Arzularımız, beklentilerimiz, sınırlarımız, meraklarımız, korkularımız ve fantezilerimiz cinselliğin önemli bir parçasıdır. Buna rağmen cinsellik söz konusu olduğunda çoğu zaman yaşamak konuşmaktan daha kolay gelir. Ne istediğimizi söylemekten veya istemediğimiz bir şeyi dile getirmekten, hatta merak ettiğimiz bir konuyu sormaktan veya bir fantezimizi paylaşmaktan çekinebiliriz. Belki de bu nedenle cinselliğin en önemli meselelerinden biri yalnızca onu yaşayabilmek değil, onun hakkında konuşabilmektir.
Yakın ilişkilerde bazen partnerin kendiliğinden bir şeyleri anlamasını bekleriz. Nelerden hoşlandığımızı, neyin bizi rahatsız ettiğini, ne zaman yakınlık istediğimizi veya istemediğimizi söylemeden bilmesini arzulayabiliriz. Hatta “Beni seviyorsa anlamalı” düşüncesi, cinsel yaşamın içine de sızabilir. Ancak cinsellik zihin okuma alanı değildir. Her bireyin arzusu, bedeni, sınırları ve cinselliğe yüklediği anlam farklıdır. Üstelik bunlar yaşam boyunca değişebilir. Bir dönem haz veren bir deneyim, başka bir dönemde aynı şekilde karşılık bulmayabilir. Daha önce hiç merak edilmeyen bir şey zamanla bir fanteziye dönüşebilir. Yakınlık ihtiyacı, cinsel istek ve sınırlar ilişkinin farklı dönemlerinde yeniden şekillenebilir. Bu nedenle cinsel iletişim yalnızca “neyi seviyorsun?” sorusuna verilen bir cevaptan ibaret değildir; çünkü “bunu seviyorum” diyebilmek kadar “bunu istemiyorum”, “bunu merak ediyorum”, “burada yavaşlamana ihtiyacım var”, “bunu denemeye hazır değilim” veya “bunun hayalini kuruyorum ama gerçekte yaşamak isteyip istemediğimi bilmiyorum” diyebilmek de cinsel iletişimin bir parçasıdır.
Özellikle fanteziler söz konusu olduğunda konuşmak daha da zorlaşabilir. Çünkü fanteziler, kişinin cinselliğinin en mahrem ve biricik alanlarından biridir. Arzularımızdan, geçmiş deneyimlerimizden, düşlerimizden ve iç dünyamızın bize özgü parçalarından izler taşıyabilir. Bu nedenle bir fanteziyi paylaşmak kimi zaman kişinin kendisine ait oldukça özel bir alanı bir başkasına açması anlamına gelir. Yargılanma, yanlış anlaşılma veya farklı görülme kaygısı da tam burada ortaya çıkabilir. Ancak arada kurulan güven duygusu, bu mahrem alanın paylaşılabilmesi için güvenli bir zemin hazırlayabilir. Kişi, anlattıklarının yargılanmayacağını, küçümsenmeyeceğini veya kendisine karşı kullanılmayacağını hissettiğinde arzusuna dair daha açık konuşabilir. Elbette her fantezinin paylaşılması gerektiği gibi bir zorunluluktan söz edemeyiz. Ancak kişi paylaşmak istediğinde bunu utanmadan, yargılanmadan ve anlaşılabileceğini hissederek dile getirebilmesi, o kişilerin birbirlerinin iç dünyasına biraz daha yaklaşmalarına ve aralarındaki yakınlığın derinleşmesine alan açabilir.
Cinselliği konuşabilmenin yalnızca çiftler arasında değil, toplumsal düzeyde de önemlidir; çünkü toplum olarak konuşmaktan kaçındığımız şeyler ortadan kaybolmaz. Aksine, sessizliğin içinde başka anlamlar kazanır. Cinsellik “ayıp”, “günah”, “konuşulmaz” veya “kendiliğinden bilinmesi gereken” bir alan haline geldiğinde doğru bilgiye ulaşmak da zorlaşır. Bilginin olmadığı boşluk ise çoğu zaman mitlerle doldurulur.
Bazı cinsel güçlüklerin sürmesinde de bu sessizliğin önemli bir payı olabilir. Kişi yaşadığı güçlüğü konuşamadığında yardım istemeyi erteleyebilir ve kendisini yalnız veya “anormal” hissedebilir. Partnerler ise aynı sorun hakkında konuşmadıkça birbirlerinin sessizliğini yanlış yorumlayabilir. İsteksizlik sevgisizlik, performans kaygısı arzusuzluk, sınır koymak reddedilme olarak algılanabilir. Oysa görünenin altında çok daha farklı anlamlar bulunabilir. Kişinin cinselliğe dair öğrendikleri, cinselliği ayıp, tehlikeli ya da yalnızca performans gösterilmesi gereken bir alan olarak algılaması, bedenine ilişkin kaygıları, utanç ve suçluluk duyguları, yakınlık kurmakta yaşadığı güçlükler veya partneriyle ilişkisinde dile getiremediği ihtiyaçları cinsel yaşantısına yansıyabilir. Bazen de kişi ne yaşadığını kendisi dahi anlamlandıramadığı için bunu sesli dile getirmekte zorlanabilir. Bu nedenle cinsellik hakkında konuşabilmek, yalnızca bir sorunu çözmekten ziyade o sorunun kişi için ne anlama geldiğini anlayabilmenin de başlangıcı olabilir.
Belki de cinselliği konuşmanın zor olmasının nedeni, yalnızca mahrem olması değildir. Cinsellik hakkında konuşurken aynı zamanda görülme riskini de alırız. Birine “bunu arzuluyorum” dediğimizde yalnızca bir isteğimizi değil, kendimizden de mahrem bir parçayı da ona gösteririz. “Bunu istemiyorum” dediğimizde ise karşımızdaki kişinin hayal kırıklığıyla karşılaşma ihtimalini göze alırız. Tam da bu nedenle cinselliği konuşabilmek güvenle yakından ilişkilidir.
Güvenli bir cinsel iletişim her arzunun karşılanması veya her konuda aynı şeyin istemesi anlamına gelmez. Asıl mesele, farklılıkların konuşulabildiği ve bir ‘hayır’ın ilişki için tehdit olarak algılanmadığı bir alan yaratabilmektir.
Toplumsal düzeyde de benzer bir şeye ihtiyacımız var; o da cinselliği sansasyonel hale getirmeden, utandırmadan ve yargılamadan konuşabileceğimiz bir dile. Çünkü cinselliği konuşmak onu değersizleştirmez; aksine daha bilinçli ve güvenli hale getirir. Konuşmadığımızda ise cinsellik yok olmaz. Yalnızca sessizliğin, korkuların, yanlış bilgilerin ve mitlerin içinde yaşamaya devam eder. Belki de cinselliği konuşabilmek, yalnızca karşımızdakine ne istediğimizi anlatmak değil, kendi arzumuzu, sınırlarımızı ve cinselliğe yüklediğimiz anlamları da duyabilmenin bir yoludur. Bazen bir şeyi konuşmaya başladığımızda yalnızca karşımızdaki bizi daha iyi anlamaz, biz de kendimizi biraz daha yakından duymaya başlarız.


