesiyle ilgilidir. Arzunun varlığı kadar, o arzunun kişinin kendisine ait olduğunu hissedebilmesi de önemlidir. Sonuç Kadın cinselliği hakkında konuşurken çoğu zaman “Kadınlar neden istemiyor?” sorusuna odaklanıyoruz. Oysa bazı durumlarda daha önemli soru şudur: Kadınlar istediklerinde kendi arzularına ne kadar izin verebiliyor? Bir kadının arzu duyması, bunu ifade etmesi ve haz alması onun değerini, ahlakını ya da nasıl bir kadın olduğunu belirlemez. Cinsellik, kişinin kimliğini kanıtlamak zorunda olduğu bir alan da değildir. Bazen cinsel özgürleşme daha fazla şey yapmakla değil, kişinin kendi içindeki; ayıp, fazla, normal değil, böyle görünmemeliyim gibi sesleri fark etmesiyle başlar. Çünkü kişi kendi arzusunu tanımaya başladığında, cinselliği başkalarının beklentilerine göre değil, kendi deneyimi üzerinden anlamlandırma fırsatı bulur. Belki de kadın cinselliğinde en önemli dönüşüm, kadının yalnızca istemeye değil, istediğini istemesine de izin verebilmesiyle başlar.


