“Ben kimim?” sorusu insanın hayatının farklı dönemlerinde kendisine yönelttiği en temel sorulardan biridir. Ancak günümüzde bu soru özellikle genç yetişkinlik döneminde daha fazla karşımıza çıkmaktadır. Çünkü birey artık sadece kendisini tanımaya çalışmaz; aynı zamanda ailesinin, toplumun ve içinde yaşadığı kültürün ona sunduğu kimliklerle kendi iç dünyasında hissettiği benlik arasında bir denge kurmaya çalışır.
İnsan dünyaya geldiği andan itibaren bir çevrenin içine doğar. Ailesi, kültürü ve toplumu ona bazı değerler, roller ve beklentiler sunar. Bu süreçte birey hem ait olmayı öğrenir hem de kendisini tanımlamaya başlar. Ancak zaman içinde önemli bir soru ortaya çıkar: “Ben gerçekten böyle biri miyim, yoksa benden beklenen kişi olmaya mı çalışıyorum?”
Kimlik gelişimi yalnızca bireyin kendi iç dünyasında gerçekleşen bir süreç değildir. Kimliğimiz; ailemiz, sosyal çevremiz, yaşadığımız toplum ve kültürel değerlerimizle birlikte şekillenir. Bu nedenle birey bir yandan ait olduğu çevrenin etkisini taşırken diğer yandan kendi özgün benliğini oluşturma ihtiyacı hisseder.
Toplum çoğu zaman bireylere belirli başarı ölçütleri sunar. İyi bir meslek sahibi olmak, güvenli bir hayat kurmak ve belirli bir statüye ulaşmak önemli hedefler olarak görülür. Ancak her bireyin yetenekleri, ilgileri ve hayattan beklentileri aynı değildir. Bazen kişi ailesinin istediği hayat ile kendi istediği hayat arasında sıkışabilir.
Bu çatışmayı yaşayan bireylerde “Başarılı olduğum halde neden mutlu değilim?”, “Yaşadığım hayat gerçekten bana mı ait?” gibi sorular ortaya çıkabilir. Çünkü çocukluk döneminde kabul görmek ve sevilmek için geliştirdiğimiz bazı davranışlar yetişkinlik döneminde sorgulanmaya başlanır.
Genç yetişkinlik dönemi, kişinin kendi kimliğini yeniden değerlendirdiği önemli bir süreçtir. Bu dönemde birey kendi değerlerini, isteklerini ve hayattan beklentilerini fark etmeye çalışır. Sağlıklı kimlik gelişimi, kişinin hem ait olduğu ilişkileri koruyabilmesi hem de kendi bireyselliğini oluşturabilmesiyle mümkündür.
Günümüz dünyasında kimlik oluşumunu sosyal medya, tüketim kültürü ve dış onay arayışı da etkilemektedir. İnsanlar bazen kendi iç dünyalarını keşfetmek yerine başkalarının onları nasıl gördüğüne odaklanabilir. Bu durum kişinin gerçek benliğiyle bağ kurmasını zorlaştırabilir.
Bu süreçte bireyin kendisine şu soruları sorması önemlidir: “Benim değerlerim neler?”, “Bu seçimi gerçekten ben mi yapıyorum?”, “Beni mutlu eden şey ne?” Kendi iç sesini duyabilmek, sağlıklı bir kimlik oluşumunun temelidir.
Ailelere de önemli sorumluluklar düşmektedir. Ailenin görevi çocuğa hazır bir kimlik vermek değil, kendi kimliğini keşfedebileceği güvenli bir alan oluşturmaktır. Çocuğun seçimlerine, farklılıklarına ve ilgilerine alan açmak; onu sadece başarılarıyla değil, olduğu haliyle kabul etmek sağlıklı benlik gelişimini destekler.
Sonuç olarak “Ben kimim?” sorusu yalnızca bireysel değil, aynı zamanda sosyal bir süreçtir. İnsan kendisine öğretilen kimliklerle kendi oluşturduğu kimlik arasında bir denge kurmaya çalışır. Gerçek kimlik, kişinin kendi değerlerini tanıdığı, ilişkilerini koruduğu ve kendi hayatının sorumluluğunu alabildiği yerde oluşur.
Kaynakça
Dalbay, R. S. (2018). Kimlik ve Toplumsal Kimlik Kavramı.
Doğru Çabuker, N. & Balcı Çelik, S. (2019). Ayrışma-Bireyleşme ve Kimlik Algısı Üzerine çalışmalar.
Kavut, S. (2020). Dijital Kimliklerin Dönüşümü üzerine çalışmalar.


