“Ben artık çoğu şeyi ChatGPT ile konuşuyorum.”
Son zamanlarda bu cümleyi farklı şekillerde, farklı insanlardan duymaya başladım. Kimi yaşadığı ilişkiyi anlatıyor, kimi iş yerindeki bir çatışmayı, kimi ise gecenin bir yarısı zihnini susturamayan düşüncelerini… Ardından çoğu zaman benzer bir ifade geliyor:
“Bazen terapistim gibi oluyor.”
İlk bakışta bu cümle, yapay zekânın hayatımızdaki yerinin giderek büyüdüğünü düşündürüyor. Oysa biraz durup dinlediğimizde, bu ifadenin teknoloji hakkında olduğu kadar insan hakkında da önemli bir şey söylediğini fark ediyoruz. Çünkü bazen bir cümle, yalnızca kurulduğu anlamı değil, arkasındaki ihtiyacı da taşır.
İnsan, anlaşılmak isteyen bir varlıktır. Anlatabilmek, kelimelere dökebilmek ve anlatırken yargılanmayacağını hissetmek, çoğu zaman çözüme ulaşmaktan bile önce gelir. Belki de bu nedenle insanlar, kendilerine cevap veren değil; kendilerini konuşmaya devam ettiren alanlara yönelir.
ChatGPT tam da bu noktada birçok kişi için farklı bir anlam kazanmaya başladı. Günün herhangi bir saatinde ulaşılabilmesi, sabırla cevap vermesi, eleştirmemesi ve çoğu zaman düşünceleri daha düzenli bir biçimde geri yansıtması, onu yalnızca bir teknoloji ürünü olmaktan çıkarıp bazı insanlar için güvenli bir konuşma alanına dönüştürdü.
Fakat burada dikkat çekici olan, insanların neden bir yapay zekâ ile konuştuğu değil; neden buna ihtiyaç duyduğudur.
Belki de uzun zamandır ilk kez sözümüz kesilmeden konuşabildiğimiz için…
Belki yanlış anlaşılma kaygısı yaşamadan kendimizi ifade edebildiğimiz için…
Belki de bir başkasının duygularını gözetmek zorunda kalmadan yalnızca kendi iç sesimizi duyabildiğimiz için…
Aslında yazılan her cümle, yalnızca yapay zekâya değil, kişinin kendisine de yönelmiş olur. Düşünceler yazıya döküldükçe şekil alır. Duygular isim kazandıkça biraz daha anlaşılır hâle gelir. Zihinde birbirine dolaşmış gibi görünen yaşantılar, bazen yalnızca anlatıldığı için bile daha düzenli hissedilebilir. Bu yönüyle yapay zekâ, kişinin kendi düşüncelerini organize etmesine yardımcı olan bir araç işlevi görebilir.
Ancak tam da bu noktada önemli bir ayrımı korumak gerekir.
ChatGPT bir terapist değildir.
Bu cümle, yapay zekânın yetersiz olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde psikoterapinin yalnızca tavsiye vermekten ibaret olmadığını da hatırlatır. Terapi; yalnızca doğru cümleleri duymak değil, kurulan ilişkinin içinde kendini yeniden tanımak, tekrar eden örüntüleri fark etmek, bazen söylenmeyenleri de duyabilmek ve tüm bunları etik ve bilimsel bir çerçevede ele alabilmektir.
Bir terapist, yalnızca anlatılan olayı dinlemez. O olayın kişinin yaşamındaki yerini, geçmiş deneyimleriyle ilişkisini, duygularını, bedenini ve ilişki kurma biçimini de anlamaya çalışır. Aynı cümle iki farklı kişi tarafından söylendiğinde, taşıdığı anlam bambaşka olabilir. Psikoterapiyi özgün kılan da tam olarak bu bireyselliğe gösterilen özendir.
Buna rağmen insanların ChatGPT ile kurduğu ilişkiyi küçümsemek de kolaycı bir yaklaşım olur. Çünkü bu durum, çağımızın önemli bir gerçeğine işaret ediyor olabilir. Giderek daha fazla insan konuşacak birini değil, güvenle konuşabileceği bir alan arıyor.
Belki de “Terapistim ChatGPT.” cümlesini bu kadar dikkat çekici yapan şey de budur.
Bu cümle, yapay zekâya duyulan güvenden çok, insanın duyulmaya duyduğu özlemi anlatıyor olabilir.
Teknoloji değişiyor, iletişim biçimleri dönüşüyor, hayat hızlanıyor. Ama insanın temel ihtiyacı pek değişmiyor. Hâlâ görülmek, anlaşılmak ve duygularına yer açılmasını istiyor.
Kendimize sormamız gereken soru, insanların neden yapay zekâyla konuştuğu değil; neden bunu başka insanlarla yapmakta giderek daha fazla zorlandığıdır.


