Cumartesi, Ağustos 8, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Psikoterapi Beyni Nasıl Değiştirir?

Yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren sinir hücreleri arasındaki iletişimin nasıl gerçekleştiği ve bu iletişimin düşünce ve davranışlara nasıl katkı sağladığı konusunda önemli bilimsel keşifler yapılmıştır. Nörobilim alanındaki çalışmalar, beynin işleyişi ve beyin hastalıklarının oluşum süreçleriyle ilgili önemli ilerlemeler kaydetmiş olsa da keşfedilmesi gereken daha çok şey bulunmaktadır. Örneğin zihnin ve özgür iradenin nasıl oluştuğu ve işlediği hâlâ tam anlamıyla açıklanamamıştır. Ayrıca beyin, yalnızca tıbbın değil; mühendislik gibi fen bilimlerinin yanı sıra psikoloji, siyaset, hukuk, felsefe, etik ve sosyoloji gibi sosyal bilimlerin ve çeşitli sanat disiplinlerinin de ilgi alanına girmiştir. Bu nedenle beyni ve insan davranışını anlamak, yalnızca nörobilimin sınırları içinde gerçekleştirilebilecek bir uğraş değildir (Uzbay, 2015).

İnsan beyni, farklı yaşam koşullarına uyum sağlayabilen, yaşam boyunca gelişmeye ve değişmeye devam eden bir yapıya sahiptir. Ancak beynin bu uyum yeteneği her zaman sağlıklı sonuçlar doğurmaz. Olumsuz yaşam koşullarına uyum sağlayan beynimiz, hayatta kalmamıza yardımcı olurken zaman içinde işlevselliğimizi bozan örüntüler de geliştirebilir. Bir dönem koruyucu olan bazı düşünce, duygu ve davranış biçimleri, koşullar değiştiğinde kişinin yaşamını zorlaştırmaya başlayabilir. Psikoterapi, bu örüntülerin fark edilmesine ve daha işlevsel biçimlerde yeniden düzenlenmesine olanak sağlayabilir.

Beyinlerimiz arasındaki bağlantılar ve ilişki içinde düzenlenebilme kapasitemiz sayesinde birbirimiz üzerinde iyileştirici etkiler yaratmamız mümkündür. Cozolino’ya (2017) göre psikoterapi, sosyal beynin gelişimini, nöral bütünleşmeyi ve yeni öğrenmeleri destekleyen özel bir ilişki ortamı olarak düşünülebilir. Güvenli ve destekleyici bir terapötik ilişki; stresin düzenlenmesine, yeni öğrenme süreçlerinin ortaya çıkmasına ve bireyin daha sağlıklı ilişki kurma biçimleri geliştirmesine katkıda bulunabilir.

Son yıllarda nörobilim ve psikoterapi arasındaki ilişki yeni bir döneme girmiştir. Nörobilim artık yalnızca ruhsal bozuklukların biyolojik yönlerini açıklamakla kalmamakta, terapötik değişim süreçlerini anlamak için de kullanılmaktadır. İnsan psikolojisi ve biyolojisi birbirinden tamamen ayrı düşünülemez. Duygular, düşünceler, ilişkiler ve yaşam deneyimleri beynin işleyişiyle karşılıklı etkileşim içindedir. Psikoterapi de yeni deneyimler ve öğrenmeler oluşturarak bu etkileşimin bir parçası haline gelir.

Son yıllarda geliştirilen beyin görüntüleme teknikleri, psikoterapötik tedaviyle ilişkili nörobiyolojik değişikliklerin invaziv olmayan yöntemlerle incelenmesine olanak sağlamıştır. Bu teknikler arasında manyetik rezonans görüntüleme (MRI), pozitron emisyon tomografisi (PET) ve tek foton emisyon bilgisayarlı tomografi (SPECT) bulunmaktadır. Bilişsel davranışçı terapi (BDT), kişilerarası terapi ve psikodinamik psikoterapi gibi farklı yöntemlerin uygulandığı danışanlar üzerinde çeşitli nörogörüntüleme çalışmaları yürütülmüştür. Psikoterapinin klinik iyileşme üzerindeki nörobiyolojik etkileri henüz bütünüyle açıklanmamış olsa da araştırmalar; nöroplastisite, bellek süreçleri ve gen ifadesiyle ilişkili değişiklikler üzerinde durmaktadır (Gönenir Erbay & Ünal, 2017).

Araştırmalar, BDT’nin prefrontal korteks, singulat korteks ve amigdalanın metabolizması ve aktivitesiyle ilişkili değişiklikler oluşturabildiğini göstermektedir. Subgenual singulat korteks aktivitesinin BDT’ye verilen yanıtta önemli bir rol oynayabileceği belirtilmektedir. Kişilerarası psikoterapinin prefrontal korteks, singulat korteks ve bazal gangliyonlardaki metabolik değişikliklerle; psikodinamik psikoterapinin ise özellikle prefrontal ve singulat korteksteki aktivite değişimleriyle ilişkili olduğu bildirilmiştir. Bununla birlikte bu bulgular, psikoterapinin beyinde her birey için aynı değişiklikleri meydana getirdiği anlamına gelmemektedir. Çalışmalar kullanılan terapi yöntemi, tanı grubu ve araştırma yöntemi açısından farklılaşmaktadır (Gönenir Erbay & Ünal, 2017).

Epigenetik, çevresel koşulların ve yaşam deneyimlerinin DNA dizisini değiştirmeden genlerin işleyişi üzerinde etkili olabildiği süreçleri ifade eder. Psikoterapi sırasında oluşan yeni öğrenmelerin, duygusal deneyimlerin ve ilişki biçimlerinin epigenetik ve nöroplastik süreçlerle bağlantılı olabileceği düşünülmektedir. Bu açıdan psikoterapi, beynin değişme kapasitesinden yararlanan ve beynin işleyişinin yeniden düzenlenmesini destekleyen bir süreçtir (Cozolino, 2017).

Psikoterapi açısından plastisite, yani beynin deneyimler doğrultusunda değişebilme yeteneği, geçmiş yaşantıların bugün üzerindeki etkilerinin dönüştürülebilmesini mümkün kılar. Terapi sürecinde kişi, çocukluk dönemine ait karşılanmamış ihtiyaçlarını ve geçmişten bugüne taşıdığı ilişki örüntülerini fark edebilir. Geçmişi bugünün bilgisiyle yeniden değerlendirmek, anılara eşlik eden anlamların ve duygusal tepkilerin değişmesini sağlayabilir. Geçmişte yaşanan olaylar değişmez; ancak bu olayların kişinin zihnindeki anlamı ve bugünkü yaşamı üzerindeki etkisi dönüşebilir. Bu bakımdan terapi, bize kendi hikayemizi farklı bir bakış açısıyla yeniden kurma olanağı sunar.

Terapistin görevlerinden biri, bireyin henüz söze dökemediği deneyimleri fark etmek, anlamlandırmasına yardımcı olmak ve bunları zihinsel bütünlüğünü destekleyecek biçimde kendisine geri sunmaktır. Terapötik ilişki içinde duygu, düşünce, bedensel deneyim ve anılar arasında yeni bağlantılar kurulabilir. Cozolino’nun (2017) yaklaşımında psikoterapötik iyileşmenin temelinde de bu nöral ve psikolojik bütünleşme bulunmaktadır.

Nörobilim araştırmaları, psikoterapinin herhangi bir kimyasal müdahale olmaksızın beynin işleyişiyle ilişkili değişimlere eşlik edebildiğini göstermektedir. Ancak psikoterapiyi yalnızca beyindeki bölgesel ya da kimyasal değişikliklere indirgemek, insan deneyiminin ilişkisel, toplumsal ve öznel boyutlarını gözden kaçırmamıza neden olabilir. Beyni anlamak için nörobilimin sunduğu veriler kadar psikolojiye, sosyal bilimlere ve insanın kendi deneyimine de ihtiyaç vardır (Uzbay, 2015).

Beynimiz değiştikçe biz de değişiriz. Biz değiştikçe ilişkilerimiz, yaşam öykümüz ve kendimizi görme biçimimiz de yeniden şekillenir. Psikoterapi, bu değişimin güvenli bir ilişki içinde ve yeni deneyimler aracılığıyla gerçekleşmesine alan açar.

Kaynakça

  • Cozolino, L. (2017). Psikoterapinin Nörobilimi: Sosyal Beyni İyileştirmek (M. Benveniste, Çev.). İstanbul: Psikoterapi Enstitüsü Eğitim Yayınları.
  • Erbay, L., & Ünal, S. (2017). Terapi beyinde ne yapar. Turkiye Klinikleri J Child Psychiatry-Special Topics, 3(2), 163-8.
  • Uzbay, İ. T. (2015). Beyni anlamak sadece nörobilim ile mümkün mü? Beyin yüzyılında nörolojik bilimlerden sosyal bilimlere yeni açılımlar, yeni yaklaşımlar. Üsküdar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, (1), 119-155.
Bahar Müldür
Bahar Müldür
Bahar Müldür, psikoloji lisans ve yüksek lisans eğitimini tamamlamış; psikanaliz, psikodinamik kuram ve rüyalar üzerine yoğunlaşan uzman psikologtur. Dinamik Terapi, Bilişsel Davranışçı Terapi, Aile Danışmanlığı ve Rüya Terapisi alanlarında kapsamlı eğitimler almıştır. İlgi alanları arasında rüyalar, insan ilişkileri, sanat, edebiyat ve sinema bulunmaktadır. Terapötik süreçte dinamik yaklaşımdan beslenen bir bakış açısıyla erken dönem bağlanma örüntülerini, nesne ilişkilerini ve ilişkisel tekrarları anlamaya odaklanır; bireyin içgörü kazanımı, duygusal düzenleme kapasitesi ve kendilik deneyiminin güçlenmesini destekleyen hedefleri önemser. Psikoloji bilgisini çok yönlü bir kuramsal zeminde derinleştirmeye devam etmekte ve psikodinamik yönelimde süpervizyonlarına devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar